DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,34
BIST 10,8172
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 16°C
Sağanak Yağışlı

KADINLARIMIZ VAR BİZİM

 

1921 yılından beri Türkiye’de var olup, Bir dönem ara verilse de 1975 yılından bu yana kutlanmakta olan yine bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, bir başka deyişle Dünya Emekçi Kadınlar Günü. 35 yıl önce kutlanmaya başlanmış. Yani bizler yaklaşık otuz beş yıldır bizim, biz kadınların gününü kutluyoruz. Ve biz kadınlar, insan hakları temelinde siyasi ve sosyal bilincimizin geliştirilmesini, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarımızın kutlamasını hep 8 Mart’ta yapıyoruz.

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre: Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyormuş, buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahiplermiş, dünyadaki mal varlığının ise % 1’ine sahiplermiş. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyormuş ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahiplermiş. (Her ne kadar tarihini bilmiyor olsam da rakamlar bana ilginç geldiği için paylaşmak istedim.)
Bir toplumda kadın varsa, o toplum sosyal ve kültürel ilişkiler anlamında gelişir, estetik kazanır, medenileşir, yeniliğe açık olur ve o toplum güçlüdür. Savaş alanlarında erkeğiyle omuz omuza savaşan, vatanı uğruna her şeyi göze alan, bulunduğu topluma güç veren onlarca kadınımızı şükranla analım.

Onlar değil miydi, bugünün kadınını yaratanlar, kadın olarak gücümüzü kuvvetimizi tüm dünyaya yansıtanlar? Cepheye mermi taşıyan, askere yiyecek ve giyecek hazırlayan, yaralanan askerlerin iyileşmesi için gece gündüz uykusuz kalan, onlar değil miydi?

Kağnı üzerindeki kıymetlileri cepheye taşırken, ölen öküzün yerine geçen, ıslanmasın diye yorganını mermilerin üzerine örten, bir damlacık bebeğinin üzerine kendini yorgan yapan, elinde silahla önde giden anaların evlatlarıyız biz.

Nazife Kadın; Kendisinden bilgi almak isteyen Yunanlılara karşı direnirken düşman tarafından Kavak önü Köyünde işkence yapılarak öldürülmüş ve ardından fırında yakılmıştır. İstiklal madalyalı emekli üsteğmenimiz Kara Fatma; 300 adamıyla düşmana İzmir’de yer vermeyen kadınımız. Hatice Hatun; Fransız kuvvetlerine yanlış yol göstererek Karboğazı’ na sokmuş, askerlerimizin tuzağına düşürerek mağlup olmalarını sağlamış.

Kara Fatma Şimşek; Yahya Bey’in kızı olan Kara Fatma Şimşek’in asıl adı Yemine Vardarlı’ dır. 1921-1922’de “Fahri Milis Üsteğmeni” rütbesiyle Kocaeli Grubu Mürettep Süvarisi emrindeki Müstakil Süvari Müfrezesi’nde görev yapmış, İstiklal Harbi’nde bu mıntıkadaki mücadelelere katılmıştır. Gördesli Makbule; Elinde silah, düşmanla en ön safta savaşırken başında vurularak şehit edilmiştir. Yine onlarcası, bir destandı yazdıkları, kar kış demeden, uzak yakın demeden cepheden cepheye koşan kadınlarımız.

Ve sonra… Cumhuriyetin ışığında, başarılı olan kadınlarımız. Her kadın her zaman değerlidir ve tarihte her alanda yerini almıştır.

1933 yılında Türkiye’nin ilk kadın muhtarı seçilen Gül Esin Aydın, Çine İlçesi Karpuzlu Bucağı’nın muhtarlığını yaptığı dönemde Atatürk tarafından ödüllendirilmiş ve kumar oynamayı yasaklayan ilk Türk kadınıdır. Kız kaçırma olaylarını önlemiş ve nikâh işlerini düzene sokarak da büyük başarı elde etmiştir.

Prof. Dr. Remziye Hisar birçok ilke imzasını atmış bir Türk kadını. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın kimyacısı, ilk kadın doktorumuz Safiye Ali, o dönemlerde kadının tıp eğitimi alması oldukça zormuş. Süreyya Ağaoğlu tarihimize ilk kadın avukat olarak geçmiştir. Heykellere şekil veren ilk kadın heykeltıraşımız Sabiha Bengütaş. O Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşıdır.

Türkiye’de uçağa binen ilk kadın savaş pilotu Belkıs Şevket Hanım’dır. Türkiye’nin ilk uçağını kullanan kadın ise; Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçe’dir.

Seçilme hakkını kullanan ilk kadın olan Benal Arıman, 1935 yılında Atatürk’ün meclisinde bileğinin hakkıyla kazanan ilk kadın milletvekilidir. İlk kadın hemşiremiz, Kore Savaşı’nı görüntüleyen ilk Türk kadın fotoğrafçısı, ilk kadın sendikacısı diye devam etmektedir kadınımızın başarısı.

‘Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir Ulusunda, Anadolu köylü kadınının üstünde emek vermiş bir başka kadın topluluğu gösterilemez. Dünyada hiçbir Ulusun kadını “Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, Ulusumu kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim” diyemez.” (21.03.1923, Konya) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 152)’ diyor, Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınına, Anadolu kadınına verdiği önemi yansıtarak.

Her dönemde ailesi için saçını süpürge eden, hayat şartlarının üstesinden gelmek adına eşiyle çalışma hayatını paylaşan kadınlarımız var bizim, işten gelip yoruldum demeden, ev işlerine koyulan.

Kadınlarımız var bizim Anadolu’da, sevinçleri paylaşır, bağda bahçede çalışır, üzüntüleri dinler. Yemez yedirir, giymez giydirir. Bağrına taş basan analarımız var bizim gücünü acılarından alan, sesi soluğu çıkmaz ama yine de yaşıyor olan. Her biri ana olma, kardeş olma, eş olma ve kadın olma savaşını veren yürekli, emekçi Anadolu kadını.

Ve yine kadınlarımız var bizim, erkeği tarafından karşılıksız sevgiyle bağlanılmış korunan, kollanan sahip çıkılan, sevgiyle sulanan, aşık olunan..

Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun, sevgiyle kalın…

 

Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı… Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına: – Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?

Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı: – Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan…

Sonra uzunca bir sessizlik hâkim oldu, mahkeme salonunda… Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu… Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu… Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:

– Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim… O bilmez… 50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye… İyi gelirmiş derlerdi…

50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar… O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım… Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.

Hakim yaşlı adama dönerek: – Diyeceğin bir şey var mı, baba? dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hâkime yöneldi. Tane tane konuştu:

– Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime’mi de orada tanıdım. Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. Yeni evlendiğimizde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim “Çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir” dedi.

“Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin” dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun… Lafım geçmedi… O günlerde; tesadüf, bu çiçek kurumaya yuz tuttu. Ben ona: “Çiçeği geceleri sularsan geçer” dedim. Adak diledim… Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki… dedi adam.O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle…

-Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hâkim bey… Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım. Uyandıramadım… Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi… Suçlandım… Sesimi çıkartamadım…

O anda gazeteciler dâhil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu…(alıntı)

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
12 Ekim 2016
10 Ocak 2018
19 Şubat 2020
25 Haziran 2020
YORUMLAR
  1. Avatar Fatma Giresunlu dedi ki:

    Aysucuğum yine harika bir yazı kalemine sağlık arkadaşım. Umarım erkeklerden çok kadınlar kendi gücünü farkeder yazını okuyunca. Yazdığın öykü beni her zaman çok etkilemiştir harika bir seçim.