Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,45 / Satış: 3,46
€ EURO → Alış: 3,66 / Satış: 3,68

DÖVİZLERİ BOZDURALIM, ALTINLARI SATALIM

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 29.11.2016
  • 239 kez okundu

Dövizin aşırı yükselişi piyasaları anormal derecede etkiledi. Mesela bizim kağıt fiyatlarına %25 zam geldi. Şimdi dövizleri bozduralım gibi sözleri sık duymaya başladık, e oldu olacak altınları da satalım. Vatandaş hangi dövizi biriktirdik bozdursun diyordu, dün kahvede konuşan ahali. Evdeki kadınlar da yastık altında çeyrek mi kaldı ki bozduralım demeye başladılar. Enflasyon Aralık’ta ne olur bilemem Ocak başında belli olacak, görünen köy ise vatandaşlar zaten yüklü miktarda döviz olmadığı gibi evdeki kadın da çeyrekten bahsedince altının durumu da yastık altında kalmamış gibi gözüküyor. Bütün bunlara sokaktaki sade vatandaşın gözünden baktığınızda şu an için mesela limonda, balkabağında, mandalinada, pırasada, patlıcanda, soğan ve patateste aşırı bir dalgalanma görünmüyor. İyi güzel de döviz mesela neyi etkileyecek? Beyaz eşya fiyatlarını. Hani şu gelir durumu ne olursa olsun cep telefon fiyatlarını, ulaşımı, elektriği, doğalgazı, anlayacağınız çok zaruri olan ne varsa bütün bunları. Meseleye soğan patatesten bakarsak, dövizde sıkıntı yok ta, zeytinyağı fiyatları ne olacak? Bu önemli. Gölcük’ten İstanbul’a gidenler veya İzmit’e gidenler, artıştan ne kadar etkilenecek; bütün bunlar önemli. Ekmek fiyatları şu an için sağ olsun valilik kararıyla bir lira. Peki acaba o bu artışlardan etkilenecek mi? E biz Marie Antoinette’nin ülkesinde yaşamıyoruz ki, ekmek bulamazsan pasta ye diyelim. Türkiye’nin enerji için harcadığı para buna tabi ki başta petrolü koyacak olursak, elli milyar dolar civarında. Dövizdeki artış tüp parası açısından hazinemize ne kadar yük getirecek son derece önemli. Enerji konusunda dışa bağımlı olduğumuz sürece handikaplarımızı aşmamız çokta kolay değil. İhracat ve ithalat dengemizde; ihracat bir ise ithalat iki. Bu kısaca şu anlama geliyor, yüz liralık satıyorsak iki yüz liralık alıyoruz. Aldıklarımıza döviz olarak para ödediğimize göre dövizdeki artışın bizlere olumsuz bir şekilde yükleneceği aşikar. Evet, dövizleri bozduralım, altınları satalım, iyi güzel de bir verip iki aldığımız sürece bu işlerden nasıl kurtulacağız? Birde onu anlayalım.

 

Horoz Yolu Bilmezse

Hoca, tavukçuluğa başlamış. Temmuz sıcağının kg. vurduğu günlerde, tavuklannı satmak için Akşehir’den Düşmüş Konya yollarına.

Lâkin cehennem sıcağında yol uzadıkça uzamış. Hoca bu ya, hayvancıklar sıcaktan telef olmasın diye kafesten yola salmış. Tavuklar ipten kurtulmuş gibi gıdaklaya rak sağa sola dağılmış. Hoca ne yapsın? Sopasını kaptığı gibi horozu kovalamaya başlamış. Bir taraftan da bağırıyormuş.

– Bre ahmak! Zifir karanlıkta sabahın olacağını bilirsin de Konya’nın yolunu niçin bilmezsin?

 

Borcuna Sadık Müşteri!

Bizim Nasreddin Hoca’nın yapmadığı iş olur mu? Bir dönem de pazarda meyve sebze satmaya başlamış. Sizlere ömür, vefat eden bir ahbabının hanımı, tezgâhına gelerek narlara, incirlere, şeftalilere bakmış; hepsinin fiyatını sormuş. Lâkin, ne alıyor ne de tezgâhın önünden aynlıyormuş.

Hoca, kadına:

– Hele şu incirden bir tat, demiş… Parası kolay, bugün olmazsa yarın ödersin.

– Yok tadamam, demiş kadın, niyetliyim de. Yedi yıl önceden oruç borcum vardı, onu ödüyorum! İyi görünüyor, sen üç beş okka tart bundan!

Söylediğine bin pişman:

– Tanrı’ya borcunu yedi yıl sonra hatırlayan kişi, demiş, kula borcunu tanır mı?

 

Hamam Parası

Hoca ne zamandır hamama gitmiyormuş. Şöyle dört başı mamur, tenine yakışır bir hamam sefası yapmak niyetiyle hamamın yolunu tutmuş. Hamam ashabından kim tanır ki Nasreddin Hocayı? Mübarekler gün yüzü mü görüyorlar, el içine mi çıkıyorlar? Bakmışlar hırpani kılıklı bir âdemoğlu; ilgilenmemişler bile. Verdikleri tasın bakırı çıkmış vaziyette; tuttukları peştamal eski mi eski… Hoca işini bitirip çıkarken aynacıya on akçe bırakmış. Hamamcılar paşalar gibi uğurlamışlar Hocayı ama, hoş karşılamayınca hoş uğurlama neye yarasın…

Ertesi hafta Hoca yine hamama gitmiş. Bu sefer Hoca’ yı el üstünde tutmuşlar. Hizmetin kusursuzunu yapmışlar; hürmetin kusursuzunu etmişler. Hoca kurunmuş, taranmış, çıkarken aynacıya bir akçe bırakmış. Söylemeyi de unutmamış:

– Yanlış anlamayın çocuklar, bugünün ücretini geçen hafta ödemiştim; bu bir akçe geçen haftanın ücreti!

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ