Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 3,78 / Satış: 3,79
€ EURO → Alış: 4,65 / Satış: 4,67
bursa escort bayan-escort beylikdüzü-bursa escort bayan-escort bayan-escort istanbul-samsun escort-mersin escort-bursa escort-kocaeli escort-atasehir escort-istanbul escort bayan

BU MİLLET NİÇİN YENİLMEZ?

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 22.01.2018
  • 151 kez okundu

İstiklal Marşı’nda Akif derki “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım, Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” bu laflar boşuna söylenmedi, boşuna yazılmadı. Arkasında beş bin yıllık bir geçmiş var. Ama o binlerce yıllık tarih içerisinde çok önemli bir gerçek te var; milletimiz üzerine kurulan kumpaslar. Çinli Türk korkusundan set bile yaptı. 16 imparatorluk kurduk. Son devlet Türkiye Cumhuriyeti. Son kale. Bu nizam dünya durdukça devam edecek. Yüce milletimiz nizam-ı aleme hak, hukuk ve yenilmezliğin ne olduğunu öğretmeye devam edecek. Bu kale İslam’ın son kalesi. Türk Milleti Peygamber dualı bir millet. İşte İstanbul orada. Hz. Peygamberin vasiyetiyle alınmış bir dünya başkenti, nizam-ı alem ocağı. Şimdi Amerika’nın kendini de küçülterek devletimiz üzerine oynadığı oyunları bozuyoruz. Bu coğrafya eğer bu devlet olmasaydı; yüzlere binlere bölünür, tarumar olur ve bu toprakların emperyalist istilaları dünyanın nizamını da bozardı. Birleşmiş Milletler’de Kudüs kararı sonrası büyük bir hezimete uğrayan ABD’ye aslında dünya dur dedi, anlayışı kıt Trump mesajı almadı, üstüne üstlük küstahça yeni mesajlar vermek peşinde. Türkiye’nin Afrin Harekatı dünyada olumsuz bir tepki almadı. En güzel lafı Ruslar söyledi; “ABD yanlış adımlarıyla Türkiye’yi kızdırdı” dedi. Batı eğer ABD’den korksa ve çekinseydi koro halinde üstümüze çullanırlardı, yapmadılar; Türkiye’yi haklı buldular. Amerikalı için insanın hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Onların tek derdi cüzdanlarındaki dolarların sayısının artması bütün bunlar olurken de kan ve gözyaşı kime vurursa vursun, kimi alırsa alsın, kimi götürürse götürsün. Türkiye kendi güvenliği adına Türkiye’nin üzerine oynanan oyunları bozma adına, kararlılıkla doğru olanı yaptı. Seksen bir milyon, devletinin ve peygamber dualı ordusunun yanındadır. Ortadoğu’da oyunlar bozulsun ki, dünya beşten büyük olduğunu ve özellikle kibirli ABD’den çok daha büyük olduğunu cümle aleme göstersin.

Vermek Çoğalmaktır

Bir zamanlar bir köylü bir medresenin kapısını çaldı. Kapılara bakan talebe gelip kapıyı açtığında köylü ona nefis bir salkım üzüm uzattı. “Bunlar benim bağımın en güzel üzümleri. Size hediye olarak getirdim.” “Teşekkür ederim” dedi talebe. “Onları hemen hocamıza götüreceğim. İkramınızdan çok memnun olacaktır.” “Hayır, hayır” diye atıldı köylü. “Ben bunları sana getirdim.”

“Bana mı?” Talebenin yüzü kızardı. Böyle güzel bir hediyeyi hak ettiğini düşünmüyordu.

“Evet!” diye ısrar etti köylü. “Çünkü ne zaman bu kapıyı çalsam onu sen açıyorsun. Ne zaman ürünlerim kuraklıktan kırılsa, bana hergün sen yiyecek ekmek veriyorsun. İnşallah bu üzüm salkımı da sana güneş ışığı gibi ılık ve yağmur gibi güzel İlâhî rahmeti getirir. Çünkü, bak, ne güzel yaratılmışlar.”

Talebe o sabahı üzüm salkımını tefekkür ederek geçirdi. Üzümler sahiden de harika yaratılmışlardı. O yüzden salkımı hocasına ikram etmeye karar verdi. Çünkü kendilerine ilim ve hikmeti öğreten oydu.

Hoca, talebenin bu ikramıyla çok mutlu oldu. Ama sonra hemen medresedeki hasta talebesini hatırladı. “Üzümleri ona hediye edeyim. Kimbilir belki onlarla sevinir ve daha çabuk şifa bulur.”

Düşündüğü gibi de yaptı. Ama üzümler hasta talebenin odasında da fazla kalmadı. Hasta talebe şöyle düşünmüştü: “Medresenin aşçısı beni günlerce en iyi yemeklerle besledi. Eminim bu üzümleri o daha çok hak ediyordur.” Aşçı ona öğle yemeğini getirdiğinde, üzüm salkımını ona hediye etti:

“Allah’ın yarattığı sebze ve meyve gibi harikalarla en yakın olan sensin ve dolayısıyla da bu İlâhî sanat eseriyle ne yapılacağını en iyi sen bilirsin.” Aşçı üzümlerin güzelliğine hayran olmuştu. Bu üzümlerin güzelliğini ve harikalığını kimse kitaplardan sorumlu talebeden fazla takdir edemezdi. O, tefekkürüyle ve ince düşünüşüyle medresede şöhret kazanmış bir gençti. Üzümleri görür görmez en küçük şeyde bile İlâhî sanat ve nakışların en yüksek derecede yansıyabileceğini derinden kavradı o talebe de. Yüreği bu sanatın ve güzelliğin Sahibine sevgiyle doldu. Tam bu sırada, medreseye ilk geldiğinde kendisine kapıyı açan talebeyi hatırladı. Şefkatiyle, tevazuuyla, sevecenliğiyle, sıcaklığıyla benzer duyguları yaşamasına vesile olmuştu o arkadaşı da. Ve böylece daha akşam olmadan, çiftçinin medreseye getirdiği üzüm salkımı kapıya bakan talebeye geri dönmüştü bile. İşte o zaman bu talebe bu üzümlerin gerçekten de kendi kısmeti olduğunu anladı. Ve birşeyi daha anladı. Cömertlik dostluğun en parlak bir nişanıydı.

Kaynak:sezgiler

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ