Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,50 / Satış: 3,52
€ EURO → Alış: 3,73 / Satış: 3,75

BENDE YEDİM SANKİ

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 24.11.2016
  • 159 kez okundu

Bizim yetişme tarzımız aile yapımızdan kaynaklanır. Önce insan olmak birinci vazifemiz, gazeteci olmak sonra gelir. Her zaman düşündüklerimi yazdığım gibi olmam gereken yerlerde bulunmayı aile geleneğinden alırım. Hiç farklı yerlerde durmadım, vicdan ve cüzdan arasında sıkışanların gazeteci olmadığını ama her şeyden önce insan olmadığını da bilirim. Bir yere elinizi uzatırken onun yarın size yol su ve elektrik olarak döneceğini düşünmeden hareket edeceksiniz. İşte dünyaya ölmek için gelen insanın kerameti önce insan olmakta yatar. Görürsünüz, kerameti kendinden menkul olan şeyhleri. Öyle olmak, bizlere yakışmaz. Çünkü biz keramet sahibi değiliz. Kimi zaman bir yerde konuşmacı olarak bulunuyorsam, şu cümleyi kullanmışımdır “aziz dostum” bu aslında saydam olan ve şeffaf olan herkes için söylenmiş kalpten bir sözdür. İnanmadığınız bir şeyi karşınızdakine söylemeyeceksiniz. Ne yazık ki, toplumda arkadaşım diye arkadan dolananlar farkında olmadan size bir taş ağırlığı yaparlar. Biz kimseyi sırtımızda taşıyacak değiliz. Çünkü hayatımız boyunca kimsenin sırtına binerek te gezmedik. Hz. Mevlana’nın sözlerine önem veren bir insan olarak, ya olduğun gibi görüneceksin ya da göründüğün gibi olacaksın. Bunu başarmak, işte önce insan kalabilmektir. Lakin hiç bir insanda aptal değildir. Yaratan ona akıl ve fikir vermiştir, kullansın diye. O nedenle sokakta gezerken etrafınıza bakarken içinizden şöyle duygular geçebilir, yahu şu hale bak bir sürü elbise dolaşıyor, içinde insan yok. Bir başka tarafta da bir çok insan dolaşıyor, üzerinde elbise yok. Hayatta bütün bunların var olduğuna inanarak adımlarınızı attığınızda her şeyden önce kendi içiniz rahat olur. Bir sofra için başka masalarda bulunmak yeri geldiğinde o sofraları öyle bir genişletir ki rahmetli Barış Manço’nun dedği gibi “Muhallebi yerken kırılır dişi.” O halde sen seni bil sen seni, sen seni bilmezsen gün gelir patlatırlar enseni. Hayata pozitif bakıp Nasrettin Hocanın dediği gibi eşekten düştüğünüzde “zaten inecektim”, derseniz gün gelir göle de maya çalıp “ya tutarsa” diye söyleyebilirsiniz. Ama ben Yunus’un şu sözünü de çok beğenirim “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim, aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni.” Hayat böyle bir şeydir. İnsanlar inançlarıyla yaşarlar. Neyi düşünüyorsanız, yerin altında da karşınıza o çıkar. Sahte dostlar sahte para gibidir. Her ne kadar gıcır gıcır görünse de gönüllerden geçmez. Derler ya insanı üç şeyle sınayacaksın, bir yolda, bir masada, bir de verdiği sözlerin veya konuştuklarının arkasında durup durmadığında. Annem bana öyle söyler “Evlat, insan sosyal bir varlıktır, sen de o hayatı dolu dolu yaşayanlardansın. Herkesin yanına işin ve mesleğin gereği gidiyorsun, bunlar olması gerekenler. Ama bu evde kuralları ben koyarım, buraya getirdiklerine dikkat edeceksin.” Genelde öyle yaparım ama neticede ben insanları bir kavun gibi koklayamam ya. Neticede kimi zaman “ne bileyim ben” demesini de bilirim. Ben bilmem, Yaradan bilir. Onun için sizin adınıza varlıklarını ortaya koyan özellikle anne ve babalarınızın sözlerine dikkat edeceksiniz. Hayat bir aynadır, genelde çocuklarda o aynaya bakarak hareket ederler. Bakın size bir hikaye anlatayım. Adamın biri yaşlanmış, artık elden ayaktan düşmüş. Oğlu eve bir küfeyle gelmiş. Baba anlam verememiş. Sonra “Haydi baba bin şu küfeye” deyince, baba “Eyvah” demiş. Çaresiz küfeye binmiş. Oğlu sırtladığı gibi onu bir dağ başına götürmüş. Baba oğluna sormuş “Oğlum beni bu dağ başına niye getirdin?” evlat cevap vermiş “E baba sen de senin babanı elden ayaktan düşünce bir küfeye koyup bu dağ başına getirmemiş miydin?” demek ki dünya etme bulma dünyasıdır. Demek ki bu dünyada ne yaparsan sonunda onun karşılığını şu küfe misalinde olduğu gibi bulacaksan bil ki aynı küfeye öbür tarafta da seni bindireceklerdir. Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde tatlı bir kız yaşarmış, boğaz içinde. Hayatta böyle bir şarkı bir hikaye gibidir. Ulubatlı Hasan İstanbul burçlarına Osmanlı sancağını diktiğinde onlarca ok yemesine rağmen hiç eğilip bükülmedi. Tıpkı Çanakkale’de Seyit Onbaşının kendi ağırlığının üç katı top mermilerini bataryanın içine sürdüğü gibi. Sonunda hayata insan olmak için gelenler haklı bir gururun mükemmel bir zaferin sonunda da Yaratanın rızasını kazanarak şehit olmayı başarırlar ki biz şunu iyi bileceğiz, ne olursak olalım onlar bizim ecdadımızdır. Ya onlara bakarak yaşarsın  ya da bu dünyaya ot gelip saman gidersin. Şu lafı pek sevmesem de cümlemizi böyle noktalayalım; anlayana sivri sinek saz, anlamayana da sazı soksan az.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ