Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,96 / Satış: 3,97
€ EURO → Alış: 4,65 / Satış: 4,67
bursa escort-beylikdüzü escort-bursa escort-istanbul escort-escort istanbul-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort-bursa escort

BOŞA KONUŞMA

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 13.11.2017
  • 234 kez okundu

Lügat çok güzeldir insana kişiliği neyse onu verir. Harfler kelimeleri, kelimeler de cümleleri oluşturur. Mesela “Ak akçe kara gün içindir” atasözünde olduğu gibi. İşte bunu görgüsüze anlatamazsınız. Tam bu noktada çuvallar. Kendini bir şey zanneder. Halbuki bir başka güzel söz dünya malı dünyada kalır şeklindedir ki onu da ancak, kamil olan anlar. Ben bunu söylerken siz sadece ismi Kamil olanlar diye anlamayın. Bahsettiğim ruhen kamil olanlardır. Kimi karnından konuşur, seni gördü mü vezir, beni gördü mü padişah yapar. Bu tiplere Bekri Mustafa’nın ünlü sandal macerasını hatırlatmak isterim. Hani derler ya arkadaşını söyle bana, kim olduğunu söyleyeyim sana. Lafın kısası ortam çok önemlidir. Kiminle hemhal olursan, onun denizinde yüzersin. O halde hep birlikte diyelim ki, gelin canlar bir olalım, zoru kolay kılalım, sevelim sevilelim bu dünya bize yeter. İşte onlara yetmiyor. Kan ve gözyaşından medet umup kesesini dolduranlar bilmezler ki bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı da sana ve senin gibilere mi kalacak? Bak Nuh Peygamber bile oğlunu kurtaramadı, helak olup gitti. İşte nefsine kim yeniliyorsa, kim Allah’ı yüreğinde hissetmiyorsa, sonunda akıbeti meçhuldür. Ben diyorum ki, düne ait ne varsa geçmişte kaldı, bugün yeni bir şeyler söylemek gerek. Hayır, yine anlamıyor. Onun bugünden anladığı kimin sırtından para kazanırım. Böylelerine ormanın kralının her zaman aslanlar olduğunu anlatalım ve sırtlanlara bir çift söz söyleyelim; siz ancak aslandan kalan çöplükleri temizlersiniz. Tipiniz de zaten bozuk. Böyle gelmiş böyle gidersiniz. Beceremediğiniz bir dost selamıyla HU deyip Hz. Peygamberin “Sevdiklerinize bir gül verin, eğer gül veremiyorsanız o zaman gülüverin” sözünü hiç anlamadığınızdandır. Belki de duymadınız. Çünkü sokaklar farklı. Sonuçta hak ve hukuk diye bir şey var. Bunu da Demirel aynen şöyle anlatıyor        “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.”

Zenginlik

Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar: “Eski gazeteniz var mı bayan?” Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. “İçeri girin de, size kakao yapayım” dedim.

Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya koyuldum. fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti bir an ve başımı uzattım içeriye.

Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu… Erkek çocuğu bana döndü “Bayan, siz zengin misiniz?” diye sordu. Zengin mi? “Yo hayır!” diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve “Sizin fincanlarınız, fincan tabaklarınız takım” dedi.

Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım.

Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi… Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur unutuveririm ne denli zengin olduğumu…

ZENGİNLİKLERİMİZİ FARKEDEBİLMEMİZ VE ŞÜKREDEBİLMEMİZ DİLEKLERİMLE…

Altın Dolu Kundura

Fakir bir kadıncağız, bir beyin yanında hizmet eden fakir, kimsesiz bir erkek çocuğunu, soğuk bir kış gününde yalınayak yürürken gördü. Çocuğun bu hâline çok üzülüp, eskimiş bir çift kundurayı çocuğa verdi.

Çocuğun adı Yusuf’tu. Zamanla yokluklara rağmen okudu ve İstanbul’a geldi. Dürüstlük ve çalışkanlığı ile âmirlerine kendisini sevdirdi. Saraya kabul olundu.

Zaman geldi Osmanlı Devleti’nin Kaptan-ı Deryâ’sı oldu. Yâni Deniz Kuvvetleri Komutanı. Bu Kaptan-ı Derya, Hanya fâtihi Silahdâr Yusuf Paşadır.

Bu iyiliği hiç unutmadı. Bir gün ona, içi altın dolu bir çift kundura gönderdi. Bir pusulaya da şunları yazdı: “Anacığım, buzdan donmuş ayaklarına bu kunduraları giydirdiğin o fakir çocuk, sana borcunu ödemeye çalışıyor. Lütfen hakkını helâl et! Duâ et!

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ