DOLAR 7,6979
EURO 8,9987
ALTIN 461,57
BIST 9,8372
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 28°C
Parçalı Bulutlu

ATATÜRK’ÜN İLK BASIN TOPLANTISI

ATATÜRK’ÜN İLK BASIN TOPLANTISI
15.01.2016
905
A+
A-

Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen 6 büyük gazetenin başyazarları ile yaptığı 6 saatlik bu ilk basın toplantısı, daha İstanbul işgal altındayken yapılır ve gelecekteki Cumhuriyet rejiminin de, fikrî temelini oluşturur. Başkomutanlık Meydan Savaşı ‘Büyük Zafer’ ile sonuçlanmış, Mudanya’da imzalanan ateşkes antlaşmasıyla Ulusal Kurtuluş Savaşı sona ermişti. Tüm Anadolu düşmandan temizlenirken, başkent İstanbul ve Batı Trakya, Lozan’da başlayan ve yeni Türk devletinin sınırlarının çizildiği barış görüşmelerinin sonucunu bekliyordu. Ülke büyük bir sevinç içinde çalkalanırken Mustafa Kemal’in Meclis’teki ve Meclis dışındaki muhalifleri, çeşitli iddia ve görüşlerle ortalığı bulandırmaya çalışıyorlardı: “Ordu niye taarruza devam etmemiş, İstanbul ve Batı Trakya’yı işgalden kurtarmamıştı?..” “Ordu, ‘Büyük Zafer’ ile görevini tamamladıysa, komutanlar neden idareyi sivillere bırakmıyordu?” “Hilafet muhafaza edildiğine göre, bu görev Gazi’ye verilmeliydi!” Halifelik kurumunun muhafazası için, Mustafa Kemal’e halife olmasını teklif edenler bile vardı.

Hele Gazi’nin, 1922’nin Aralık ayı içinde Ankaralı gazetecilere yaptığı açıklamada; barıştan sonra ‘halkçılık’ ilkesine dayanan, ‘Halk Fırkası’ adı altında bir siyasî parti kurmak istediğini belirterek, tüm aydınları görüş belirtmeye çağırması, ortalığı büsbütün karıştırmıştı… “Halkçılık ne demekti?.. Yeni parti, sınıf esası üzerine mi kurulacaktı? Bu tarihsel, ama çok anlamlı ve önemli Atatürk’ün “İzmit basın toplantsı”, o neoklasik tarzda inşa edilmiş Kasr-ı Hümayun’un alt kattaki büyük salonda 16 ve 17 Ocak 1923 Salı günü saat 21.30’da başlamış, sabahın o üşütücü gün sökümünde, ufuk çizgileri belirirken sona ermişti. Aslına bakılırsa bu basın toplantısı, Samsun’a çıkışın, Amasya Bildirgesi’nin ve Erzurum Kongresi’nin bir başka önemli uzantısını teşkil ediyordu. Dahası, bu durum Kuvayı Milliye’nin, Redd-i İlhak’ın ve Müdafaa-i Hukuk’un bir başka önemli yüzüydü; uzantısıydı. Bu, o müstevlilere, işgalcilere karşı bir çıkış ya da onlarla bir hesaplaşmaydı aslında. O büyük ve kanlı savaşlar kazanılmıştı. Sevr Haritası’nı çizenlere, “Küçük Asya Felaketi”nin o malum patronlarına bir yanıt ve karşı duruştu bu basın toplantısı. Büyük savaş kazanılmıştı. Savaş yorgunu ve çok acılar çekmiş olan Türk halkı, “Şimdi ne olacak” beklentisi içindeydi. Ayrıca, o işgalci ve istilacıların o kurmayları da İstanbul Hükümeti ve Damat Feritçiler de Mustafa Kemal bundan sonra neler yapacak heyecanını ve düşüncesini taşıyorlardı. İşte bu soruların ve beklentilerin kesin yanıtını İzmit Basın Toplantısı’nda vermişti Gazi. Ve o mevcut “belirsizlik” hem Türk halkı için hem de o Sevrciler için ortadan kalkmıştı.

Bu tarihsel toplantının bir başka zenginliği ve önemli yanı, ‘İstanbul Basını’nın o ağır toplarına; o ünlü başyazarlarına ve gazetecilerine; kendilerini İzmit’te kabul ederek onlara yeni kurulacak Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve rejimsel geleceği hakkında bilgi vermekti. Gelenler arasında ünlü yazarlar ve gazeteciler vardı: Tevhid-i Efkâr’dan Velit Ebüzziya, İleri’den Suphi Nuri İleri, Vakit’ten A. Emin Yalman, Asım Us, İkdam’dan Y. Kadri Karaosmanoğlu, Akşam’dan F. Rıfkı Atay, Tanin’den İsmail Müştak (Mayakon) ve diğer gazeteciler; Adnan Adıvar ve eşi Halide Edip Hanım…

Gazi Mustafa Kemal, Ankara’dan yola çıkarken “Bir bedbinliğe yakın duygular içindeyim” demişti. O, çok haklıydı. Çünkü kendisinin geleceğe dönük çok önemli diyecekleri ve düşünceleri vardı. O yapacağı açıklamaların, bu mevcut ortamda, çok tepkiler çekeğini iyi biliyordu. Belki de o bedbinliğin ruhsal ve içsel titreşimlerinde, o günün belirsiz ortamı için, diyeceği o aykırı düşüncelerdi. Çünkü Ankara’daki hava Nâzım’ın deyişiyle hava “kurşun” gibi ağırdı.. Ankara’da şeriatçılar ve karşıdevrimciler hareket halindeydiler çünkü. Ama ne var ki bunların hiçbirine aldırmaz ve bu basın toplantısında o diyeceklerini, yapacaklarını bir bir söyler, açıklar. Aksine, Gazi Paşa İzmit’ten o “bedbin” içsel sarmalda değil, huzur içinde ayrılmış olur. O sorular hep hassas ve duyarlı sorulardı. Ve hep “o” gelecekle ilgiliydi. Bu ünlü yazar ve gazetecilerin kafalarının içinde oluşan o soru çengeli, gelecekteki yeni Türkiye ile ilgiliydi. Loş ışıklı salonu, giz dolu bir hava kaplamıştı. Ve o sorular yumağının ilk çözülüşü, bu basın toplantısını ateşlemeye yetmişti. Çengelde asılı duran o duyarlı soru da şuydu: “Halife ve Halifelik” kurumuna ilişkin bir soruydu. Çünkü çok ses getirecek bir konuydu bu. Mustafa Kemal Paşa, bu hassas konuya ve soruya şu yanıtı verir: “Hilafet başımıza bir beladır” diye çıkışır. O, İzmit’te bu çıkışını yaparken de Hoca Şükrü Efendi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, “Hilafet Meclis’in, Meclis halifenindir” diyerek ahkâm kesmiş olur. Bu konu, soru, biraz daha ivme kazanır ve ilgi odağına dönüşür. İsmail Müştak (Mayakon), bu konuyu ateşlemiş olur: “Türkiye’de hilafet siyaseten bir menfaat ve kuvvet midir, yoksa zaaf mıdır” diye sorar. Mustafa Kemal, bu soruya şöyle yanıt verir: “Herhalde hilafet başımıza bir beladır. Osmanlı padişahlığı hilafeti almadan evvel devrin en parlak safhasını yaşamıştır. Hilafeti aldıktan sonra sukut başlamıştır.” Bu sözlerin düğümlendiği yer artık belli olmuştur. Sorular ve yanıtlar, sabahın o alacakaranlığına dek sürüp gider.

Bu basın toplantısı, yeni bir “Ulus”un, yeni bir devletin kuruluşunun bildirgesiydi. Yalnız Türkiye’deki o mevcut gerici (padişahçı) odaklar için değil; dış dünya için ve o işgalciler için de çok ağır bir şamardı bu. Sevr, ona da ağır bir darbeydi. Onların o süregelen umutlarını ve düşlerini de yok etmişti bu basın toplantısı. Çünkü onlar için bir “asi” olan Mustafa Kemal, nereden başlamış ve nerelere dek gelebilme başarısını göstermişti. Aslına bakılırsa 16 ve 17 Ocak1923 tarihi, yeni ve bağımsız bir Türk devleti için bir milattır. Çünkü bu ünlü basın toplantısının muhtevasında (içeriğinde) neler yoktur? Cumhuriyetin ilanı, “yeni anayasa”, seçimler, yeni yasal düzenlemeler; en önemlisi de kadın haklarının getirileceği ve hilafetin ilgasıdır. Burada Mustafa Kemal’in ortaya atmış olduğu düşünceler ve tezler, kazanımlar Türk ulus için bir ışık ve “Aydınlanma” olmuştur. Yoksa Mustafa Kemal’in başka gizli düşünceleri mi vardı?..”İstanbul, bu sorularla çalkalanırken, muzaffer başkomutan Mustafa Kemal, bir yurt gezisine çıkmaya karar verdi. Gazi, kurmayı düşündüğü partiyle (Halk Fırkası) ilgili olarak, halkın nabzını yoklayacak, bu arada toplumda bir deprem etkisi yapacak atılım ve devrimlerle ilgili olarak, aydınlarla görüşecekti. Kurtuluş Savaşı’nı ve Mustafa Kemal Paşa’yı başından beri kalemleriyle destekleyen, İstanbul’da yayımlanan altı büyük gazetenin baş yazarı da gelişmeler konusunda görüşlerini almak üzere Gazi ile görüşme talebinde bulunmuşlardı. İşgal altındaki bir kentte tehditlere aldırış etmeden, canını ortaya koyarak yüreklerindeki duyguları kalemlerine aktaran bu gazetecilerin isteğini Gazi kabul etti. Onlarla 14 Ocak 1923’te çıktığı yurt gezisi sırasında, İzmit’te görüşecekti. Gazetecileri İzmit’e getirmekle de, Ankara Hükümeti’nin İstanbul’daki temsilcisi Dr. Adnan (Adıvar) Bey’i görevlendirdi. Tevhid-i Efkâr’ın başyazarı Velit Ebüzziya, Vakit’in başyazarı Ahmet Emin (Yalman), Akşam’ın başyazarı Falih Rıfkı (Atay), İleri’nin başyazarı Suphi Nuri (İleri), İkdam’ın başyazarı Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) ve Tanin’in başyazarı İsmail Müştak (Mayakon), Adnan Adıvar’ın başkanlığında, İstanbul’dan toplu olarak yola çıktılar. Kafilede Adnan Adıvar’ın eşi Halide Edib (Adıvar) Hanım ve Adnan Bey İstanbul’a gelene kadar onun görevini yerine getiren Kızılay Başkanı Hamit Bey de yer almaktaydı. Bu topluluğa İleri gazetesinin İzmit Muhabiri Hakkı (Kılıçoğlu) Bey de katıldı. Gazeteciler, İzmit halkının ‘Saray’ diye adlandırdığı binanın alt katındaki geniş salonda toplandılar. Burası Sultan II. Mahmud zamanında yapılmış, Sultan Abdülaziz zamanında baştan başa yenilenmiş, zarif bir av köşküydü. Toplantıda konuşulacakları kaydetmek üzere, TBMM’den 4 görevli de salonda yer almış bulunuyordu. Gazi’yi görecek olmanın heyecanı içindeki gazeteciler, daha önceden hazırladıkları sorulara bir kez daha göz atarken, Gazi içeri girdi. Annesini kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüyü dudaklarındaki tebessümle gizlemeye çalışarak, herkesin tek tek elini sıkıp hatır sordu. Sonra kendisine ayrılan yere oturarak, gazetecilerle konuşmaya başladı.. 16 Ocak Salı akşamı, saat 21.30’da başlayan bu toplantı, gece yarısını da aşmış, saat 03.00’te sona ermişti. Gazi, salonda bulunanlara veda ederek ayrılmadan önce, son söz olarak, şunları söyledi: “Atiye ait politikamız hakkında görüşmek arzusunu izhar buyurmuş idiniz. Bunu uzun uzadıya şimdi görüşmek mümkün değildir. Başka bir zamana bırakalım.”“Yalnız şunları da ifade edeyim: Sulh olmak ihtimali vardır. Olmamak ihtimalini de nazarı dikkatte tutmaktayız. Tedbirlerimiz vardır. Çünkü canımız çok yandı, çok aldatılmışızdır. Hatta bugün bile aldatılmış bir haldeyiz. Mudanya Mukavelesi’nin ahkâmına mugayir  hareketler olduğunu görüyoruz.” “Hiç şüphesiz sulh olduktan sonra, çok çalışmak lüzumuna kâniyiz. Bunun için zayiatımızı  en az bir zamanda telafi edecek esaslı bir program yapmaya mecburuz. Bu program üzerine fırka teşekkül edecektir.” 18 Ocak Perşembe günü ise, Mustafa Kemal Paşa, İzmit bölgesindeki Birinci Ordu birliklerini, Yarımca’da denetler; burada, Kurtuluş Savaşı’nın komutanlarıyla toplu fotoğraf da çektirir. Aynı gün, İzmit halkına hitaben bir konuşma da yapan Mustafa Kemal Paşa, “Türkiye Büyük Millet Meclisi, Halife’nin değildir ve olamaz.

 

 

 

Mustafa Kemal Paşanın, saltanat ve hilâfet konusunda alınan kararların halk üzerinde ne gibi etkiler yaptığını belirlemek amacıyla çıktığı Batı Anadolu Gezisi’nin en önemli bölümü, İzmit’te dönemin bazı İstanbul gazetelerinin başyazar ve yazar konumundaki gazetecilerle yaptığı “basın toplantısı” oluşturmaktadır. Bu basın toplantısıyla Mustafa Kemal Paşa, günün tartışma konusu olan çeşitli konularda gazetecileri aydınlatmayı ve onların kafalarındaki soru işaretlerini dağıtmayı düşünmüştü. Çünkü O, kamuoyunun ve özelliklede İstanbul kamuoyunun aydınlatılması gerektiğine inanıyordu. Bunun için önce kamuoyunu etkileyecek en önemli araç olarak gördüğü gazetecilerle görüşmeyi, onlara ülkenin milletin gerçek durumunu tüm açıklığıyla anlatmak istemişti. İzmit basın toplantısında, o günlerin en önemli gündem meseleleri olan; Lozan Barış Konferansı, yeni Türkiye devletinin temel esasları, hükümet ve yönetim şekli, Saltanat ve Hilâfet meseleleri, toplum hayatının çeşitli alanlarında yapılacak inkılâp, siyasî parti olarak bir “Halk Fırkası’nin kurulması” gibi konularda görüşmeler yapılmıştı. Bu toplantı aynı zamanda açıkladığı fikir ve görüşleriyle Mustafa Kemal Paşanın uzun vadede gerçekleştirmeyi düşündüklerini açıkladığı bir geleceği belirleme toplantısı

olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.