DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 29°C
Gök Gürültülü

HAYAT MI HOYRAT MI?

29.03.2016
869
A+
A-

Bir yol hikayesidir insan ömrü. Kimi zaman aşkın yolu, kimi zaman şaşkınlığın sonsuzluğu. Yolda yalpalayarak yürüyen her insanı sarhoş zannetmeyin. Kim bilir, hayat ne kadar hoyrat davranmıştır ona. Sakın incitmeyin. Elinde gül olan herkes, sevgilisine koşmaz. Belki o bir teşekkür içindir.

Kimi zaman mahalle muhtarına, kimi zaman öğretmenine hocasına. Hayat ille de şanslı insanlara güler demeyin. Çünkü hayat bir tebessüm ve gülümsemenin dışında şanslı olanların, kuzusu değildir. Koç gibi teperler onu, kırat gibi üzerinden atar ben şanslıyım diyenleri de; kırıldı mı kemiğin kalkamazsın ayağa. Kimi zaman bal börek, kimi zaman zehir zemberek.

Denizdeki git geller gibi, nice metcezirler yaşanır, hayat yolunda. Para dersen onunla da olmaz, onsuz da olmaz. Huzur insanın her ne kadar ruhunda olsa da şimdiki zamane insanları “Parasız hayat onursuz hayat” diyorlar. Halbuki öyle miydi? Daha dün “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” diyorduk. Ne oldu o güzel anlayışa da bugünkü fütursuz felsefelerin peşinden koşar olduk.

İşte hayat böyle bir şey. Bak şimdi tam şu karşı yoldan geçen adamın yüzünden düşen bin parça. Merak edip yanına gittim, sordum. “Ey arkadaş, sen kaç yaşındasın?” durup şöyle bir bana baktı “42” dedi. Bir an donup kaldım. Yüzündeki çizgiler denizdeki dalgalar gibi olmuş. Hayat sana ne kadar hoyrat davranmış dedim, dur hele orda ben günümden şikayetçi değilim, dünümden şikayetçiyim” dedi.

Şükretmekten hiç vazgeçmediğini söyleyen bu ıssız adam, bana yaşı 42 olmasına rağmen sanki 75’lik bir ihtiyar gibiydi. Hayatın ona pek de gülümsediği söylenemez. Belli ki epey hoyrat davranmış.

 

HADİ ANLAT BAKALIM,

NEDİR DÜN?

Hani demişti ya bugünümden değil dünümden şikayetçiyim diye, bana şu dünü anlatsana 42’lik genç delikanlı diye biraz gönül alayım istedim. Başladı konuşmaya, “Bizi okutmadılar daha doğrusu okuyamadık. Paramız yoktu, mecburen çalışmak zorunda kaldık. Girip çıkmadığım yapmadığım iş kalmadı. Tuğlada da taşıdım, cam da sildim, simitte sattım, temizlik te yaptım, hamallıkta yaptım. Ömrümüz böyle geçti. Ne çocukluk gördüm, ne gençlik. Peki biz bu dünyaya bunun için mi geldik? Bu soruyu kendime çok sordum. Sonra da dedim ki sen bu dünyaya tabi ki çile çekmeye gelmedin, ama bu ülkeyi ne yazık ki muhasır ve medeni devletler seviyesine çıkaramayanlar bizi bu yaşam tarzına mecbur bıraktılar. Ben dünümden şikayetçiyim. Bugün, dünün o kötü izlerini işte suratımda yaşıyorum. Sen bana boşuna yaşımı sormadın. Zannettin ki yetmiş üzeri. Halbuki 42 yaşındayım. Yani plaka olarak Mevlana’nın kenti Konya. Eğer onun hoşgörüsü olsaydı, ben yaşımda görünürdüm de sen de bana bu soruyu sormazdın.” Durum aynen böyledir. Çıkın sokağa bakın insanların suratına hatta becerebilirseniz gözlerinin içine bakın. En doğruyu gözler söyler, çünkü gözler yalan söylemez. Şu lafı çok severim, ağlamak için gözyaşı gerekmez insanlar kalben de ağlar. Yapamadıkları şey, hüngür hüngür ağlayarak içlerini boşaltamamalarıdır. Kimi kibirden kimi gururdan bunu yapamaz. İçine atar sıkar da sıkar sonunda psikolojik olarak patlayınca soluğu ya hastanede alıp ilaçla gülmeye oynamaya çalışır, ya da mahkeme kapısına koşup bu iş böyle gitmiyor diye boşanmaya çalışır.  Ey millet şimdi siz söyleyin bakalım, hayat mı hoyrat davranıyor bize, yoksa biz mi hoyratlık yapıyoruz o hayata? Karar sizin.

 

Cömertliğin İmtihanı

Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi. İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai’nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer. Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhteşem oldu, neredeyse Hatime yaklaştı) dediğini duyunca, Hatim sağ kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadığını anlar, onu öldürtmeye karar verir. Çok güçlü bir genç bulup eline yirmi altın verir. İşi bitirince de, yirmi altın daha vereceğini söyler.

Genç, sora sora Tay kabilesine kadar gelir. Güler yüzlü, kendisi gibi yiğit bir gençle karşılaşır. Bu sevimli genç (Hoş geldin yiğit. Çok yorgun olduğun anlaşılıyor. Bu gece misafirim ol!) diyerek evine götürür. Gece, misafirine çok ikram ve ihsanda bulunur. Sabah olunca, misafir gitmek isteyince, birkaç gün daha kalmasını ısrar eder. Misafir der ki:

– Çok önemli bir işim var. Bir an önce gitmem gerekir.

İyilik ve hizmet etmekten zevk duyduğu anlaşılan ev sahibi der ki:

– İşin nedir, sana acaba bir yardımım dokunabilir mi?

– Ey asil kişi, sen çok cömertsin, iyilik seversin, senden sır çıkmayacağı belli. Hatim isimli birini arıyorum. Acaba tanıyor musun?

– Hatim ile ne işin var?

Misafir, niçin geldiğini anlatıp der ki:

– Bu işte bana yardımcı olman mümkün mü?

– Elbette mümkündür. Yalnız bu iş pek kolay olmaz. Dediklerime uyarsan tereyağından kıl çekmiş gibi zahmetsiz olur.

– Ne yapmam gerekir?

– Hatim de senin gibi yiğit biridir. Belki öldüremezsin. Ben sana onun yerini tarif edeyim. Ancak öldüremez de iş meydana çıkarsa, yerini söylediğim için beni öldürebilir. Bu bakımdan benim ellerimi, ayaklarımı bağla. Zorla söylettiğin anlaşılsın.

Misafir, ev sahibinin elini, kolunu, ayaklarını iyice bağladıktan sonra sorar:

– Hatim nerede?

– Hatim denilen kimse benim. Madem benim başım senin işine yarayacak, ne diye onu vermiyeyim? Misafirin arzusunu yerine getirmek, gönlünü etmek benim en büyük arzumdur. Hemen öldür, kimse duymadan buradan git!

Genç, neye uğradığını şaşırır. Hemen Hatimin ayaklarına kapanıp der ki:

– Sana gül yaprağı ile vuran kalleştir. N’olur beni bağışla!..

Genç, helalleşip oradan ayrılıp hükümdarın huzuruna çıkar. Olanları anlatır. Hükümdar da, iyiliksever, cömert olduğu için hatasını anlayıp (Taşıma su ile değirmen dönmez. Cömertlik mal ile değilmiş. Hatimin cömertliği yaratılışından, fıtratından, güzel huyundan ileri geliyormuş. Sen verilen görevi fazlasıyla yerine getirdin) diyerek yirmi yerine kırk altın verir.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.