DOLAR 7,8852
EURO 9,2932
ALTIN 482,28
BIST 10,2149
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 21°C
Sağanak Yağışlı

MASKE VE MAKYAJ

11.03.2016
808
A+
A-

Kendinden adeta geçmiş, Delikanlılığı unutmuş, yiğitlik zaten yok. Hz. Mevlana’nın olduğun gibi görün ve Göründüğün gibi ol sözünden sonra şöyle devam edelim. Nice insanlar gördüm, üstlerinde elbise yok, nice elbiseler gördüm, içlerinde insan yok. Bir maske var ortada, çıkar at. Erimiş bir surat görürsünüz sil makyajı, ortada hilkat garibesi. Nereden bakarsan bak, önce edep, yine edep, sonra yine edep ya HU. Toplumların ilk felsefesidir ilim, irfan, kariyer, para, pul ve şöhretten önce gelen edep kavramı. Yanında alıp götüremeyeceklerinle o kadar çok uğraşıyorsun ki seninle gelecek olanlardan vazgeçmiş durumdasın. Neden çünkü edep yok. Eğer o yoksa, ne yaparsan yap, bak dün ne dedi Cuma Hutbesinde sevgili dostum Adnan Hoca; “Bir insan düşünün ki beş vakit namaz kılar, oruç tutar, zekat verir, hacca gider. Amma velakin onda dedikodu bolsa, eziyet çoksa, hak hukuk tanımıyorsa, ne yaparsan yap, nafile. Hacer-ül Esved’e bin kere yüz sürsen de hikaye. Edep yok hepsi boş.” Hatırlarsınız sinemalarda “Maskeli Beşler” adlı bir film oynamıştı. Beş tane saf, temiz delikanlı, bir hayat kurtarmak için güya maskeyle soygun yapıyorlar. Ancak suratlarına taktıkları maskeye rağmen kendilerini öyle bir ele veriyorlar ki kabak gibi ortaya çıkıyorlar. Hani derler ya; garip gece hırsızlığa çıkmış, o anda güneş doğmuş. Öyle değil tabi. Benim garipten anladığım; saf, temiz, pırıl pırıl bir insandır. Zaten ne hırsızlık yapar ne de aklından geçirir. Edep ya HU insanoğlu, edep. Önce edep, sonra yine edep.

HADİ ANLAT BAKALIM

Bir lise talebesi yolumu çevirdi. “Gazeteci amca bana aşkı anlatsana?” dedi. “Oğlum, soracak başka bir şey bulamadın mı? Bir aşk yaran mı var da lafa önce oradan girdin” dedim. “Yoo hayır, böyle bir yaram yok, ama aşkı bir de senden dinlemek isterim” deyince, içimdekilerini dilim döndüğünce aktarmaya çalıştım. “O bir ezadır, huzur vermez, gözün görmez, kafan başka bir şeye çalışmaz, aklın başka bir şeye ermez” dedim. Sonra döndüm, “O bir yoldur dedim. Başka yol bilmezsin, eğrisiyle doğrusuyla yürür gidersin. Çakıl taşları camlar ayağına batar. Önüne karşı yola geçmek için elli, tane dikenli teller çıkar, yüzün gözün berelenir ellerin kanar hissetmezsin. İşte aşk böyle bir şeydir. Sadece onu düşündüğün vazgeçmediğin bir tutkudur aşk. Kimi zaman mutluluktan havalara uçarsın, kimi zaman gökyüzünden direk yere çakılırsın. Ne öldürür, ne güldürür.” Çocuk fal taşı gibi gözlerini açmış bana bakıyordu ki ben devam ettim. “Ellerinin titrediğini, kalbinin küt küt çarptığını, vücudunun uyuştuğunu hissedersin. Ama vazgeçmek yoktur bu yolda. Devam edersin.” “Peki o zaman ne yapmalı?” dedi. Ben de “İçine mutlaka sevgini kat, yumuşat onu, sevginle yoğur. Annenin yaptığı yemekleri sever misin?” dediğimde, “Dünyada onun yemeklerinden daha güzelini tatmadım” dedi. Bende “Ey evlat, işte o tadın adı sevgidir” dedim. “Unutma ki aşkın yolu sevgiden geçer.” “Vay be amca!” dedi, bende ona “Sakın vay aman, ay aman, yandım aman deme oğul” dedim. “Peki ne diyeyim öyle dememek için?” dedi. Bende ona “Edep ya HU evlat, edep” dedim. Çünkü edepsiz aşk olmaz.

ESENLERDE ÇAY MOLASI

E bizim de hastalığımız çay. Pek severim, çok içerim. Günde iki veya üç kahve, on – on beş bardak arası da çaydır benim iştikakım. Eşim Canan’la birlikte İstanbul Esenler Otogarı’ndayım. E yolculuğumuz üç buçuk saat sürünce çaysızlıkta hem bana hem de eşime fena vurdu. Çöktük hemen bir çay ocağının taburelerine. Görevli geldi “Abi çay vereyim mi?” dedi. “Çayın güzel mi?” dedim, benim sorduğum soruya da bakın. Adam hiç kötü der mi, “Daha yeni demledim güzeldir” dedi. “İyi ya o zaman getir de tadına bakalım yeğenim” dedim, çaylar geldi. Allah’ı var dediği gibide çıktı tavşan kanı çaylar. Yanımızda da bir çift oturuyor, bana dönüp “Zaten istemesen de getiriyorlar” deyiverdiler. Ellerinde cep telefonlarıyla mesaj mı, atıyorlar veya internete mi bakıyorlar bilemedim. “Bak” dedim, “Bende de bir telefon var ama en ucuzundan. Telefon konuşmak içindir, gençlere bakıyorum telefonları üç beş bin liralık. Ne hikayedir, ne iştir bu?” Çiftlerden bayan olan “Ne büyük büyüklüğünü ne küçük küçüklüğünü bilir olur” dedi. “Doğru dersin kardeşim” dediğimde beyi “Bu hale nasıl geldik ne zaman bu kadar teknoloji manyağı olduk; yemiyoruz, içmiyoruz ama telefonumuz en pahalısından olsun istiyoruz” dediğinde, bizim çaylar bitmiş çağırdığımız taksi de gelmişti. “Hadi bize eyvallah” dedik, gittik.

 

ESMA-ÜL HÜSNA

ET-TEVVAB: Tevbeleri seven ve kabul edendir. (Her kim kuşluk namazından sonra bu ismi şerifi üç yüz altmış kere okursa Allah’u Teala onu tevbesisni kabul edilenlerden yapar.)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.