Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,36 / Satış: 3,38
€ EURO → Alış: 3,63 / Satış: 3,64

AYAKKABI BOYACISI

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 14.11.2016
  • 97 kez okundu

Zor iştir ayakkabı boyacılığı yapmak. Onların genellikle iş mekanı Anıtpark’tır. Güneşli havalarda her şey yolunda gider. Müşteri az olsa da en azından üşümezler. Böylesine soğuk havalarda ise Allah yardımcıları olsun. Öyle pahalı bir şey de değildir, ayakkabı boyatmak. Üç lira, beş lira derken ekmek parası ya çıkar, ya çıkmaz. Dün hava yine soğuktu, ayakkabı boyacıları için kabus dolu bir gün. Müşteri fazla olmadığı gibi soğuktan da titrediklerini görmek insanın içini burkuyor. Ben onları seyrederken, yıllar öncesine gittim. Rahmetli Abdurrahman Abi geldi aklıma. Bilenler bilir eski tekel binasının önünde uzun ve donanımlı bir mekanları vardı. Üstü sağı solu kapalı, önü açık bir mekan. Yazın güneşten yanmadıkları gibi, kışın da kar ve yağmurdan çok etkilenmezlerdi. Yedi veya sekiz ayakkabı boyacısı aynı anda iş yapardı. Gölcük’ün nüfusu bugün ki gibi rakamlara ulaşmamasına rağmen ne hikmetse o günlerin farklı bir bereketi vardı. Ayakkabı boyacılarının evleri gibiydi yıllar önceki huzurlu mekanları. Bugün zor şartlar altında yazın sıcaktan yanarak, kışın da soğuktan donarak ekmek paralarını çıkarmaya çalışıyorlar.

MALACI

İnşaat işi zordur. Temeli kazarsın, hafriyat gerek. Temel atarsın beton gerek. Allah’tan teknoloji oldukça ilerledi de eskisi gibi temeller kazma kürekle kazılmıyor, betonlarda el yordamıyla atılmıyor. Kocaman kocaman mikserler var. İşin bu yolu oldukça kolay. Malacı’nın ise dünde bugün de kaderi değişmiş değil. Duvarlar örüldükten sonra sıra onlara gelir. Ellerinde sehpaları bir elinde mala diğer elinde ıslak çimentoları şappada şuppada duvarlara vurup dururlar. İnşaatın o bölümünde çimento kokuları farklı bir aroma salar. Zemin ıslak olduğundan Malacı özellikle kış aylarında oldukça üşür. Lakin bir heykeltıraş ustalığıyla duvarlara ıslak çimentoyu önce vurur, sonra da onu malayla düzeltir. Bir bakmışsınız ki pırıl pırıl bir zemin. El işçiliği el yordamı göz kararı derken, ekmeğini taştan çıkaranlar listesinde Malacı bir sonraki duvarın oda bitince daha sonrakilerinin hesabını yaparak, hayata tutunmaya çalışır.

SÜTÇÜ TAHİR AMCA

Belki de dünyanın en eski mesleğidir sütçülük. İneği koyunu keçiyi sağarsınız, onları bir damacanaya koyar elinize de bir litrelik kabı alır, sütçü sütçü diye mahalle mahalle dolaşırsınız. Her gün aynı ritimle aynı işi yapmak çokta kolay değil. Bir süre sonra büyük veya küçükbaş hangisiyse ekmeğini yediğiniz hayvanlarınızla aranızda duygusal bir bağ oluşur. Onlara isim takarsınız; sarı kız, sarı çiçek gibi. Sonra müşterilerinizle aranızda farklı bir dostluk ilişkisi kurulur. Evlerde heyecanla sizi beklerler. Evin hanımı ya bebeği için veyahut ta kuracağı yoğurt için sizin kapısını çalmanızı bekler. Kimi zaman sizlere bir bardak çay ikram ederler. Kimi zaman yanında kek ve bisküvi de olur. Şöyle bir soluklarınızsınız. Şu süt işinde en son müşteriler kimi zamanda en şanslı olanlarıdır. Damacananın dibinde kalan belki yarım belki bir litre süt için hadi bu da benden olsun diyerek onu da kabınıza boşaltırlar. Ben garnizon içerisinde Sütçü Tahir amca ile tanışmıştım. Mahallenin sütçüsü o’ydu. Aslında yine mahallenin nazara gelen çocukları okuyan hocası da oydu. Zaman zaman sütün kaymağından yaptığı tere yağlarla kapınızı çalar, o dönemlerde süt bol, tereyağı da bol olduğu için fiyatı da uçuk kaçık olmazdı. Bugün sokaklarda nice Sütçü Tahir Amcalar var. O günden bugüne değişen tek iyi yanı eskiden koca damacanalar sırtlarda veyahut el arabalarında taşınırken şimdi, taksiler var veyahut minibüsler, işte her neyse. Önemli olan sütün vatandaşa ulaşımında Tahir Amca metoduyla hareket etmek. Yani süte su karıştırmamak. Ekmeğin kapısını çalarken, helale haram katmamak. Bozuk süt insan sağlığı için de tehlikelidir. Kimi zaman zehirler. İşte onun içindir ki ağzınızdan kimi zaman kimileri için şöyle bir laf çıkar, “ne sütü bozukmuş be!” işte hayat eğer bir ekmek aramaksa, o sütün hayvanın memelerinden bebelerin dudaklarına kadar gideceği süre içerisinde akça ve pakça olmasıdır. Ne mutlu ekmeğini alın teri göz nuru ve el emeğiyle kazanıp sabah “hadi bana eyvallah” diyerek evden çıktıktan sonra, gönül rahatlığı içerisinde eve döndüğünüzde “hoş geldiniz” sözüyle karşılanmaya. Öyle olmak lazım.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ