Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,66 / Satış: 3,67
€ EURO → Alış: 4,32 / Satış: 4,34
bursa escort-beylikdüzü escort-bursa escort-istanbul escort-escort istanbul-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort-bursa escort

SÖYLEYİVERSEK

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 11.10.2017
  • 548 kez okundu

Şu içimizdeki sevgiyi olduğu gibi bir aktarabilsek sevdiklerimize, değil mi?

Açıkça ve anlaşılır bir biçimde anlatabilsek.

Lafı evirip çevirmeden, nasıl hissediyorsak öyle olmalı, içimizden dilimize dökülenler. Korkmadan, utanmadan ve şımarır kaygısını yaşamadan, söyleyiversek                         “seni seviyorum”u.

Tıpkı çocuklarımıza diyebildiğimiz gibi, hiç düşünmeden, kaygılanmadan söyleyiversek.

Oysa bizler sevdiğimize, sevdiğimizi çeşitli biçimlerde söyleriz.

Deriz ki, “Kendine dikkat et” , “İyi misin?” , “Doydun mu?” , “İlacını iç.” , “Bir şeye ihtiyacın var mı?” , “Yardım edebilirim” gibi…

Bunlar da aslında “ seni seviyorum” demenin bir başka versiyonu. Ne var ki bazen insan “öff yeter anladık ” der içinden ya da dışından.

Peki, bunların yerine ne koymalıyız?

“Öff” demesinler.

Aslında bunların yerine yenisini koymaktan ziyade, bunları yerli yerinde kullanmalı ama sıklıkla değil. Söyleme miktarını ne kadar artırırsanız,  etkisini de o kadar azaltırsınız.  Süte katılan su gibi düşünün, su miktarı artarsa,  sütün de etkisi azalır.

“Çok söyleme arsız, saklama hırsız edersin.” derlerdi büyüklerimiz.

Demek ki, eskiden beri çoğunlukla biz anneler, çocuklarımıza hep aynı şeyleri tekrar tekrar çok söylermişiz. “ Yapma, yapma, yapma.”  Sadece çocuklarımıza mı, değil tabii..

Bazen eşimize, bazen arkadaşlarımıza, sık sık söyleriz, sanırız ki sevdiğimizi ya da istediğimizi anlatabiliyoruz. Ancak farkında olmadan etkimizi azaltıyor, sonra da diyoruz ki, “ona ne kadar çok söyledim ama anlamadı”.

Evet. Anlamadı, çünkü çok söylediniz, sıradan bir duygu oluşturdunuz ve söylediklerinizin etkisi kalmadı.

Sevmek, sözlerle olduğu gibi davranışlarla da olur. İnsan davranışlarıyla da sevdiğini gösterebilir. Kimi zaman sözlerle, kimi zaman davranışlarla sevdiğimizi gösterebilirsek etkili oluruz.

Ne var ki,  insan zaman zaman sevildiğini de duymak ister. Her yaştaki insan sevdiğini söylemek istediği kadar, sevildiğini de duymak ister.

Haydi, birbirini sevenler, haydi âşıklar, o halde papatyalara sormadan, vakit geç olmadan söyleyelim sevdiğimizi sevdiklerimize…

“Seni seviyorum, sizi seviyorum”   …   Sevgiyle kalın….

 

Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş.

Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengârenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş, rengârenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış.

Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. İçinden “Ne muhteşem bir çiçek” diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

“Merhaba” demiş papatyaya, “sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.”. Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve “Merhaba” demiş, “bende yalnızlıktan sıkılmıştım zaten.”.

Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikâyesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar.

Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş.

Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edipte bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü.

Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.

Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. İki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece saatler saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve “Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek” demiş. Papatya buna bir anlam verememiş. “Neden” demiş. “Yoksa benim yanımda mutsuz musun?”.

“Hayır” demiş kelebek. “Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.”

Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya “Sevi seviyorum” diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış.

Sadece “Bende…” diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden “Keşke onunda beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim.” diye geçirmiş.

Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya, içinden “seviyormuş” diye geçirmiş.

İşte o günden beri, bunu bilen âşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş; seviyor mu? Sevmiyor mu diye…(alıntı)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ