Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:
bursa escort escort beylikdüzü bursa escort bayan escort istanbul escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort kocaeli escort atasehir escort bayan istanbul escort bahis siteleri escort kayseri kayseri escort

BİR ZARF BİR DE MAZRUF

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 18.02.2018
  • 179 kez okundu

BİR ZARF BİR DE MAZRUF

Hayat bir mektup gibidir, sürekli bir yerlerden gönderilir, bir yerlere gider. İnsanı dünyaya gönderen belli, gittiğin yeri kendin seçersin. Akıl, fikir ve vicdan insanın mektubunun nereye gideceğini gösterir. Zarfın içinde, yani mazrufta neler yazdığını iyi okur iyi anlarsan, doğru yolu bulur, doğru yönde ilerlersin. Aşık Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece” dediği hayattır, zarf ile mazrufun hikayesi. Büyüklerimiz bize şunları tavsiye ederdi; senden küçüklere karşı merhametli, büyüklerine karşı da saygılı ol. Eğer bunları yaparsan önce vicdan sahibi olmuşsun demektir. Bir başka öğüdünü de şöyle verirlerdi; cüzdan ile vicdan arasında sıkışıp kalma. O halde aklını iyi kullan, iyi fikir yürüt, güzel düşün ki güzel göresin, öyle yap ki hayatından da lezzet alasın. Şeyh Edebali’nin şu sözü ne kadar da güzeldir; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Benim Anadolu insanım yurdum insanı, ne kadar temiz düşüncelidir ki, “Allah devlete ve millete zeval vermesin” der. Bugün Mehmetçiklerimizin Afrin’de verdiği mücadele haklı ve uluslararası hukuka da uygundur. Bakın biz burada işimize gücümüze devam ederken, onlar “Kızılelma” diyorlar. Hani şu ‘gidip te dönmemek var ya’ denen hikaye gibi. Şehit oluyorlar, gazi oluyorlar. Şehitleri rahmetle uğurladıktan sonra, gazilerimizi görüyoruz ki, iyileşip tekrar cepheye gitme telaşındalar. İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asıl kanda mevcuttur” dediği tam da burasıdır. Ne güzel ki, benim Mehmetçiğim zarfı da mazrufu da çok iyi biliyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın “Millet için muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözlerinde sağlığın insan hayatındaki büyük öneminin altı çizilirken, bir milletin de aslında devlet yoksa sağlığının da olmayacağının vurgusudur bu sözler. Türk Milleti beş bin yıllık tarihinde her zaman millet olmanın unsurlarını yansıttı, ki 16 devlet kurdu. Dünya tarihinde böylesi yok. Demek ki biz binlerce yıldır zarfı da mazrufu da şaşırmamışız. Öyle olmasaydı, bu günlere gelemezdik. İstiklal Marşı’nda Akif “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, benim iman dolu göğsüm gibi serhattim var” diyerek o zarfın içerisinde yazanları bize özetlemiyor mu? Bu topraklarda yaşamanın bir bedeli vardır, biz o bedeli asırlar boyu şehadet şerbetini içerek yerine getirdiğimiz için buralardayız. Dolayısıyla şöyle söyleyebiliriz, Gazinin ağzından nakledelim; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”

 

Besmele

Saliha bir kadının, münafık ve cahil bir kocası vardı. Bu kadın “Bismillahirrahmanirrahim” diye besmele çekmeden hiçbir işine başlamazdı. Münafık kocası, onun bu haline çok kızar, kadıncağıza yapmadığı eziyeti bırakmazdı. O saliha kadın ise, kocasının eza ve cefalarına sabreder ve onun doğru yola gelmesi için, Allah’a dua ederdi.

Bir gün, o zalim adam iyice öfkelenmişti. Karısına yapacağı eziyet ve kötülük için bir bahane arıyor ve kendi kendine:

“Şuna bir oyun çevireyim de görsün. Bakalım onu rezil olmaktan kim kurtaracak?” diye söylenip duruyordu. Başkalarına açıkça söylemediği inkarcılığı, artık bütün çirkinliğiyle, içinde dolup taşmıştı.

Hanımını çağırdı. Ona bir kese altın vererek:

“Bunu iyi sakla!” diye tembih etti. O saliha kadın da, kocasının emri üzerine hemen gitti. Besmeleyi çekerek keseyi iyice sakladı. Fakat kocası olan münafık adam da onu gizlice takip ediyordu. Sonra, karısının haberi olmadan keseyi oradan aldı. İçindeki altınları boşaltarak keseyi derin bir kuyuya attı. Aradan çok geçmeden, yine hanımını çağırdı:

“Sana verdiğim bir kese altını hemen getir” dedi.

Kadın koştu, keseyi sakladığı yere;

“Bismillahirrahmanirrahim” diyerek elini uzattı. Tam o anda, Allahü Teala Hazretleri’nin emriyle melekler tarafından kese kuyudan çıkarılıp, yerine kondu. Yalnız ıslanan keseden sular damlıyordu. Kadın, kesenin neden ıslandığını anlayamadı, getirdi. Kocasına teslim etti. Adam, içi altınla dolu ıslak keseyi görünce çok şaşırdı. Karısının söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anladı.

Sonra karısına:

“Sana çok zulmettim, çok canını yaktım, beni affet” diye yalvarmaya başladı. Allah’a tevbe ve istiğfar etti. Allah’ın salih kullarından biri oldu. O günden sonra, dua ve yakarışlarında hep şöyle derdi.

“Ya Rabbi! Bana dünyam ve ahiretim için hayırlı, saliha bir kadını eş olarak verdiğin için, sana hakkıyla şükretmekten acizim, beni affet Allah’ım.”

O saliha kadın ise:

“Ya Rabbi! Sana şükürler olsun ki, duamı kabul edip, kocamı salihlerden eyledin”. Diye dua ediyordu.

Sabrın kendisi acıdır, lakin meyvesi tatlıdır.

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ