Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 4,70 / Satış: 4,72
€ EURO → Alış: 5,48 / Satış: 5,50

ONLAR Kİ

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 06.03.2018
  • 573 kez okundu

Bugün onları anmadan olmaz.

1920’de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada Türk askerlerinde yorgunluk ve korku sebepleriyle bir duraksama olunca, “Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da, siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” diyerek, askerlerin toparlanmasını sağlamış, aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atılıp şehit olmuş.

Kim? Tayyar Rahmiye,  Adanalı Rahmiye Hanım.

“Savaştım Yunan’a karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyası’dır” demiş.

Yunan askeri Aydın’a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes’in diğer tarafına geçmeye çalışan arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönüp, Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alarak dağa çıkmış.

Kim? Çete Emir Ayşe

Daha bir yıllık evli iken eşinin yanında Milli Mücadele’ye katılmış. Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olmuştur.

Kim?  Gördesli Makbule (1902-24 Mart 1922, Kocayayla/Akhisar)

Kurtuluş Savaşı’nda yaşlı kadın ve erkekler ile birlikte İnebolu’da bulunan cephaneleri Ankara’ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken kış şartları nedeniyle Aralık 1921’de donarak öldü… Anlatılan odur ki, cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarmış bebeğine de sarılıp onun donmaması için uğraş vermiştir…

Kim? Şerife Bacı (Ö. 1921)

Kendisine milletvekilliği de önerilmiş, “Hafız olduğum için başımı açmam, başımı açamayacağım için de Milletvekili olamam” diyerek kabul etmemiş.

Kastamonu müdafaa-i hukuk cemiyeti, kadınlar kolu kurucularından ve Kastamonu’daki İlk kadın meclis üyesi, sıkı bir Atatürk hayranı ve kendi deyimiyle “Cumhuriyet kadını” ymış.

Kurtuluş Savaşı sonrasında Kastamonu’daki kadınları toplamış, asker için çorap, fanila ördürüp cepheye göndermiş.
Varlıklı bir aileden geliyormuş. Asker Kastamonu’ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuş. Hep ben “Cumhuriyetçiyim” demiş, savaştan sonra yeni baştan herkes gibi Türkçe harflerle okuma yazmayı öğrenmiş.

Kim?  Hafız Selman İzbeli -İlk kadın meclis üyesi

Kastamonu’da doğmuş,  uzun yıllar Halim Çavuş zannedilmiş. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girmiş, erkek gibi tıraş olmuş, saçını kazıtmış ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karışmış. Bir keresinde İnebolu’dan cepheye cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa’ya rastlamış. Ancak rastladığı kişinin O olduğunu bilmiyormuş. Mustafa Kemal Paşa “Sen üşüyor musun böyle?” diye sorunca, “Bey, 100 bin kişi kurtulacak. Ben öleceğim de ne olacak?” demiş.

Kim? Halime Çavuş,

1888’de Erzurum’da doğmuş. Subay Dervişlerden Ahmet Bey ile evlendiğinde  Balkan Savaşı’na katılmış, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaşmış. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte savaşmış. Eşi Binbaşı Ahmet Bey’in Sarıkamış’ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum’a dönmüş.

Ya bu? Fatma Seher Erden (Erzurumlu Kara Fatma)

Albay Hafız Halit Bey, komutasındaki 70. alayla birlikte Milli Mücadele saflarına katılmış; ancak eşi Hadiye Hanım daha 24 yaşındayken vereme kurban gittiğinden ve o yıllarda İstanbul işgal altında bulunduğundan, küçük kızını da yanında götürmek zorunda kalmış.

Böylece kader küçük Nezahat’ı, daha 9 yaşındayken cepheyle tanıştırmış, 12 yaşına kadar tam üç sene müddetle cephelerde bilfiil babasının yanında savaşmış.

Ve bu, Nezahat Onbaşı (Nezahat Baysel) (Ö. 24 Eylül 1994)

1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı’nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

Evet, bu da Halide Onbaşı (Halide Edip Adıvar) (1884-1964)

Onlar ki, kadın olmanın gururu içinde Ata’sına olan sevgisi ve güveniyle,  çocuklarını, anasını, babasını bırakıp, eriyle savaşa gidenlerden.

Onlar ki yokluklarında, küçücük evinde ekmeğini yapıp, tarlasını ekip biçen, kuru üzümünü ekmeğine katık yapanlardan.

Onlar ki evlerini terk edip cepheye giderken, bizim evimizde ailemizle rahatça oturmamıza sebep olanlardan.

Onlar ki kadın olarak, sosyal yaşamda yerimizin olmasına, eşlerimizin yanında haklarımızın olmasına sebep,

Onlar ki bir kadın olarak düşüncelerimizi söyleme özgürlüğüne sebep,

Onlar ki anne olduklarını, kardeş ya da yar olduklarını unutarak cephede bu vatan için canlarını feda ederek bizleri bu günlere getirenlerdir.

Nasıl olurda bugün onları ve onlarca isimsiz kadınlarımızı anmadan geçeriz?

Birazdan gözlerimizi kapatalım mı? Birazcık lütfen. Bir kadın olarak, yaşınız kaç olursa olsun, anne olun olmayın, abla olmanız, kız kardeş olmanız sevgili olmanız hiç fark etmez. Sadece savaş ortamında olduğumuzu düşünerek gözlerimizi kapatalım ve evimizi cepheye gider gibi geride bırakalım. Her şeyimizi geride bırakıyoruz, sevdiklerimizi, çocuklarımızı çünkü savaşmaya gidiyoruz.

Ne için? Vatan topraklarımızda çocuklarımıza, büyüklerimize ve kendimize yaşanabilir bir gelecek için.

Şimdi de gerçeklere dönelim. Kuru üzümü, kuru ekmeğimize ne kadar katık yapabilir, yokluğa ne kadar dayanabiliriz? Kocaman bahçe içindeki küçük evimizi bırakıp, kocaman evimizden arda kalan küçük bahçemizde neler yapabiliriz?

Bizi bu günlere getiren kayıtlarda ismine rastlanmayan eli öpülecek onlarca kahraman Türk analarımızı, kadınlarımızı saygıyla anarak, her zaman maddi ve manevi olarak değerinin bilinmesi dileğiyle tüm kadınlarımızın gününü kutluyorum.

 

Haklarımıza saygı duyulması dileğiyle, sevgiyle kalın…

 

 

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ