Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 5,99 / Satış: 6,01
€ EURO → Alış: 6,82 / Satış: 6,85

SAYFALARDAKİ TARİHLER

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 13.03.2018
  • 1.167 kez okundu

8 Mart, 12 Mart derken sıra 18 Mart’ta.

Kadınlar Günü ile başladık, İstiklal Marşı ile devam ederken, geldik Çanakkale Zaferi’ne.

8 Mart, Dünya Kadınlar Günü, bütün ihtişamı ile denilir mi bilmiyorum, bir güncük kutlandı ve hemen ardından hayat normale döndü. Kadın yine çilekeşliği ile hayata devam ediyor.

12 Mart, İstiklal Marşı’mızın kabulünden bu güne doksan yedi yıl geçti. Tam doksan yedi yıl önce yazılmış. Mehmet Akif Ersoy’un, “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” sözü var ki, hep birlikte yürekten söyleyelim.

İstiklal Marşı’mız, öyle güzel başlar ki, Korkma, yurdumun üzerinde bir tek ev, ocak kalana kadar, bu bayrak dalgalanacak der. Yine korkma diyerek devam eder. O,  istediği kadar bağırsın, uluyup dursun, benim iman dolu göğsümü, savunma gücümü boğamaz.

“Arkadaş!” der, yurdumu alçaklara uğratma sakın, gövdeni siper olarak kullan. Bastığın yerler toprak değil, onun altında kefene bile sarılmamış binlerce insan var. Sen o şehit olanların oğlusun, üzme onları, yazıktır onlara, canlarını feda ettiler bizim için demek ister.

Yedinci kıta da nasıl bir vatan aşkı anlatılır böyle, her şeyini varını yoğunu ve sevdiklerini (hem de sevdiklerini) feda edecek kadar? Tek vatanından ayrı düşmesin diye.

Mehmet Akif Ersoy, sekizinci kıtada da  Allah’a sesleniyor. Vatanımın camilerinde ezanlar okunur, bu senin yolunda olduğumuzu işaret eder. Ezanlar buna şahitlik eder. Onun İçin, senin yolunda olan bir kulun olarak, Allah’ım, tüm ruhumla ve bedenimle senden şunu diliyorum: Bu mabetlere yabancı eli değmesin, der.

Beni en çok etkileyen kıta budur, dokuzuncusu. İşte der, işte o zaman, yani mabedimin göğsüne yabancı eli değmediği zaman , şayet ölmüşsem ve mezarımın başında bir taşım varsa, o taş sana şükranla, huzurla dolu olarak bin kere secde eder. Bu secde etme esnasında, Allah’ım, her yaramdan kanlı yaşlar boşanır. Ve yine o zaman cesedim, bir ruh gibi fışkırarak göğe çıkar ve belki de başım arşa değer.

Ve artık son kıtasında bayrağa seslenerek derki, sana ve ırkıma ebediyen çökme yıkılma yoktur. Zaten hür yaşayan bayrağım daima hür yaşayacaktır. Bütün kanlarımız sana helaldir.

Ve bu yüreklerden kaleme dökülen nasıl bir duygudur ki yıllardır, dillerimizde olsun?

Ruhun Şad olsun Mehmet Akif Ersoy.

Tam yüz üç yıl geçmiş, kefensiz toprağa girenlerden, yurdumuzun düşman çizmeleriyle çiğnendiği günlerden bugüne.

Bir başka sayfada yazan tarih, 18 Mart 1921 Çanakkale Zaferi.

Babalarımızın, oğullarımızın, dedelerimizin, yavuklularımızın Çanakkale’de yazdığı destandan bu yana yüz üç yıl geçmiş. Tüm yoksulluğumuza ve imkânsızlıklarımıza rağmen yazdığımız, Kurtuluş Savaş’ımızın ruhunu oluşturan bir destandır bu.

Öyle ki Metre kareye altı bin merminin düştüğü, Altı milyonda bir ihtimalle mermilerin havada çarpışabildiği yıllardır unutulmayan ve unutulmayacak bir destanın yazıldığı gün 18 Mart.

O dönemlerde, Kurmay Albay Mustafa Kemal rütbesiyle silah arkadaşlarıyla birlikte Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında başarıların kazanıldığı bir destanın adıdır Çanakkale Zaferi.

“………………………… , …………………………

Kükrüyordu tepeden, Mustafa Kemal,
Vatanıma ayak basacaksa düşman,
Yaşamanın ne gereği var, En son nefer ölünceye kadar,
Dövüşeceksiniz aslanlar, Görecek bütün dünya,
Ne aslanlar doğururmuş,
Emineler, Hatçeler, Ayşeler, Fatmalar. (alıntı)” demiş şair.

İşte yine kahraman analarımız, yine destanların kahramanı kadınlarımız.

Kadınlarımızdan başladık söze, yine onlarla bitirelim.

12 Mart Pazartesi akşamı, Alternatif Kültür Merkezinde “7 Benzemez Doğaçlama Tiyatro Gösterisini” izledim. Sadece yedi kadının doğaçlama olarak sahneledikleri bir oyun.

Bu yedi hanımefendi ilk defa sahneye çıkmanın mutluluğu kadar heyecanını yaşıyorlarken, gösterdikleri çabanın, harcadıkları zamanın hakkını verdiklerini rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta bir bölümü vardı ki “bi daha bi daha “ demekten kendimizi alamadık. Ancak tekrarı olmadı. Çünkü tadı damağımızda kalsın istedik. Gerçekten bol kahkahalı, neşeli oldukça keyifliydi ki günün yorgun saatlerinde zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız gibi bizlerde kendimizi oyunun içinde bulduk.

En güzel yanı da küçük çocuklarımız ve onlarında yaratıcı düşüncelerine saygı duyan bir yönetmenimiz vardı. Onlar da biz yetişkinler gibi fikirlerini rahatlıkla paylaştılar yaşları küçük olmalarına rağmen. Bu küçük yürekler tutarlı katılımlarıyla beni mutlu etti.

Peki kim bunlar? Tülay Yanıkoğlu Yazıcı, Arzu Danyer, Ayşegül Babacan, Arzu Ceylan, Elif Akıncı, Kübra Güloğlu Aydoğdu ve Gökçe Ak. Yönetmeni de yıllardır bu işe emek veren Sayın Fethi Çeviker’dir.

Okuma Sanatı Kulubü, yaklaşık bir yıldır faaliyetlerine devam ederken, kendi bünyesinde Tiyatro Kulübü oluşturarak doğaçlama oyun çalışmalarına yer verdi. Yapılacak çalışmaların kuracakları çocuk kütüphaneleri için olması onları ayrıca mutlu etmektedir. Tamamen bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında yer alan bütün bu çalışmalar, gönüllülük esasına dayanarak yapılmakta olup kitaplarla yaşanan bir dünya yaratmaktır.

Bu arada izleyicilerin yanlarında 1 adet kitap getirip Okuma Sanatı Kitap Kumbarasına atmaları oldukça sevindiriciydi.

İlerleyen zamanda yine bu 7 kadın, Devekuşu kabarenin yıllarca sahnelediği “Yasaklar” oyununu sergileyecekler.

Böyle büyük bir zaferin gururunu yaşatan şehit ve gazilerimizi şükranla anıyorum. Şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Çocuklarımız için çalışanların heyecanlarına, çabalarına ve ürettiklerine ortak olmak dileğiyle. Sevgiyle kalın.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ