Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,95 / Satış: 3,97
€ EURO → Alış: 4,63 / Satış: 4,65
bursa escort-beylikdüzü escort-bursa escort-istanbul escort-escort istanbul-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort-bursa escort

AİLE BESİCİLİĞİ

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 12.11.2017
  • 152 kez okundu

AİLE BESİCİLİĞİ

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba’nın Aile Besiciliği üzerine yoğunlaşması hayvancılık konusunda bize önemli faydalar sağlayacaktır. Biz diyorum, çünkü millet olarak eti severiz de ne yazık ki sofralarımıza sık sık afiyet diyemeyiz. Eğer kıymanın kilosu 46, kuşbaşı 48, biftek pirzola da 70’li 80’li rakamlara dayanmışsa; bulgur pilavına devam. Hemen yanı başımızdaki balkan ülkelerinde 12 liradan satılan kıyma, işte Aile Besiciliği Sistemiyle bize de gelebilir. Ülkenin büyük coğrafyasını düşünün, eskiden köylerde her evin mutlaka büyük ve küçük baş hayvanları olurdu. Bugün örnek olarak ilçemizin köylerini verecek olursak, tüm köylerde bir elin beş parmağını geçmez, hadi on parmak olsun. Tabi ki yeterli değil. Arz olmayınca talep karşılanamaz. Arz daraldıkça talep patlaması karşısında fiyatlarda doğal olarak tavan yapar. Şimdi Bakan Fakıbaba güzel düşünmüş. Binlerce aileye büyük ve küçük baş hayvan verilecek, sonra bunlar devlet eliyle, geri alınıp, halka arz edilecek. Bu güzel bir şey. İşte milli ve yerli ruh budur. Kendi üreticini desteklemek onu cesaretlendirmek ve üretimin içerisine katmak. Bu çalışmalara bir an önce başlanmalı. Bakanlık yetkilileri üretim yapacak olan insanları tespit edip, bir an öne harekete geçmeli. Çok değil, bir kaç yıl içerisinde meyvelerin toplanacağını hep birlikte göreceğiz. Türkiye’de gelir düzeyine baktığımızda et fiyatlarının pahalı değil, çok pahalı olduğunu görebiliyorsunuz. Halbuki hep biliriz ki bizim nerede olursa olsun, hangi köyümüze giderseniz gidin misafir gelmiş diye ağıldan bir küçük baş hayvan çıkarılır ikram edilir. Şimdi bu en basitinden bizim buralarda yok. Bir tavuk kesilirdi, sofraya konurdu, köy yumurtaları misafirlere ikram edilirdi. Şimdi bunları da çok ama çok az görebilmekteyiz. Eğer yerli üretimi teşvik edersek, o üretimi yapacak olan insanlara da İşkur vasıtasıyla sigorta yapıp, en azından bir yıl maaşlarını da ödersek, ikinci yıl zaten o aile kendi kendine yeter hale geleceğinden hem kendi maaşını çıkaracak, hem de sigortasını ödeyip ileride emekli olabilecektir. Dolayısıyla Bakan Fakıbaba’nın bu güzel duygularını takdirle karşıladığımı ifade etmek isterim. Şimdi gelelim yurtdışından ithal edilen ve belli marketler zinciri tarafından halka sunulan löp et hikayesine. Evet bu kasaplar arasında büyük bir huzursuzluk yaratabilir ki, onları haklı görebiliriz. Aslında şu yurtdışı et ithali hikayesi hükümete de gösterdi ki, bu işler sürekli ithal yapılarak sürdürülemez. Bakan Fakıbaba da tam da bunu gördü ve doğru bir karar verdi; Aile Besiciliğini desteklemek. Bu gerçekten Anadolu’yu da ayağa kaldıracak önemli bir projedir, dileğimiz bunun ardından milli ve yerli üretim konusunda diğer adımların da atılmasıdır. Haftanız güzel başlasın, bereketi bol olsun.

 

Atmacanın Hırsızlığı

Rahmetli babaannemin beni uyuturken anlattığı bir masal vardı. Dinlerken biraz içim kararırdı, üzülürdüm ama şimdi anlıyorum niye defalarca anlattığını.

Atmacanın biri yuvasında üç yavrusunu büyütüyormuş. Bir gün ateşte et pişiren birilerini görmüş. “Dur şuradan et çalayım, yavrularıma götüreyim” demiş. Sonra da “Hırsızlık yaparsam yavrularımın başına bir kötülük gelir mi?” sorusu düşmüş aklına.

Uçmuş hızla, ormanın bilgesi baykuşun ulu ağacına konmuş.

Sormuş Bilge Baykuş’a:

– Bilge Baykuş, ben bir yerden bir şey çalsam, bunun cezasını ne zaman görürüm?

– 40 gün sonra, demiş Baykuş.

– 40 günden önce bir şey olmaz mı?

– Olmaz.

Atmaca rahatlamış, çünkü yavrularının on gün içinde yuvadan uçacak hâle geleceğini biliyormuş.

Kapmış eti ateşin üzerinden (babaannem kapmış külbastıyı diye anlatırdı), yuvasına götürüp bırakmış. Uçmuş yuvadan yeni avlar için. Akşamüstü dönüp geldiğinde bir bakmış yuvası yanıp kül olmuş. (Rahmetli burayı biraz daha detaylı ve beni korkudan öttürerek anlatırdı). Etin altına yapışan bir köz bütün yuvayı yakmış.

Atmaca hışımla baykuşa uçmuş, soluk soluğa:

– Hani hırsızlığımın cezası 40 gün sonra çıkardı? Ben eti çaldım, bir saat sonra yavrularımı kaybettim.

Bilge Baykuş sormuş:

– Daha önce hırsızlık yaptın mı?

– Evet.

– Bu, onun cezası. Bugün çaldığın etin cezasını daha görmedin, 40 gün sonra da onu göreceksin.

Oradaki 40 gün mecazi. bir gün herkes ettiğini bulur. Önemli olan helal lokmayı yuvaya götürebilmek.

/ Ahmet Şerif İzgören / Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı Kitabından

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ