Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,50 / Satış: 3,52
€ EURO → Alış: 3,73 / Satış: 3,75

ÖLÜME BİLEREK DAVETİYE

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 30.11.2016
  • 47 kez okundu

Bazı ölümler içimizde korkunç bir ürperti uyandırır. Akıl almaz bir ihmalin sonucu hayattan koparılanlar aslında kasten adam öldürmeye girerler de onun ceza hukukundaki karşılığı nedir bilemem. Adana’da özel bir öğrenci yurdu. Orada 34 kız öğrenci kalıyor ve yurdun üçüncü katı ahşap. Elektrik kıvılcımından çıktığı söylenen yangında birde bakıyorsunuz ki ölümden kaçanlar yangın merdivenine doğru koşmuşlar ve kapı kapalı. Bu nasıl bir sorumsuzluktur? Bu oradaki çocukları bile bile ölüme göndermek değilse nedir? Yahu kardeşim yangın merdiveni kapısı hiç kilitli olur mu? Orası bir acil çıkış yeri değil mi? Niçin bunlar bizim ülkemizde oluyor? Bu kadar sorumsuzluk bu kadar laubalilik, insanın aklının alası gelmiyor. Bütün bunlar batıda niye yok, bizde niçin var? Sokakta insanlara buna benzer olaylar karşısında mikrofon tuttuğunuzda neden “Burası Türkiye” diyorlar? Şimdi bundan sonra sorumluları bulsanız ne olur? Onları yargılayıp en ağır cezaları verseniz ne olur? Ölenleri geri getirebilecek miyiz? Demek ki o yurdu kuranlar çalışanları hiç eğitmemişler. Eğer orası mükemmel işleyen bir kız öğrenci yurdu olsaydı, ne üçüncü katı ahşap olur ne de yangın merdivenine ulaşılacak kapı kilitli olurdu. Şimdi ağlamakla, ağıtlar yakmakla kimseyi geri getiremeyeceğimize göre bu işin sorumlularını öyle bir ağır cezalandırın ki herkese örnek olsun. Ne diyelim, ölen öğrenci kardeşlerimize Allah’tan rahmet ve milletimize de sabırlar ve başsağlığı. Biz ne dersek diyelim ne söylersek söyleyelim neticede ateş düştüğü yeri yakıyor.

TELEVİZYONDAKİ TARTIŞMA BİÇİMİ

Aslında “Konuşan Türkiye” lafını çok severim. Bu sözü rahmetli Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel söylemiştir. Konuşan Türkiye, aslında insanların özgürce düşüncelerini ifade edebildiği çağdaş ve modern bir Türkiye’dir. Bu anlamda televizyon ekranlarındaki tartışmaları izlemekten zevk alırım. O düşünceyle ekran başına geçsem de zevk almadığımızı hiddetlendiğimizi zaman zaman da “yuh artık” dediğimizi hepimiz biliyoruz. Birbirinin sözünü kesen konuşmacılar, hakarete varan sözler, halka “Konuşan Türkiye”yi değil “bağıran ve kavga eden bir Türkiye”yi çağrıştırıyor. Aslında moderatörler de o oturumları layıkıyla yönetemiyorlar kanaatindeyim. Program süresini çağırdığınız konuşmacılara eşit olarak bölersiniz. Bir kaç dakika karşılıklı suçlamalara cevap hakkı tanıdıktan sonra, ana konuya gelirsiniz. Tartışmacılar ekrana çıkmadan önce onları kendilerine söylersiniz. Bir nevi centilmenlik anlaşması yaparsınız. Bu konuyu da ekranda dile getirip, halka duyurursunuz. Ondan sonrası daha düzgün bir şekilde yürür diye düşünüyorum. Aksi takdirde vatandaş “Yuh yahu koca koca insanlar halkın önünde tartışmayı dahi beceremiyorlar” infialine insanları kaptırmamış olursunuz. Evet biz konuşan Türkiye istiyoruz, televizyon tartışmalarında da konuşan Türkiye’nin amacına uygun bir şekilde ekranlara yansımasını istiyoruz. Çünkü laf kalabalıklığı yapanları millet hiçte hoş gözle karşılamıyor.

 

Adam Ve Su

Su pis bir adama:

– “Ey pis adam koş bana gel ki seni temizleyeyim.” dedi.

Pis adam:

– “Sudan utanıyorum.” dedi.

Su bunun üzerine:

– “Eğer utanırsan nasıl temizleneceksin, bu pislik benim dışımda nasıl temizlenir.” dedi.

* Gönül ten havuzunda çamura bulandı, ama ten gönül havuzunda temizlendi.

* Ten deniziyle gönül denizi birbirine bitişiktir, fakat aralarında bir berzah – bir aralık – vardır, birbirlerine kavuşmazlar.

 

Aptal Aşığın Hali

Ahmak bir aşık sevgilisine tenha bir yerde ulaşınca, onu hemencecik sarıp öpmeye kalkıştı …

O dünyalar güzeli sevgili geri geri çekilerek o aptal aşığı azarladı .

– “Küstahlık etme, edebsizliğin, hayasızlğın lüzumu yok, aklını başına topla!..” diye bağırdı.

Aşık bunun üzerine şaşırıp kaldı.

– “Burası ıssız tenha bir yer ikimiz yapayalnızız in yok cin yok, su ortada duruyor, suyun başında da benim gibi çılgın bir susuz, artık nasıl sabredebilirim.

Görüyorum ki hafif hafif esen aşk rüzgarından başka bir şey yok, vuslatımıza kim mani olabilir, kim halimizden haberdar olabilir.” dedi.

Sevgili sesini daha da yükselterek aşığını iyice azarladı :

– “A!.. akılsız aşık.. Meğer sen aşık değil budalanın tekiymişsin. Sen bilmiyor musun ki her hareket edeni bir hareket ettiren vardır. Rüzgarı esiyor gördün mü, bil ki onu bir estiren bir harekete getiren var. O da her şeyi Yaradan Yüce Allah’tır!..” dedi.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ