Türkiye'nin en büyük yerel ilçe gazetesi-
$ DOLAR → Alış: 5,32 / Satış: 5,34
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10
bursa escort escort beylikdüzü teknim alarm sistemi bursa escort bayan escort istanbul escort istanbul kayseri escort mersin escort bursa escort kocaeli escort atasehir escort bayan istanbul escort bahis siteleri escort kayseri kayseri escort bursa escort gaziantep escort bayanlar izmir escort bayan istanbul escort bayan istanbul escot

KOCA KARİA

Aysu Azak
Aysu Azak
  • 17.10.2018
  • 368 kez okundu

“İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını, sonra da sağlıklarını kazanmak için paralarını verirler.”  der GOETHE.

İnsanların çoğunluğu bu sözü istemeden ya da bilmeden gerçekleştirme çabası içinde olurlar.

Öyle ya hayata okuma yazma savaşı vererek başlanıyor sonra da eğitime, ‘maddi kazançlarım nasıl olmalı’ diye kafa yorarak en çok para kazandıracak mesleklerin peşinde koşarak devam ediliyor.

Hayat, o kadar yoruyor ki kimi bu yorgunluğun sonunda hedeflerine ulaşıyor, kimi tam olarak hedefe ulaşamasa da kendisini teselli edecek bir şeyler buluyor.

Hepsinde de ortak payda “yıpranmak”. Zaman öylesine geçiyor ki bu süreç içinde vücudun verdiği ufak tefek sinyalleri, işaretleri anlamlandırmadan hayat göğüslenmeye devam ediliyor.

 

Sağlıkla ilgili sorunların çözümleri ötelediğinde bir süre sonra hastalıklar baş gösteriyor. Eğer önemsenmez üzerine titizlikle gidilmezse o zaman kazanılan paralar sağlığı geri kazanmak için harcanıyor.

 

Eskiden büyüklerimiz birinin öldüğünü duyunca, “Allah rahmet eylesin.” der, sadece başsağlığı dilerdi. Çünkü genelde yaşlanıp vefat ederlerdi.  Şimdilerde ise “Kaç yaşında, neyi vardı?” diye soruluyor.

 

O dönemlerin diğer avantajlı konularına girmek istemiyorum. Ancak o zamanlar doktor, hastane bu kadar yaygın değildi, özel hastane kavramı hiç yoktu, adına ‘kocakarı ilacı’ dediğimiz, şimdilerde belki biraz genişletilmiş haliyle ‘Alternatif Tıp’ adı verilen tedaviler söz konusuydu.

 

“Kocakarı ilacı” dendiğinde, belli bir yaşa ulaşmış, biraz da olsa yaşını almış, yaşlı anneler akla gelir. Yaşları büyük olduğu için bilgilerine de güven duyulurdu. İlaç olarak söyledikleri de kullanılırdı. Doğrusunu isterseniz ben de böyle biliyordum, bu yazıyı okuyana kadar.

 

Değerli okurlarım sizler de sağlıklı olun, mutlu kalın…(aysuazak@hotmail.com)

Koca Karia’ dan kocakarı ilacına….

MÖ 5. yüzyıldı. Aylardan Nisan. Bahar, Akdeniz ile Ege’nin buluştuğu topraklara merhaba demişti. Damıtılmış rüzgârlar binlerce otun ve çiçeğin aromalarından oluşan mis gibi bir koku yayıyordu havaya.

 

( ‘Karia’ güneybatı Anadolu’da ana hatlarıyla günümüzdeki Büyük Menderes Nehri güneyi, Muğla ili kuzey kısımları ve içerideki bölgeye denk gelen coğrafyanın eski çağlardaki ismi.)

 

Knidoslular(Knidos, Muğla ili Datça ilçesinde bulunan antik kent.), bugün deveboynu dediğimiz kap Krio’ da taze baharı kutluyordu. Şarkılar söyleniyor, şiirler okunuyor, şaraplar içiliyordu.  Bir anda bir çığlık duyuldu, bir haykırış. Knidos kralının kızıydı bu.

 

Yörenin en zehirli yılanı sokmuştu. 1,5 metre boyunda kurşuni renkli engerek. Genç kız acı içinde yere yığıldı. Güzeller güzeli bir kızdı. Kralın en küçük kızı, iki ablası yakın ülkelerin prensleriyle evlenip yuvadan ayrılmıştı. Sarayın tek çocuğuydu, o yüzden kralın canıydı.

Yüzü morarmış, ateşi yükselmiş, narin bedeni titriyordu, kan ter içindeydi. Hemen hekimlere gösterildi, hekimler sonucu krala tek cümleyle özetlediler.
“maalesef ” Knidos prensesi ölecekti.

 

Genç kız öleceğine anlayınca babasına yalvarmaya başladı. “Baba ne olur bir şeyler yap,  yaşamak istiyorum baba, kurtar beni.” O yalvardıkça, kral kahroluyordu, biricik kızı ölürken, onun elinden bir şey gelmiyordu. Oysa ne kadar da iyilik yapmıştı.

Halkıyla ilgilenmiş, yoksullara yardım etmiş, hükmettiği topraklarda adaleti sağlamıştı. Tanrılar neden onu cezalandırıyordu? İsyan etti.

“ey tanrılar, neden ben, neden kızım? ne kötülük yaptık, hangi sözünüzü ezdik. Sizler bugünler için varsınız. yoksa!.. yok musunuz?” Tanrılardan ses yoktu.

Knidos prensesi ateşler içinde geçirdi geceyi. Yüzü gözü şişmişti. Kral da çaresizliğin acılarıyla sabahladı. Aynaya baktığında saçları bembeyazdı.

Hekimler genç kızın akşama kadar can vereceğini söylüyordu. Kral kızının başında, Knidoslular da tapınaklarda dualar ediyordu. O anda bir haber getirdiler, “kralım dışarıda bir balıkçı var, kızınızı kurtarabileceğini söylüyor.”
Kral, “hemen alın içeri” dedi, “hemen” aldılar. Simi’den gelen bir balıkçıydı.

Kralın yaşlarında, uzun boylu, iri omuzlu, yanık tenli, yeşil gözlü, hemen, boynundaki meşin keseden tahta bir kutu çıkardı, içindeki merhemi genç kızın tüm bedenine sürdü. “üzülmeyin kralım” dedi, “kızınız ölmeyecek, şişlikleri yarın inecek, ertesi gün de ayağa kalkacak.”

Simili balıkçı bu merhemi kendisi gibi balıkçı olan dedesinden öğrenmişti.
Yörenin endemik otlarıyla yosun karışımı bir merhemdi. çok zehirli balıkların soktuğu insanlarda kullanmışlar ve onları kurtarmışlardı.

 

Bir keresinde Simi koylarında denize giren bir soyluyu, kuyruğunda iğne gibi bir kemik olan çok zehirli bir balık sokmuştu, o balık bu denizlerin en zehirlisiydi.
Bu merhem onu bile kurtarmıştı, ertesi gün balıkçının dediği oldu. Genç kızın şişlikleri indi, ateşi düştü, artık o narin bedeni titremiyordu.

Bir sonraki gün ise tamamen iyileşti, ayağa kalktı. Kızıyla birlikte knidos kralı da hayata dönmüştü. Hemen talimat verdi. “balıkçıyı bulun, ailesiyle birlikte saraya getirin. artık burada kalacak.” Buldular, kral Simili balıkçıyı saray hekimleriyle tanıştırdı ve ikinci talimatı verdi.

“bu topraklardaki dağları, taşları, ormanları tarayın. tüm çicekleri, otları bitkileri araştırın, denizlerdeki yosunları inceleyin, ilaçlar yapın insanları kurtarın. Krallığım bu konuda size her türlü desteği verecek. ”

Derler ki, tarihin ilk bilimsel tıp adımı işte o gün atıldı. Derler ki, tıbbın babası hipokrat işte bu adımlardan yola çıktı. Derler ki, tarihin ilk bilimsel farmakoloji merkezinin Anadolu’da kurulmasını nedeni işte bu Simili balıkçıdır.

Ve hatta derler ki, yüzlerce yıl Karia İmparatorluğu’nun topraklarıydı, bu şifa dolu topraklar. Karialılar şifalı otlardan yüzlerce ilaç yapıp, binlerce hasta iyileştirdiler.
işte bu yüzden “koca karia ilacı” sözü yüz yıllardır Anadolu’da “koca karı ilacı” diye kullanılır.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ