Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,86 / Satış: 3,87
€ EURO → Alış: 4,55 / Satış: 4,57

BİZE HİÇ BİR ŞEY KOLAY OLMADI

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 22.11.2017
  • 120 kez okundu

Dünya tarihine bakın, Türk toplumu kadar zorla mücadele eden hiç bir milleti göremezsiniz. Tarihi beş bin yıl öncesinden alırsanız, bugüne geldiğinizde aynı oyunları, aynı saldırıları görmeniz mümkün. Çinlilere meşhur Çin Seddini yaptırdık. O orada durdukça, Çinlilerin Türk düşmanlığı devam eder. İstanbul’u fethettik, bir çağı kapatıp yeni bir çağ açtık, Hz. Peygamberin vasiyetini yerine getirdiğimiz günden beri milletimiz üzerine Haçlı oyunları devam eder. Çanakkale’yi geçilmez yapıp, dünya siyasi tarihini değiştirdik. Mazlum milletlere özgürlüğün yolunu açtık, umut olduk. 1940’lı yıllardan sonra küresel güçler dünyaya iki farklı ama aynı zihniyetin ürünü bakış açısı getirdi. Birinin adına NATO dediler ki biz de üyesiyiz, diğerinin adına Varşova Paktı (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği). Birinin adı Demir Perde ülkeleri oldu, sistemin adı Komünizm, diğerinin adı liberal ve özgürlükler ülkeleri. Zamanı geldi Varşova Paktı çöktü birlik dağıldı. Herkes dedi ki Rusya artık güç odağı olamaz. Putin öyle demedi, 15 yıldır liderliğinde Rusya’nın geldiği nokta belli. Dünyanın hala en önemli oyun kurucularından biri. NATO her ne kadar varlığını sürdürse de ortada artık SSCB diye bir tehlike yok. Sonra dediler ki, yeni bir sisteme doğru gidelim. Arap Baharı diye bir şey uyduralım, yirmi iki ülkenin siyasi ve coğrafi yapılarını değiştirelim. Şimdiki oyun bu. Hedef noktası beş bin yıl önce olduğu gibi yine Türkiye. Biz bu coğrafyaya şarkı ve türkü söyleyerek sahip olmadık. 1071’de Sultan Alparslan’la birlikte bu toprakları kendimize ebedi yurt edindik. Etrafı saran düşmanlar tarihte 16 devlet kuran milletimize karşı, son Türk devleti Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için ellerinden geleni ardına koymuyorlar. Savaşımız her zaman yedi düvelle. NATO skandalının bu oyunların bir parçası olduğunu düşünmekteyim. İşin içerisine Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le son Cumhurbaşkanımız yani şimdiki mevcut Başkan Tayyip Erdoğan’ın olması sanki şunu mu demek istiyorlar; Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti Erdoğan döneminde yıkarız. Ve biz bütün bu olayların farkındayız, bilincindeyiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan açık ve net bir şekilde bize olan saldırıları ve amaçları dile getirirken, görünen o ki, millet söz konusu vatan olunca tek bir noktada toplanmayı biliyor. Tepkilerini de ona göre veriyor. Bu oyunlar yarın da devam edecek, öbür gün de. Tıpkı beş bin yıldır olduğu gibi. Biz ise, birlik ve beraberlikten ayrılmadan yolumuza devam etme kararlılığını gösterdiğimizde bir beş bin yıl daha beklemeleri gerekecektir diye düşünüyorum.

 

Üç Saman Çöpü

Fatih Sultan Mehmed bir Anadolu seferi dönüşünde, Balıkesir’den geçiyordu. Hava oldukça sıcaktı. Bu sıcaktan herkes gibi Fatih Sultan Mehmed de nasibine düşeni almıştı. Öylesine yorgundu ki…

Kendisini bu halde gören bir köylü kadını bir tas içerisinde ona ayran ikram etti. Ayranın üstünde iki üç tane saman çöplerini üfleye üfleye ayranı içti. Sonra da kendisini bir ana şefkatiyle seyreden ihtiyar köylü kadına:

“Allah razı olsun,” dedi.

“Ama şu saman çöpleri ayranı bir nefeste içmeme engel oldu.”

İhtiyar kadın Fatih’in bu sözlerine anne şefkatinin boyutlarını gözler önüne seren, şu cevabı verdi:

“Oğul, ben onları ayranın üzerine kasıtlı koydum. Sen uzak yoldan geliyorsun. Sonra terlemişsin de. Soğuk ayranı bir yudumda içersin de hasta olursun, hasta olmayasın diye böyle yaptım..

 

Fani Dünya

Çok yakın bir arkadaşım , 3-4 yaşlarındaki oğlunu kucağına almış , telaşla muayenehaneye gelmişti. Küçüğün ateşlendiğini ve kusmaya başladığını söylüyor , oğluna duyduğu sevgi onda büyük bir üzüntü ve endişe meydana getiriyordu. Kısa bir muayeneden sonra , yediği bir şeyin dokunmuş olabileceğini düşünerek sorduğumda ;

-“ Buzdolabındaki bir kiloya yakın dondurmanın hemen hemen hepsini yemiş. Biz sonra fark ettik “ dedi. Mesele anlaşılmıştı. Ancak çocuğuna karşı büyük bir muhabbet duyan babayı teskin etmek, çocuğu tedavi etmekten daha zor olmuştu. Bu itibarla çocuğun da babasını ne kadar sevdiğini göstermek , aynı zamanda hastalanmasına sebep olan dondurma olduğunu ihsas etmek için ;

-Oğlum , babanı yoksa dondurmayı mı daha çok seviyorsun? dedim. Çocuğun cevabı ;

–   Dondurmayı… olmuştu.

Evet , çocuk henüz 3-4 yaşındaydı. O sevdiği şeye fazla düşkünlüğün kendisine zararı olacağını , ayrıca onu temin edenin babası olması cihetiyle , öncelikle onu sevmesi gerektiğini , onun için hiçbir şeyi esirgemeyenin , dondurma gibi bir şeyle kıyas bile edilemeyecek bir varlık olan babası olduğunu bilecek idrak şuuruna sahip değildi. Sadece çocukluk hissini dile getirmişti.

İşte biz büyükler; çoğu zamanda idraksiz , şuursuz ufacık çocuğun durumuna düşerek , bize sonsuz nimetleri bağışlayan Yüce Rabbimize şükretmemiz , en çok O’ nu severek O’ na yönelmemiz gerekirken , yine O’ nun lütfu olan dünya nimetlerini daha çok sevmiyor muyuz? Dünya hayatına dalarak kulluk vazifemizi unutmuyor muyuz?  Bu fani dünya hayatına fazla düşkünlüğün  bize zararı olduğunu bile bile…

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ