DOLAR 7,8770
EURO 9,2811
ALTIN 481,91
BIST 10,2151
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 21°C
Sağanak Yağışlı

AYNAYA BAKIŞ AÇINIZ

16.02.2016
1.069
A+
A-

 

Mevlana demiş ki, “Bilemezsin, Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı Hiçbir şey içime sinmedi. Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var? Ya da okyanusa su. Düşündüğüm her şey, Doğu’ya baharat götürmek gibiydi. Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok, Çünkü sen zaten bunlara sahipsin O yüzden sana bir ayna getirdim, Kendine bak ve beni hatırla.”

Ne güzel söylemiş. Okudukça anlamını daha çok anlıyorum. Öylesine büyük değerlere sahip ki gönlünde, neyi almayı düşünse az geliyor sevdiği insana. Bir aynayla taçlandırıyor sevgisini, aynaya bakmasını istiyor, baktıkça güzelliğini görmesini, kendinde olan güzelliği görerek hayran kalmasını istiyor. Ve kendini de hatırlamasını.

Hadi, şimdi sizde aynaya bakın. Görün kendinizdeki güzellikleri, saçınızın rengini beğenin. Varsa sakallarınızın, bıyıklarınızın size ne kadar yakıştığını görün. Kaşlarınızın yay gibi güzel oluşunu, burnunuzun kıvrımını, dudağınızdaki ruju beğenin. Gözlerinizin rengine bakın, usulca daha derine, gözlerinizden içeri, sevgiyle ilerleyin. Kalbinizin derinliklerine inin.

Aynadaki siz, size neler anlatıyor olabilir? “Bu saç rengi sana çok yakışıyor, rujun çok güzel, saçların uzadı, sakal tıraşı olsan iyi olacak, bugün rengin soluk, kendini üzme, unut gitsin.” Benzeri ifadelerle gerçek olanı bize yansıtmaktadır. Tıpkı yaşamımızda yanımızda olan insanlar gibi.

Yaşantımızda seçtiğimiz insanlar, bizlere gerçekleri olduğu gibi yansıtabiliyorlarsa ne mutlu bizlere. Bu demektir ki, ayna görevi yapacaklardır, hem kusur olarak gördüklerini, hem de bizlere yakışan güzellikleri göstereceklerdir. Aynı şekilde bizler de başkalarına aynalık yapmaktayız. Hep güzel olanları değil, kusurlu gördüklerimizi de yansıtırız. Bizler de birer aynayız, kendimizi karşımızdaki insana yansıtırız, birlikte bir enerji akışı içinde olarak, dengeyi sağlayarak.

“Biz birbirimizi bulduk.” deriz ya, işte arkadaşımızda hangi özellikleri beğeniyorsak, bizde var olduğu içindir. Siz belki bunun farkında olamayabilirsiniz. Ancak biraz daha detaylı düşündüğünüzde dolaylı da olsa, “Sahi bende böyleyim, bende bunu seviyorum.” diyebilirsiniz. Belki sadece biraz aynaya ihtiyacınız var. Kendinizin güzel yanlarını size göstererek geliştirmeye çalışmanız için.

Hep birbirimizi bulacak değiliz ya! Bazen de kızdığımız, sinir olduğumuz, kıskandığımız, davranışlarını beğenmediğimiz insanlar da olacaktır çevremizde. İşte tam bu noktada da, içimize bir dönüp düşünelim. Bu insanlar, içerlerde bir yerlerde yarım kalmış, tamamlanmamış, bastırılmış, direnç oluşturduğumuz duygularımıza aynalık yapıyor olabilir.

Bu konuda içinizden geçenleri tahmin edebiliyorum. Ancak inanın, kendinize dürüst oldukça farkındalığınız artacaktır. Kendinizi objektif olarak sorguladığınızda, çocukluğunuzdan kalan, ergenliğinizde iz bırakan bir şeylerin olduğunu fark edeceksiniz. Bu kişilerin size aynalık yapmasına izin verecek kendinizi geliştirmenin içten içe keyfini yaşayacaksınız. Bu durumda iseniz, sorununuzu olduğu gibi kabul edip, kendinizi sevgiyle akışa bırakabilirsiniz.

Hadi şimdi aynaları bulma zamanı!

Ben, bana ayna olanlara gönülden teşekkür ederim, yaşantımda kendimi geliştirmeme yardımcı oldukları için. Annem, babam, ablam, ağabeyim, yeğenlerim, kuzenlerim, akrabalarım, öğretmenlerim, dostlarım arkadaşlarım ve candan öte öğrencilerim, her biri bana ayna oldular. Kimi bilgi verdi, kimi yolumu aydınlattı, kimileri de doğrularımı alkışladılar, yanlışlarımı önüme serdiler.

Bunca yıl içinde bu öğretiler, birikimlerim ne seviyede olursa olsun, daha dikkatli olmama, farklı açılardan bakmama sebep oldular, özellikle başkalarını eleştirirken bende eksik olanı bulmama yardım ettiler. Bakış açım değişti, bundan dolayı mutluyum ve dünya bir başka güzel.

Judi James’in dediği gibi, “Oysa sizin bakış açınızın dışında gerçekte hiçbir şey değişmemiştir.”

Güzel bakın, sevgiyle kalın…
Uzun yıllar önce, uzaklardaki bir ülkede ‘Bin aynalı dağ’ denilen bir dağ vardı. Bu Dağın zirvesine gerçekten de bin tane irili ufaklı ayna yerleştirilmişti. Herkes zaman zaman bin aynalı dağa çıkıp, ilginç öykülere şahit olmayı ve daha sonra… Gördükleri hakkında arkadaşlarıyla konuşmayı isterdi. Bir gün, bu ülkede yasayan küçük mutlu bir köpek, bu dağı duydu ve oraya gitmeye karar verdi. Dağın eteğine ulaştı ve sora da neşeyle yukarı tırmandı. Yorulmuştu, ama yeni şeyler göreceği için keyiflenmiş ve yorgunluğunu çoktan unutmuştu.

Aynaların bulunduğu zirveye geldiğinde kulaklarını dikmiş, kuyruğunu hızlı hızlı sallıyordu. Kocaman bir gülümseme gönderdi onlara. Karşılığında bin tane kocaman sıcak ve dostane gülümseme aldı. Mutluluğu kat kat artmıştı. Oradan bir türlü ayrılmak istemiyordu.

Türlü türlü sevinç ve dostluk hareketleri yapıyor, yaptıklarının bin kat fazlasıyla karşılığını görüyordu. Nihayet gün karadı ve oradan ayrılması gerektiğini anladı. Dağdan inerken kendi kendisine; “Burası harika bir yer! Buraya sık sık geleceğim” diye düşünüyordu. Bu arada, aynalı Dağın çıkışındaki anlamlı levhayı da okudu ve mutluluğu bin kat daha arttı…

Aynı ülkede yaşayan başka küçük bir köpek daha vardı. Ama ilki kadar mutlu değildi. Huysuz ve mutsuzdu. O da o dağa gitmeye karar verdi. Dağın eteklerine kadar gelip de yukarıya baktığında, şikâyete başlamıştı bile. Sızlana sızlana dağın tepesine kadar çıktı. Yorgunluk ve kızgınlığa şimdi bir de korku eklenmişti.

Doğru ya, bu dağın tepesinde kendisini kim bilir hangi hırsızlar, haydutlar bekliyordu! Aynaların olduğu alana yaklaşırken, her an bir düşmanla karsılaşacakmış gibi başını öne eğmişti. Kafasını kaldırıp da aynalara baktığında gözlerinde inanamadı. Soğuk soğuk bakan bin tane köpek gözlerini onun üzerine dikmişti. Güya onlardan korkmadığını onlara göstermek için hırlamaya, dişlerini göstermeye başladı.

Aynı anda korkunç görünümlü bin köpek kendisine hırlayınca, korkudan ne yapacağını bilemedi ve dağdan kaçarak inerken kendi kendine; “Burası korkunç bir yer! Buraya bir daha asla gelmeyeceğim.” diyordu. Huysuz köpek, o hızla ve korkuyla kaçarken, aynalı dağ hakkında bilgi veren levhayı ve üzerindeki yazıları görmemişti bile.

Levhada şöyle yazıyordu: “Ey yolcular! Sakın aldanmayın, gördüğünüz görüntüler sadece ve sadece sizin aynadaki yansımanızdır. Aynı şekilde; hayatta başınıza gelen bütün olaylar size tutulmuş aynalardır. Onlarda sadece kendinizi, kendi duygu ve düşüncelerinizi görürsünüz…”
 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.