Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,86 / Satış: 3,87
€ EURO → Alış: 4,55 / Satış: 4,57

DOWN CAFE NAMUSUMUZDUR

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 11.10.2017
  • 339 kez okundu

Güzel insanların güzel düşüncelerle yola çıkması her zaman hayra alamet olmuştur. Yaşarken, bir şeyler yapabilmek, faydalı olabilmek, toplumun değerlerine sahip çıkıp dokunabilmek müthiş bir duygudur. İşte Gölcük’te Down Cafe gönül veren insanların hiç bir karşılık beklemeden gönülden çalıştığı çok özel bir kurumdur. Gölcüklüler olarak orayı yaşatmak, sahip çıkmakta bizim namus borcumuzdur. İnsan Hakları Kurulunda Kaymakam Mustafa Altıntaş başkanlığında bir araya geldik. Konuyu tam da bu noktaya getirip, sahiplenme konusunda fikir birliğine vardık. Bilin ki, Down Sendromlu çocuklar orada çok mutlu. Hayatın içerisinde var olma noktasında cafe onların mihenk noktası gibi. Sizlere yemek servisi yapıyorlar, çayınızı kahvenizi getiriyorlar, sizler de bunun karşılığında bir ücret ödüyorsunuz. O yavrular oradan harçlıklarını çıkartıp mutlu oluyorlar. Çalışmanın, üretken olmanın, alın teriyle para kazanmanın gururunu yaşıyorlar. İnsan Hakları Kurulu bir sonraki toplantısını o kurum yaşasın diye orada yapacak. Bir çok önemli kurum da Down Cafe yaşasın diye programlarını oraya göre ayarlıyorlar. Bu memlekette para kazanan, ama kulağının arkasına yatan insan olmaz, olmamalı. Çeşitli vakıfların veya derneklerin kermeslerinde, panayırlarında boy gösterip, oradan nasıl bir menfaat sağlarım avantasında olanlar; sıra Down Cafe’ye gelince sessiz kalamazlar. Gölcük’te yaşamayı hak etmek için adam gibi Gölcüklü olmak için Down Cafeye sahip çıkmak gücü ve kudreti yeten herkesin görevidir.

Ne Yaparsan Kendine Yaparsın

Yaşlı bir Marangoz emeklilik çağı gelmişti. Patronuna işten ayrılarak artık ailesi ve torunlarıyla zaman geçirmek istediğini söyler.

Bunun karşılığında patronu marangozdan son bir isteği olduğunu ve ondan son kez bir ev yapmasını istediğiniz söyler.

Marangoz kabul eder ve ise girişir. Fakat gönlü artık iste olmadığı için bastan savma isçilik ve kalitesiz malzeme kullanarak evi bitirir. İşini bitirdiğinde işveren, evi gözden geçirmek için gelir. Dış kapinin anahtarini marangoza uzatır. “Bu ev senin” der, “sana benden hediye“.

Marangoz şoka girer. Bu nasıl olur diye düşünür.

Bu son diye bir an önce bitirmek için yaptığı evin kendisinin olduğunu öğrenince çok utanır. Bu evin kendi evim olduğunu bilseydim hiç böyle yapar mıydım diye düşünür ve o anda yaptığı hatanın farkına varır.

Bir başkası için yaptığı iş aslında kendi kullanacağı standartların çok altındadır. Evet kendi hayatınızda da marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar yada bir duvar dikersiniz.

Hayat bir “kendin yap” tasarımıdır. Başkaları için yaptığınızı düşündüğünüz olumlu ya da olumsuz herşey sizin kendi evinizi inşa eder. Oturdugunuz evin güzelligi de, çirkinligi de sizin eserinizdir.

 

Ziynet

Yavuz Sultan Selim Han devlet harcamalarında olduğu gibi şahsi harcamalarında da sadeliği ön planda tutardı.

Lüks ve israfa kaçan süslü elbiseleri giymeyi sevmezdi. Süslü elbiselerin kadınlara yakıştığını düşünür ve erkeklerin böyle giyinmelerini de doğru bulmazdı.

Günün birinde oğlu Şehzade Süleyman , pek süslü ve parlak elbiseler giyinmiş ve pahalı mücevherleri takınmış olduğu halde huzuruna çıktı. Oğlunun bu süslü giyimini gören Padişah, şöyle dedi: “Sen böyle giyinirsen anan ne giyinsin Süleyman? Anana takacak ziynet bırakmamışsın.”

 

Gerçek Pehlivan

Bir harpte Hz. Ali (r.a.) bir kafirle çarpışıyor ve kafir usta bir savaşçı olduğu için bir türlü mağlup edemiyordu. Tam karşı karşıya geldikleri bir sırada Hz. Ali:

“Ya Allah” diyerek kafirin üzerine hücum edip yere yatırdı. Çıkıp göğsü üzerine oturduktan sonra hançerini çıkarıp öldüreceği anda kafir Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü. Hz. Ali hemen kafirin üzerinden kalkarak onun da ayağa kalkmasına müsaade etti. Kafir şaşırmıştı:

“Ya Ali, ben seni kızdırmak için yüzüne tükürdüm, sense beni tam öldüreceğin sırada serbest bıraktın. Bunun sebebi nedir?” diye sordu. Hz. Ali kafire şu cevabı verdi:

“Ben bu harp meydanında Allah rızası için çarpışıyorum. Sen yüzüme tükürdüğün zaman içimde sana karşı bir hissi nefret belirdi, seni öldürmüş olsa idim Allah için değil de nefsime yapılan hakaretten dolayı öldürmüş olacaktım. Bundan dolayı seni öldürmekten vazgeçtim” dedi.

Kafir Hz.Ali’nin bu âlicenaplığına hayran kalarak İslamiyeti kabul edeceğini ve İslam dinini tarif etmesini istedi. Hz. Ali İslamiyetin şartlarını öğretip adam şehadet kelimesini getirerek Müslüman oldu…

Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değildir. Gerçek pehlivan, öfkelendiği zaman öfkesini yenendir.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ