Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 5,61 / Satış: 5,63
€ EURO → Alış: 6,43 / Satış: 6,45
bursa escort escort beylikdüzü teknim alarm sistemi bursa escort bayan escort istanbul escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort kocaeli escort atasehir escort bayan istanbul escort bahis siteleri escort kayseri kayseri escort bursa escort

Oruçlu musunuz, Değil misiniz?

Nurettin Şenemre
Nurettin Şenemre
  • 25.05.2018
  • 260 kez okundu

Oruçlu musunuz, Değil misiniz?

Senusi , Allah korkusunun fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi. O günlerini bir gün oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer, verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde,

-Oruçlu musunuz yoksa değil misiniz? Diye sorulunca;

-Ne oruçluyum ne de değilim derdi.

Oruca niyetli olduğu için “oruçlu. değilim” diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ibadetinin hakkını verenlerden saymadığı için “oruçluyum” da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği anlamayıp:

-Oruçlu olup olmadığınızı bilmiyor musunuz? diyenlere cevap vermez sadece tebessüm ederdi.

Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 

Padişah, Kölemin Kölesi

Devrin birinde padişahın biri Ramazan ayı geldiği vakit, ikindiden sonra akşama kadar davulcuların şenlik yapmalarını ve çalgılar çalmalarını emrederdi. Bununla hem günün tez geçmesini ve hem de açlığın tesirini anlamamasını sağlamak, isterdi. Çünkü oruç ekseriyet ikindiden sonra insana şiddetle tesir eder. İşte yine bir Ramazan ayında padişah oruçtan fazla incinmemek için bu şekilde emretmişti. Bir gün böyle vaziyette iken oradan bir kamil Şeyh geçer. Bakar ki çalgılar çalmıyor, davullar vuruluyor, adeta kıyamet kopuyor. Kendi kendine şu kötülüğü kaldırmalıyım ve bu padişahı bu gafletten uyarmalım. Çünkü bu an iftar anıdır. Rahmet ve mağfiretin coştuğu bir zamandır. Bu zamanda bu çeşit hareketler Müslümanlara gerekmez der.

Padişahın sarayına gider, çalgıları susturmak ve neşelerine son vermek ister. Padişah da onu o anda saraydan seyreder. Padişah ihtiyarın yakalanmasını emreder, adamı huzuruna çağırtır ve kendisine şöyle sorar:

-Şu münasip olmayan işi niçin işledin?

İhtiyar:

-Bu iş kötü bir iştir. Biz kötü işleri kaldırmakla memuruz der.

Padişah:

-Benden korkmadın mı?

İhtiyar;

-Senden bana gelecek olan şeye sabrederim. Nitekim Allah Teala Kur’an’da “sana gelen şeye sabret” buyurdu. Ben senden asla korkmam. Çünkü sen kulumun kulusun.

Padişahın etrafımdakiler:

-Bu adam aklını kaybetmiştir.

İhtiyar:

-Hayır, ben aklımı kaybetmedim. Bilakis, hakikatte o, kölemin kölesidir. Sen kölemin kölesisin. Çünkü insanlar iki kısımdır:

Birincisi; nefsi mağlup, kendisi galip alandır ve nefsini istediği tarafa çevirebilir.

İkincisi ise: Nefsi kendisine galip ve üzerine amir kimsedir.

Ey padişah! Şimdi düşün, sen bunların hangisindensin?”

Padişah:

-İkincisiyim, der.

İhtiyar:

-Nefis kölemdir, sen de nefsin kölesisin. Yani sen kölemin kölesi oldun, der.

İhtiyarın bu sözleri üzerine padişah son derece müteessir olarak derhal tövbe edip pişman olur. İhtiyara da birtakım ikramlarda bulunur.

 

Recep Ayında Oruç

Basra’da yaşayan abide bir kadın vardı. Evliya kadın ölümü yaklaşınca oğluna:

– Oğlum Recep ayında oruç tutup namaz kıldığım elbiselerimle beni defnet dedi.

Bir süre sonra o evliya kadın öldüğünde oğlu vasiyetini unutup normal bir kefen ile defnedip eve geldiğinde annesini sardığı kefeni evde bulur. O an aklına annesinin vasiyeti gelir Recep ayında ibadet ettiği elbiseleri gelir. Evi arar elbiseleri bulamayınca oturup hayretler içinde düşünür, ama bir şey anlayamaz.

Gaybden bir ses gelir. O ses “kefenini al biz onu Recep ayında oruç tuttuğu elbiselerle” defnettik. Çünkü biz Recep ayında oruç tutanı mezarda bile olsa üzüntülü bırakmayız.

Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

 

Sabrın Zirvesi

Allah Dostlarından Hazreti Rabia Hayatını ibadete adayan bu yolda evlenmeyi dahi düşünmeyen yüce kametin hayatında orucun yeri bambaşkaydı. Sık sık nafile oruç tutardı bir defasında yiyecek bir şey bulamadı sekiz gün böyle geçmişti ve yiyecek bir iftarlık kuru bir ekmeği bile yoktu. Açlık iyice şiddetlenmiş ve kendi kendine acaba nefsime zulüm mü ediyorum diye düşünürken derken kapı çalınır. Komşusu bir tabak yemek getirmiştir. Ortalık karanlıktır. Onu alıp yere koyar. Işık aramaya gider. Işığı yakınca kedinin yemeği döktüğünü görür. Ne yapayım bari iftarı su ile açayım diye düşünür. Bu sırada ışık söner ve bardağı alıp su içecekken bardak düşüp kırılır. Elini açar:

-Ya Rabbi! Bu zavallı kulunu deniyorsun, fakat acizliğimden sabredemiyorum. Diyerek bir ah çeker. Bu sırada gaybden şöyle bir ses duyulur:

-Ey Rabia! İstersen dünya nimetlerini üstüne saçayım. İstersen üzerindeki dertleri kaldırayım. Fakat bu dertler ile nimetler bir arada bulunmaz.

Bu sözü işitince Hazreti Rabia:

-Ya Rabbi beni kendin ile meşgul eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma diye dua eder.

Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ