DOLAR 7,6944
EURO 8,9885
ALTIN 458,61
BIST 9,7978
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 30°C
Parçalı Bulutlu

ASLINDA DAHA FAZLASI VAR

14.01.2016
961
A+
A-

 

Bugün bir değişiklik yapıp, her zaman yaptığımın tersini yaptım. Nasıl mı? Sürekli okurlarım bilirler. Yazılarımın sonunu bir hikâye ile tamamlarım. Oysa bugün tam tersi, güzel ve anlamlı bir hikâye ile başlamak istedim.

Okuduğumda, bir çocuğun aslında ümitlerinden daha fazla şeye sahip olduğuna, bir kere daha inandım.

 

“Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı.

Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi.

Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu.

Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatil de simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle.

Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkân sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım.

Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak: – Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim!. dedi. Eğer isterseniz size satarım.

Adam, taşa uzaktan bir göz atıp: – O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur. – “Hayır!” diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını göreceksiniz.

Dükkân sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu.

Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp: – Tam istediğim şey!. diye gülümsedi. Onu bana satar mısın?

Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı.

Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Beli ki mücevher gibi taşıyacaktı.

Dükkân sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de: – Söylemiştim ama tekrar edeyim!. dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır.

Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak: – Zannetmiyorum!.. dedi. O taş bence bunlardan çok değerli. Çünkü bu taş küçük bir çocuğun ümidini taşıyor.(alıntı)”

Evet, bir çocukta ümitlerinden daha fazlası var, “İnanmak, güvenmek ve korkusuzca uygulamak”, pek çok yetişkin de olmayan. Zamanla kaybedilen ya da var olup da tam oturmayanlar.

Neydi acaba bunlar? Yaşam içinde neler oluyor da kaybediyoruz? Birileri mi hatalı, yoksa hatayı kendimizde mi aramalı? Kim bilir bizler nasıl yetiştirildik ve çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz? Herkesin bu sorulara verecek bir cevabı olacaktır elbet kendince.

Çevremde, bilinçli çocuk yetiştiren genç anneleri görüyorum. Kimileri son derece titiz, kimileri son derece gevşek davranıyor. Çocuk bir tarafta, kırsın döksün annenin hiç umurunda değil. Bir tarafta da çocuk annenin korkusundan oynayamıyor. Her iki örneğinde çocuğu yansıyan olumsuzlukları var.

En güzel müdahale, doğru cümlelerle, doğru ortamlarda ve yapılan hatanın olduğu zaman dilimindedir. Burada en önemlisi çocuğun yalnız olduğu ortamı kollayıp uygun kelimelerle davranışlarına dikkat çekerek özünde değerli ve önemli olduğunu hissettirmektir.

Çocuklarımıza olumsuz olarak ne söylersek söyleyelim, kelimelerin hiç anlamı yoktur. Kaldı ki kelimeleri de tam olarak hatırlamazlar. Ancak nasıl hissettiklerini hiç unutmazlar. Kelimelerin zihnimizde yarattığı enerji duygularımızı etkiler. Bu nedenle olumlu etkiler, kalıcı dersler vermeyi istiyorsak, yapılan hatanın uygun kelimelerle açıklanması gerekir.

Zaten çocuk yaptığı hatadan dolayı korkmuş, üzülmüş ve kendini suçlu hissetmektedir. Bize söyleyemese de aslında kendi iç dünyasında pişman olmuştur bile. Bu durumda bizim ona yaklaşımımız çok önemlidir. Çünkü o anda ona söyleyeceklerimiz büyüdüklerinde onlara yön verecektir. Ne kadar olumlu ifadelerle yaklaşırsak, çocuklarımızın kişiliğine etkimizde o kadar olumlu olacaktır. Kısacası ne ekersek onu biçeceğiz.

Aslında, “Öz güven, inanç, hayal kurmak, umut etmek, sevmek, kendini olduğu gibi kabul etmek, güvenmek, kendini sevmek, vicdan, acıma, kendin olmak ve daha fazlası çocuklarımızda var. Yeter ki biz büyükler bu olan güzellikleri çocuklarımızdan söküp almayalım. Onların değer verdiklerine saygı duyalım.

Çocuklarımızın yapabilecekleri her ne varsa önce inanmalarını sağlayalım. Hayır! Önce biz büyükler inanalım. Bizler bazen bilmeden çocuklarımızın inançlarını da yok edebiliyoruz. Bir şekilde istemesek de inanmadığımızı yansıtıyoruz ve çocuklarımızın kendilerine olan inançlarını da etkiliyoruz.

Çocukken ne söyleseler inanırdık. Çünkü art niyetlerimiz oluşmamıştı. “Bir gün köylüler yağmur duasına çıkmaya karar verdiler. Duaya içlerinden sadece bir çocuk şemsiye ile geldi…” (alıntı) Çünkü çocuk duaların gücüne inanmıştı.

“Bir bebeği havaya fırlattığımızda, bebek güler, çünkü onu yakalayacağımızı bilir.” (alıntı)” Ne kadar doğru değil mi?  Şu an bebeğin havaya atıldığında gülmelerini duyar gibi oluyorum. Düşeceğini aklına bile getirmez. Güvenir, bilir ki onu havaya atan kişi tutacaktır.

Ve son söz; tüm dünyadaki çocuklar hep birlikte gülsünler, güven içinde, inançla, korkmadan, yürekleri acımadan, sevdikleriyle birlikte gülüp oynasınlar. Hem de dünyadaki bütün çocuklar diyorum. Nerede varsa umutsuz, aç ve sadece çocukça yaşamayı düşleyen çocuklar…

Çocukça kalın güvenle , inançla….

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
21 Kasım 2017
2 Temmuz 2020
29 Mayıs 2019
26 Nisan 2016
13 Şubat 2019
6 Aralık 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.