DOLAR 7,9669
EURO 9,4502
ALTIN 487,75
BIST 10,4053
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 26°C
Sisli

ANILARDA KALAN

                                   

18 Mart Çanakkale Şehitleri Haftası’ndayız. İçim yıllar öncesinde yaşananlarla yeniden coştu. Yeniden hatırladım, vatanı uğruna canını veren kadını erkeği. Yeniden kulaklarımda anasından ayrılan yavruların çığlığı, anaların babaların feryadı.

Yavuklusundan ayrılan o hüzünlü bakışları hatırladım. Her birinde, “döneceğim, bekle beni” diye umut taşıyan yürekler geldi aklıma. Kim bilir ne vaatler, ne umutlar, ne sevdalar vardı yüreklerde? Boynu bükük mendil sallayanları hatırladım, gözden kaybolana dek, defalarca arkasına dönüp bakanları.

Öpüp koklanan o beyaz mendiller, mis gibi leylak kokulu…. Hangi kelimeler gizliydi, her nakışta, ne diyor, ne demek istiyordu acaba? Hangi derdin dermanı, hangi acının şifası olmuştu? Hangi yalnızlıklara eş olmuştu beyaz mendiller.

Atalarımızın insan olma değerlerini, vatan sevgisini okudukça, bana söylenecek bir söz kalmadı, onlarla bir kez daha gurur duydum. Bu nedenle anılarla başlamak istedim ve yine anılarla bitirmek.

Ben hakkımı helâl ettim

Kocadere köyünde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Gürünlü, kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor…

Bunlardan biri Lapseki’nin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından: “Ölme ihtimalim çok fazla… Ben bir pusula yazdım… Arkadaşıma ulaştırın” Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur: “Ben…Ben köylüm Lapseki`li İbrahim onbaşıdan 1 Mecit borç aldıydım…Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin”

“Sen merak etme evladım” der komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar. Az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de: “Söyleyin hakkını helal etsin” olur… Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor. Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz. Pusuladaki not: “Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil`e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.”

Bu ne yüce gönül ki aldığı borcu ölürken hatırlar, verdiği borcu, helal etmeyi hatırlar. Belli ki kul hakkından çok korkarlar.

Bu da Bekir Çavuş, yaşadıklarıyla vatan vazifesini canla başla yapma sevdasında olan bir vatansever. İlk kadın hemşiremizin anılarından alınmış.

Bekir Çavuş

“Reşit Paşa vapuruna bir gün Bekir Çavuş isminde bir ağır yaralı getirdik. Onu cephenin ön saflarında bulmuştuk. Bir ayağı kangren olmuştu. Hemen Reşit Paşa vapurunda ameliyat masasına yatırdık. Ayağını kestik. Bir tek ayağı ile kalmıştı ama vaziyeti çok tehlikeli idi. Kangren çok ilerlemişti. Aynı zamanda pek fazla kan kaybetmişti. Adeta ölmesini bekliyorduk. O gece sabaha karşı kamaramın kapısı hızlı hızlı vuruldu. Kalktım dışarıda bir ses: Çanakkale Menzil Hastanesi’ndeki Türk yaralıları…- Başhemşire… Başhemşire… diye bağırıyordu…

Hemen giyinip fırladım, genç bir Alman hastabakıcısı: – Hani ayağını kestiğimiz yaralı yok mu? Bekir Çavuş mu? – Evet. Ne oldu peki? – Kendisine bir hal geldi hemşire, tek bacağıyla ayağa kalktı. Odanın içinde dolaşmak istiyor.

Hemen koştum. Bekir Çavuş yaralarından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Yanına koştum. Bileğinden tuttum, müthiş ateşi vardı. – Aman Bekir Çavuş dedim. Ne yapıyorsun? Bu hal ile ayağa kalkılır mı? Bekir Çavuş kendini kaybetmiş bir halde idi.

– Aman dedi. Ne diyorsun? Emir geldi, emri yerine getirmek lazım! Tabi kalkacağım.

Ve sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımız arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız son dakikasına kadar kumandanın emrini, kendisine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne sevdiğini düşünüyordu. Kansız beyaz dudaklarından çıkan en son cümle:

– Emri yapamadım, oldu. Fakat ben ona kani idim ki Bekir Çavuş vazifesini son derece yapmıştı.” İlk Türk Hemşiresi: SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ)

Yarbay Servet’in anısından

“Muharebe şiddetini sürdürürken, Çanakkale Muharebesi sonucunda Türk milletinin gönlüne taht kuracak olan Mustafa Kemal ise ölümün eşiğinden dönecekti. Yaşanan olayı 64. Alay Komutanı olan Yarbay Servet bize şu şekilde anlatır: “Süngü hücumu sırasında Conkbayırı tepesinde Mustafa Kemal’in yanındaydım. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan sonra elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götürerek ve başını kaşlarını yukarıya kaldırarak bana sessiz olmamı işaret etti.”  Mustafa Kemal’in göğsüne isabet eden şarapnel, O’nun göğsünde bulunan saatine çarpmıştı. Saat parçalanmıştı ve göğsünde küçük bir morluk oluşmuştu. İşte bu saat Mustafa Kemal’i Türk milletine bahşetmiştir.”

Bir de Çanakkale’de, topraklarımızda şehit olmuş, düşman erlerinin annelerine şöyle sesleniyor yüreği insan sevgisiyle dolu olan Mustafa Kemal,

“ Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar, burada bir dost vatanın toprağındasınız, huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı siliniz, evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.”

Çanakkale Zaferi, eşi benzeri görülmemiş bir zaferin adı, azmin göstergesidir. Kendilerini yok etmeye gelen yüzlerce düşmana bile iyilik yapmış bir nesilden geliyoruz. Bütün bunları gelecek nesillere aktarmak, hangi koşullarda nelerle bu vatanı kazandığımızı anlatmak gerek. Babaanneler, anneanneler tıpkı çocukluğumuzda bizlere anlatıldığı gibi bizlerde kendi torunlarımıza başarının öyküsünü anlatalım.

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 101. Yıldönümünde başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere vatan için kendini feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Tüm dünya liderlerine ilham kaynağı olan Mustafa Kemal Atatürk`ün çok güzel bir sözüyle bitirmek isterim, “Yurtta sulh, cihanda sulh.” (Yurtta barış, dünyada barış.)                Anıların hatırlanması dileğiyle… Sevgiyle kalın….

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın (O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın)Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın, (Sen ki, cisimlerde dolaşır ruhun ve adın) Sen ki, a´sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât! (Sen ki, bütün yüzyıllara gömülsen taşacaksın… Yazık!) Sana gelmez bu ufuklar,seni almaz bu cihât…(Sana gelmez buufuklar, seni almaz bu savaş)Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,(Ey şehit oğlu şehit, isteme benden mezar, Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.(Sana kucağını açmış duruyor Peygamber) Mehmet Akif Ersoy

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
2 Ağustos 2017
14 Mayıs 2020
29 Ağustos 2017
9 Mayıs 2017
17 Ekim 2018
YORUMLAR
  1. Avatar Nurşen Gazezoğlu dedi ki:

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın—-Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın