Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,45 / Satış: 3,46
€ EURO → Alış: 3,66 / Satış: 3,68

SABRIN SIRRI

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 29.11.2016
  • 344 kez okundu

Bazen sorarım kendime, “Bugün dünden daha sabırlı mıydım? , diye.                    Sabrederek, pek çok sorunu çözebiliyor muyum?” ya da “Ben kimim, sabırla hayatını kendi yöneten mutlu biri mi, yoksa amacına ulaşmak için kırıp döken koşturan, feveran eden, telaşlı aceleci mi?”

Bir olay karşısındaki tavrınıza bir bakın bakalım, nasıl bir çizginiz var? Biliyorum, belki de böyle bir soru düşünmemiştiniz, kim bilir sabırsızsınız ya da çok sabırlı.

Şu bir gerçek ki hayatın yönetimini eline almak pek çok yetenek ister ama öncelikle SABIR . Eğer hayatınızın yönetimini kendi elinize almak istiyorsanız, ‘sabırlı’ olmak zorundasınız. Hem de her şeye.

Eşler birbirimize, öğretmenseniz, öğrenciye; anne babaysanız, çocuğunuza; müdürseniz çalışanlarınıza; şoförseniz yolcularınıza sabredin.

Mutluluk için, “bir isteğin, özlemin yerine geldiğinde duyumsanan sevinç” der, TDK. Sabır içinse, “olacak ya da gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme,

öfke doğuracak bir şey karşısında bile öfkelenmeme durumu”, olduğunu yazar.

 

Bir isteğin, bir özlemin yerine gelmesi içinse sabır ve emek gereklidir ancak o zaman sağlıklı kararlar alarak hareket eder, istediğimiz sonuca ulaşırız. Sabır, bizler için bir erdemdir. Bu sayede kararlı ve azimli bir özelliğe sahip oluruz. Bu özelliklerimiz varsa vazgeçmeden, telaşlanmadan bekleyerek istediğimizi elde edene kadar devam eder, amacımıza ulaşırız.

Sabır, en çok da aile içinde birbirimizle olan ilişkilerde önem taşır. Anne baba, çocuk birbirimize sabretmeyi öğrendiğimizde; çocuklarımız, onlara kurduğumuz sıcak samimi aile yuvasında hem akademik, hem değerlerimiz ölçüsünde sabırla gelişir büyür, topluma saygın ve erdemli kişiler olarak döner.

Bazen, belki de çoğu zaman sabırlı olma konusunda başarılı değiliz. Öfkelerimize yenik düşüyoruz, bekleme sabrını gösteremiyoruz, motivasyon teknikleri geliştiremiyoruz. En kötüsü de bunun farkında olamıyoruz.

Sadece gençlerimiz değil, bizlerde çok çabuk vazgeçiyor, kendimizi kısa süreli mutluluklarla avutmuş oluyoruz. Her şeye rağmen sabredenlerde var tabii, başarısını dolayısıyla mutluluğunu uzunca bir süre elinde tutmuş olanlar, onlar.

Anlık zevklerimizden uzak durmak ve onları erteleyebilmek akıllıca bir davranıştır. Örneğin, önünüze konulan tatlıya hayır diyebilmek gibi çünkü biraz önce çok yemek yediniz ardından tatlınızı da aldınız ama önünüze bir başka tat daha sunuldu. “birde bunun tadına bak, çok güzel” …

Tam bu nokta da sabrın sırrı, kendimize stratejiler geliştirmeli, “hayır” diyebilmeli, masadan kalkmalı, uzaklaşmalı, ne bileyim su içmeli gibi gibi…. Kendimizi oyalamaya çalışmalı, tıpkı bu okul öncesi bir grup çocuğun yaptığı gibi kendimizi motive edebilmeli, yönetebilmeliyiz.

Erken yaşlarda verilen eğitim, yaşam boyu mutluluk getirir. Kolay olmayan her türlü rekabetin çocuk yaşta verilen eğitimle başarıya götürüldüğü artık kesinleşmiştir.

Her neye olursa olsun, sabrettiğiniz şey selamete ersin. Sevgiyle kalın….

 

LOKUM TESTİ

Stanford Üniversitesi’nden, Psikolog Walter Mischel 1960 yılında aynı üniversitenin yuvada kalan dört yaşındaki öğrencileri üzerinde bir irade denemesi uyguladı.

Çocuklar dört yaşındayken yapılan bu uygulamaya katılan denekler sonraki yıllarda tam on dört yıl boyunca takip edildiler.

Deney amaçlı olan bu uygulama şöyleydi: Çocukların önüne birer tane lokum konuldu ve onlara “işimizi yapıp buraya tekrar dönünceye kadar lokumu yemeyenlere bir lokum daha vereceğiz. 20 dakika dayanınız” denildi.

Bu süre içerisinde çocukların üçte biri lokumu hemen yedi. Diğer üçte ikisi ise, çok büyük bir irade mücadelesi ile ikinci lokumu almanın zamanının gelmesini bekledi.

İkinci lokumu da almak isteyen bu çocukların çok çeşitli dayanma stratejilerine başvurduğu gözlemlendi. Bazıları gözlerini kapıyor, bazıları yere kapanıyor, bazıları da dikkatini başka şeylere vermek için kendi kendisine konuşuyordu. Şarkı söyleyen de vardı, ellerini çırpan da. Bir kısmı oyun oynuyor, bir kısmı ise uyumaya çalışıyordu.

Lokumu hemen yiyenler ise; o an için çok rahattı. Peki, yaşam onlar için hep böyle rahat ve keyifli olacak mıydı? Şimdi buna bir bakalım:

On dört yıl boyunca izlenmeye devam edilen bu çocuklar şu farklılıkları sergilemişlerdir:

Lokumu hemen yemeyen ve hazları erteleyen çocuklar sonraki yıllarda ergenliğe ulaştıklarında sosyal açıdan daha yeterli durumdaydılar. Kişisel gelişimleri daha sağlıklı ve etkileyiciydi. Kendilerini ifade edebilmek ve sorunlarla mücadele etmek konusunda çok başarılıydılar. Stresli durumlarla karşılaştıklarında hemen bozguna uğramıyorlar ve stresi alt etmek için çeşitli stratejiler geliştiriyorlardı. Baskı altında kaldıklarında akılları karışmıyordu. Mücadeleden kaçmıyorlar ve zorlukların üzerine gidiyorlardı. Kendilerine güvenleri fazlaydı ve inisiyatif alıp, akılcı projeler geliştirebiliyorlardı. 14 yıl sonra dahi hedeflerine ulaşmak için anlık hazları erteleyebiliyorlardı.

Lokumu hemen yiyen çocukların ise, psikolojik açıdan daha sorunlu oldukları gözlemleniyordu. Ergenlik döneminde sosyal ortamlardan kaçan, inatçı, kararsız, sorunlar karşısında çabucak dağılan, kendilerini değersiz hisseden, stres altında ezilen, insanlara güvenmeyen, sürekli yakınan, kıskançlık ve hasetlik nöbetleri yaşayan öfkeye çabuk kapılan, gereğinden fazla tepki veren ve çatışmacı olan bireyler olmuşlardır.

Lokum testi göstermiştir ki, ailelerin çocuklarına her an ödül verip onları hazlar aleminde yüzdürmeleri tek kelimeyle, araştırmacı, düşünür Alfie Kohn’in “ödül ile cezalandırılmış insanlar” benzetmesine götürür bizleri. Sınav iyi geçti al bir cep telefonu. Sınıfta bir soruyu doğru yanıtladın al şu bilgisayarı. Bu anlayış lokumu hemen yiyen ve sonraki yıllarda lokum yeme hayaliyle yaşayan ama tek bir lokum dahi yiyemeyen çocuk yetiştirmekten başka bir işe yaramaz. (alıntı)

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ