Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,95 / Satış: 3,97
€ EURO → Alış: 4,63 / Satış: 4,65
bursa escort-beylikdüzü escort-bursa escort-istanbul escort-escort istanbul-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort-bursa escort

10 KASIM’DAN 15 TEMMUZ’A

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 09.11.2017
  • 128 kez okundu

Türkiye’nin Kurucu iradesi Gazi Mustafa Kemal Atatürk sarı saçlı, mavi gözlü dev adam. Onu bir türlü anlayamadık, bize bıraktığı derin kültür hazinesini ki o hazine ebediyen sürecek varlığımızın özüdür; uygulayamadık. Atatürk’ü hep sulandırdık. Halbuki o bize “Medeni ve müreffeh devletler seviyesine çıkmak gayedir” demişti. Başaramadık. Bugün bu kadar çalkantılara, Türkiye üzerinde oynanan oyunlara rağmen dimdik ayaktayız. Atatürk “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” demişti. 15 Temmuz’daki asker kılığına bürünmüş hainler onu hiç anlayamadılar. Cumhuriyeti yıkmak isteyenlere karşı Cumhuriyetin gerçek askerleri ile halk omuz omuza verdi, bunun anlamı da söz konusu vatansa gerisi teferruattır felsefesiyle verdiğimiz şehitlerdir. Bugün Anıtkabir hala en çok ziyaret edilen mekansa, hala Atatürk eşsiz bir lider olarak dünyanın dilindeyse, bu sönmeyecek aşkın sonsuz sevgisi ve ateşi demektir. Biz denizci bir ülkeyiz, üç yanımız denizlerle çevrili. Atatürk diyor ki “Türkiye’nin hak ve menfaatlerini korumak için güçlü bir donanma gayedir.” Şimdi Türk işçi ve mühendisiyle, kendi gemilerimizi yapar hale gelmişsek, bu müthiş bir başarı, müthiş bir Atatürk yolunda gidişin teminatıdır. Türk kadınına daha Avrupa’daki hemcinsleri sahip olamazken, Seçme ve Seçilme Hakkı vermiştir. İngilizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk için “Her yüzyılda bir dünyaya lider gelir, maalesef yaşadığımız yüz yılda bu Türklere nasip oldu” demiştir. Onu sağken görenler belki şu anda çok azdır. Ama fikirleri ile milyonların gönlünde nasıl taht kurduğunu görüyoruz. Zaten Gazi Mustafa Kemal Atatürk te “Beni görmek behemehal, beni tanımak değildir. Fikirlerimi yaşatıyorsanız, beni anlamışsanız beni tanıdınız demektir” dememiş miydi? Her 10 Kasım’da içimizde farklı duygular olur. Kendisi ile birlikte cumhuriyeti kuran, meclisi açan ve o günü çocuklara armağan eden Gaziyle birlikte bu topraklarda hür ve bağımsız yaşamamızı sağlayan ecdadımızı rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 94 yaşında. Atatürk’ün ebediyete intikalinin üzerinden ise 79 yıl geçmiş. Aradaki 15 yılda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin neleri başardığını hepimiz biliyor ve anlıyoruz. Önemli olan bundan sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü daha iyi anlayıp bu büyük ülkeyi çağdaş uygarlıklar seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Bu coğrafyanın şartı budur. Ruhu şad mekanı Cennet olsun.

Akbaba ve Çaylak Hikayesi

Bir akbaba, çaylağın birine; “Uzağı görmekte benden üstün kuş yoktur.” dedi. Çaylak kuşu buna itiraz etti, “Söylemekle olmaz. Hele bir uç bakalım, ovanın etrafında ne görüyorsun, anlat!” Bunun üzerine akbaba, bir günlük yol tutan yükseklikten aşağılara bakarak gururla söylendi; “İnanır mısın, ovanın tam ortasında gövermiş bir buğday tanesi görüyorum.”

Çaylak kuşu, bu işe şaşırdı kaldı. Dayanamadı, o da havalanıp yukarıdan aşağı doğru birlikte süzülmeye başladı. Akbaba tam tanenin yanına gelmişti ki, ayağı ipten tuzağa yakalandı. Boşuna debelenmeye başladı. Zavallı akbaba, taneyi yemek düşüncesiyle inerken, ayaklarına takılan kementi fark etmedi.

Her sedef nasıl inci tutamazsa, her nişancı da daima hedefini vuramaz. Neyse çaylak kuşu, debelenen akbabayı görünce öğüt verici bir dille konuştu; “Yahu sen, düşmanının tuzağını fark edemedikten sonra taneyi görmüşsün, ne fayda!” Ne yapsın akbaba. Boynu kemendin içinde başlamış yakınmaya; “Kaderden kim kaçabilmiş ki, ben de kaçayım!”

Ecel, akbabanın canına kastedince; kaza, keskin gözlerine perde çeker. Kıyısı görünmeyen denizde, yüzücü boşu boşuna gururlansın dursun, ne fayda!

İftar

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler.

Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi şöyledir:

“Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala’nın rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler. Bunun için, Cenab-ı Hak, onlara Şarab-ı Tahur içirdi.”

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ