Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

GÖZLERİNDE KAYBOLDUM

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 04.07.2018
  • 804 kez okundu

GÖZLERİNDE KAYBOLDUM

Hepimizin ortak duygu ve düşüncesi değil mi çocuklarımızı mutlu görmek?

Onların mutluluğu için çalışmak, yorulmak ve para kazanmak.

Her şey onlar için yaptıklarımız ve yapacaklarımız. Onlar için yaşıyor ve nefes alıyoruz. Her şeye onlar için katlanıyor, onlar için sabrediyoruz.

Bin bir emekle dünyaya getiriyor, büyütüyoruz. Koruyup kolluyoruz. Sonra, birisi geliyor ve en acımasız bir şekilde alıveriyor.

Sen koklayamadan, doyamadan hasret kalıyorsun. Yüreğin alev alev yanıyor, hele akşamlar olunca, geceler bitmek bilmiyor.

NAFİLE, o  gelmiyor. Ne birileri seni anlayabiliyor ne de senin gibi ölene kadar acısını yüreğinde taşıyor.

Sadece kaybettiğinle kalmıyor, her gün büyüyen özleminle çaresizliğinin arasında sıkışıp kalıyorsun.

ÇARESİZLİK  !

Çözemediğim bir kelime. Altında ezilip büzüldüğüm, gücümün yetmediği, kaldıramadığım küçük yüreklerin arasında yaşarken  gözlerinde kaybolduğum yer.

Her ölen çocukla, her seferinde sesli ya da sessiz çığlıkların yaşandığı, kınandığı aynı sahneler.

Geriye kalan yine, çaresizlik!  Biraz bir şeyler yapmaya çabalıyorsun. Hırslanıyor, o yapanları eline geçirsen parçalayacak kadar oluyorsun.

Tamam parçaladın, ya arkadan gelenler, yine  NAFİLE!

Sorunlarımızı kökünden çözmek gerekiyor. Sadece dallarını kesmek budamak yetmiyor.

İDAM etmek.

Bu masum harfler bir araya geldiğinde, ortaya çıkan anlam tüylerimi diken diken yapıyor. Allah’ın verdiği canı almak mecburiyeti biz insanların umudu gibi görünüyor.

Oysa idam etmenin yasal olduğu ülkelerde tecavüz olaylarında artışlar olduğunu okudum. O zaman caydırıcı yanı nerede?

Biz nerede eksiğiz, yeniden yapılandırmamız gereken  yanlarımız neler?

Son yıllarda çocuklar üzerinden yapılan reklamlar  ve sosyal medyada artan çocuk resimlerine değinmeden geçemeyeceğim.  Hatta özellikle çocuğunun resimleri üzerinden herkese açık sosyal medyada kalan pek çok insanları görüyorum.

Bazı şeylerin gizli kalması gerekmez mi?

Tecrübeyse paylaşılmak istenen, saygı duyarım. Bunu çocuğumuzun resmini koymadan da yapabiliriz.

Artık toplumsal bozulma, bu samimiyeti ve iyi niyeti kaldıramıyor. Kıskançlık, haset, onun gibi olamamanın,  ulaşamamanın ve yetememenin yarattığı gizli duygusal boşluğu başka şeylerle doldurma çabası gelişiyor.

Sürekli özel yaşamın paylaşımı ve bunun iyi niyetlerle kabul görmesi, boşluklarla yaşayan insanlara malzeme olabiliyor.

Balıkların hafızası geldi aklıma.

Biz de belki yine unutacağız.  Hep böyle olmuyor MU?

Hadi hep birlikte hatırlayalım, kaybettiğimiz o küçük bazı yürekleri, annelerinin kuzularını, geleceğimizin teminatlarını, saflığın, sadeliğin, temizliğin sahiplerini..

3 yaşındaki Aylan Kurdi (cesedi kıyıya vurdu)…..  6 yaşındaki Gizem Akdeniz.  Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra, boğularak öldürüldüğü, o da yetmezmiş gibi cesedinin de yakıldığını hatırladınız mı? Yazarken içim sızlıyor,

9 yaşındaki Umut Zambak….  9 yaşındaki Mert Aydın’ın cesedi …..

 

3,5 yaşındaki Pamir Dikdik, bunu daha iyi hatırlarsınız.  Yan villanın havuzunda ölü olarak bulunmuştu.

 

2.5 yaşındaki Hüseyin Çal boğularak yaşamını yitirmişti. Nasıl mı? 60 tonluk yangın havuzuna düşerek.  Ve daha niceleri vardır, bildiğimiz bilmediğimiz.

 

Şimdi de  8 yaşındaki EYLÜL yine 4 yaşındaki LEYLA. Ya sonra….

 

Gözlerinde kaybolduğum çocuklar, içimdeki sessiz çığlığın sebepleri.

 

Bu defa unutmayalım. İşin peşini bırakmayalım. Elimizden geldiğince, hep birlikte el ele verelim.

‘Her ölüm erken ölümdür’  de henüz daha hayatını yaşayamadan, kendini bilmezler tarafından yok edilen bu çocuklar da çok çok erken değil mi? Buna yürekler nasıl dayanır?

Tanısak da tanımasak da o çocuk bizim çocuğumuz!  O çocuklar bizim çocuklarımızdır. Ona üzülmek için senin olması gerekmiyor. O zaman hep birlikte bir şeyler yapma zamanı geldi de geçiyor bile.

Grange derki, “Anladım ki mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer ve bilirsin o nehir asla durmaz.”

Yüreği çocuk sevgisiyle, insan sevgisiyle dolu olanlar, hakkın yanında olanlar,  anneler, teyzeler, babalar, dayılar, amcalar, halalar yarına kalmasın hemen şimdi…

Komşular, dedeler, nineler, küçük büyük hepimiz ve yasal anlamda değişim rüzgârlarını estirebilecek büyüklerimiz el ele verme zamanı, çocuklarımızın mutluluğu için birlikte nehri geçme zamanıdır.

Bazen her şey kalemle yazılmaz kâğıtlara. Hislerinizi  gözyaşlarıyla yazarsınız Herkes okuyamaz belki ama olsun, siz okuyun, anlayın, siz bilin ve  kendinizi kandırmayın yeter.

Ölümün de hayırlısını dileyerek, umutlarımızla yelken açalım, güzel günlere. Çocuklarınızla mutlu kalın ..

 

Çocuklarımızın hangi haklarını, HAKKIYLA teslim ederek büyütüyoruz?

Neymiş bu haklar bir bakalım, belki unutmuşuzdur.

 

“Çocuk ve Çocuk Hakları Türkiye’nin 1990’da imzaladığı, 18 yaşın altında olanları çocuk olarak tanımlayarak başlayan, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, nerede doğduklarına, kim olduklarına, cinsiyetlerine, dinlerine ya da sosyal kökenlerine bakılmaksızın  bütün çocukların haklarını (yaşama hakkı; eksiksiz biçimde gelişme hakkı; zararlı etkilerden, istismar ve sömürüden korunma hakkı, aile, kültür ve sosyal yaşama eksiksiz katılma hakkı) tanımlamaktadır.

Sözleşme aşağıdaki sağlık hizmetlerine erişim ve sağlığın sosyal belirleyicilerine değin aşağıdaki hakları içermektedir.

  • Sağlık hizmetlerine erişim hakkı;
  • Eğitime erişim hakkı;
  • İnsana yakışır bir yaşam standardına erişim hakkı;
  • İstismar ve ihmalden korunma hakkı;
  • Özel gereksinimleri olan çocukların hakları:

· Özürlü çocukların hakları.          (http://cocuk.basbakanlik.gov.tr/cocuk.html)

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ