DOLAR 7,6298
EURO 8,9861
ALTIN 469,17
BIST 9,8024
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 27°C
Az Bulutlu

HANE-İ KÜTÜBTE ZAMAN

02.02.2016
13.100
A+
A-

Birden bire taaa eskilere gidiverdim. Oysa aklımda bu kadarı yoktu. Ben sadece, bazılarımızın azda olsa anılarında yer eden sahneleri geri getirmeyi amaçlamıştım. Çok arzu edip gerçekleştiremediğim ama en kısa zamanda yapmaya karar verdiğim, çocukluğumda çok büyük keyifle yaptığım ve şimdilerde özlediğim.

Her nedense geçmişe hep bir özlem içindeyiz. Hadi sadece ben, diyeceğim ama çevremde konuştuğum arkadaşlarımla da aynı duyguları paylaşıyoruz. Anılar bizi bırakmıyor. Birimiz başlıyor, birimiz devam ediyor. Her bir anı da kendimizi buluyor, sanki yeniden yaşıyoruz.

Mutlu ya da mutsuz hiç fark etmiyor her bir anı geçmişe daha bir başka yaklaştırıyor. Çocukluk günleri ve ardından gelen ergenliğimizle bazen barışık bazen de sıkıntılı ama yine de mutlu olduğumuz yılların özlemi.

Sokakta oynamaktan başka, hiçbir lüksümüzün olmadığı dönemlerdi. Sinemalar, pastaneler bulunur ama oralara da ailece gidilirdi. Yanımızda bir büyüğümüz olmadan arkadaşlarımızla gidecek bir tek yerimiz vardı. O da “Hane-i Kütüb”

Kısacası ilkokul ve ortaokul çağlarında kız erkek karışık mahalledeki çocuklarla sokakta oynayarak yaratıcılığını ve sosyal iletişimini geliştirmek, hakkını aramak, bunu yaparken dayak yemek ve strateji belirlemek için bol bol zaman bulabilirdin.

Bu durumda okul benim için en eğlenceli bir yerdi. Sabah erkenden kalkar, çantamı elime alır, yola koyulurdum. Servis filan yoktu elbette. Hatta halk otobüsleri bile yoktu. Mahalledeki çocuklarla bir olur konuşa konuşa, oynaya oynaya yürüyerek, bazen koşarak giderdim. Düşer dizlerimi kanatırdım. Öğretmenimde anneni babanı arayayım demezdi.

Okuldan eve geldiğimde de ödevlerimi yapar, kitabımı okurdum. Hele bir de kitabı teslim etme tarihi yaklaştıysa bitirmek için can atardım. Bitirdikten sonra iki üç arkadaşımla birlikte kitabımı elime alır, değiştirmek için hane-i kütübe giderdim.

HANE-İ KÜTÜB

Farsça bir kelime olan “hane” ile Arapça bir kelime olan “kütüb” kelimesi bir araya getirildiğinde hane-i kütüb (kitaplar evi)  adını almış. Zamanla “kütüphane” şeklinde söylenmeye başlanmış. Belli bir düzen içerisinde sıralanmış kitap ve benzeri materyallerin bir arada bulunduğu, kayıt altında tutularak korunduğu yer.

Biraz daha eskiye gittiğimizde, kil tabletlerin varlığını görürüz. Bu tabletlerin Asur, Babil  ve Hititler dönemine ait  kitap ve kütüphane bilgilerini içerdiği bilinmektedir.

Aristoteles’in kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi, Pergamon (Bergama) Kütüphanesi, Roma’daki Biblio theca Ulpia l.Constantinus’un İstanbul’da 4. Yüzyılda kurduğu İmparatorluk Kütüphanesi, ilk çağların kütüphaneleriymiş.

Osmanlılar döneminde ilk kütüphane Osman Bey zamanında İznik’te, daha sonra ikincisi ise Edirne’de Lala Şahin Paşa tarafından kurulmuş. Yurdumuzdaki kütüphanelerden bazıları: Atatürk Kitaplığı – İstanbul, İsam- İstanbul, Milli Kütüphane – Anakara. Beyazıd Devlet – İstanbul, Sermet Çifter – İstanbul.

Kütüphaneler, genel olarak söylemek gerekirse, son yıllarda unutulmaya yüz tutmuş, elektronik ortamların bizlere sunduğu kolaylık sebebiyle ihtiyaç duymadığımız ya da az ihtiyaç duyulan bir yer oldu. Her ne kadar araştırma yapmak için gidenler olsa da benim zamanımda kitap okumak için de gittiğimiz bir yerdi.

İçeri girdiğimde, duvardaki raflarda sıralanmış kitapların kokusuyla, sessizliğin beni içine çeken rahatlığını, hissederek yavaşça yürüyüp, memurun masasının yanına giderdim. Hiç kimse konuşmaz ara sıra sayfa açılma sesleri duyulurdu.

Kitabımı verip teslim ettiğime dair imza atardım. O imzayı atarken ne kadar mutluydum. Ardından yeni kitabımı alır, aldığıma ve 15 gün sonra getireceğime söz veren imzamı da büyük bir gururla atıp ben de boş bir masaya geçip okumaya başlardım. Zaman çabuk geçiyordu. Kütüphane memurunun,”geç oldu evinize gidin” demesiyle yerimizden kalkıp, abla ve ağabeylerimizin peşinden sessizce çıkardım .

Eve geldiğimde okumaya yemekten sonra devam ediyordum. Yatana kadar okuyor, çok heyecanlı bir yerinde isem, okumaya gece lambasında devam ediyordum, annem ya da babam fark edene kadar, gözlerimin bozulacağından korkuyorlardı.

Bu benim kitap okuma aşkımdı. Her ortamda okumaya çalışırım. Ancak birisi var ki onun gayretine, azmine, sabrına, kararlılığına saygı duydum gerçekten.

Ortaokul mezunu olarak bir kalede kazı bekçiliği yaparken çıkan yazıtları okumak, anlamak, açıklama yapmak için yeni bir dil öğrenme çabasına diyecek söz bulamadım doğrusu. Tüm caydırıcı olumsuz ifadelere karşın vazgeçmeden, zorlu bir süreçten geçip en sonunda hedefine ulaşması ve Urartu çivi yazısını bilen dünyadaki otuz sekiz kişiden biri olması takdire şayan bir davranış.

Kimden mi söz ediyorum? Mehmet Kuşman’dan.

Dünyada Urartu alfabesini oluşturan ilk kişiymiş. New York Times iki kere haber olarak işlemiş, ABD’de sempozyumlara davet edilmiş. Dünyadaki profesörlerin referans gösterdiği, her Urartuca yazıtı okuyabilen ve tercüme eden Mehmet Kuşman, 65 yaşında emekli olmuş ama hayatını adadığı kalesini bırakmamış ve gönüllü olarak bekçiliğe devam ediyormuş.

Bir kale bekçisi o ve hala okuyor. Okuma sevgisinin bir insana, bir topluma kattığı değere paha biçemiyorum. Bu ne güzel bir okuma, öğrenme, öğretme, paylaşama sevgisi. Bir o kadar da yılmadan, yorulmadan hedefine ulaşana kadar vazgeçmeyen bir zihnin başarısı.

Bundan böyle çocukluğumun en çok özlediğim kütüphanesine giderek sessiz, sakin ve kitapların kendine has kokusuyla kitap okumak istiyorum.

Ve sizlerde sevgili okurlarım, çocuklarınızı alın onlara kütüphanede kitap okuma zevkini tattırın, onlarla kitap okuyun. Özelikle okuma alışkanlığını sağlamak için hep aynı zamanlarda gidin. Ailece gittiğiniz bir etkinlik olarak takviminize olmazsa olmazlardan olarak işleyin.

Okumak, kendimize verdiğimiz bir değerdir. Sevgiyle değerli kalın…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.