DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 29°C
Gök Gürültülü

YOL ARKADAŞI

31.03.2016
940
A+
A-

Aşık Veysel’in “Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” sözünden başlayarak şöyle diyelim, arkadaşını söyle bana kim olduğunu söyleyeyim sana. İki kere iki beş etmeyeceğine göre, elmayla armudu da toplayamazsınız. Her ikisinin tadı farklıdır. Katranı kaynatmakla olmaz şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker diyerek; güneşin balçıkla sıvanmayacağını ifade edelim. Dervişe sormuşlar “Nereye gidiyorsun?” diye; “Yoldan geldim, yola gidiyorum” demiş. O yol Taptuk Emre’ye göre ilah aşkın yolculuğudur. O halde yol arkadaşları son derece önemli. Bilirsiniz, Yunus Emre Nallıhan Kadısıydı. Yani son karar mercii. Astığım astık kestiğim kestik büyük bir irade. Yolu Taptuk Emre’yle kesişince ben olmayı bırakıp biz dedi. Sokaklarda sakilik, dergahta bekçilik, hatta köpek bakıcılığı dahi yaptı. Bir başka örnek olarak Bursa’da Mahmut Hüdai Hazretlerini gösterebiliriz. Bilirsiniz o da valiydi. Aşkın yolculuğunda nefsi değil, ilahi aşkın kendisini seçince Bursa sokaklarında ciğer satmış ahali de ona “vali delirdi” demişti. Yol arkadaşı çok önemli. Hani derler ya; insanı eşi ya vezir ya da rezil yapar diye. Eş dediğiniz bir can yoldaşıdır. Aile sevgiye dayalı kurulmadığında birlik önce aileden başlayarak bozulmaya başlar. Bir zamanlar İstanbul’da gazetecilik yaparken, Yılın Muhabiri seçilmiştim. Enver Altaylı beni makamına çağırtıp, “Oğlum bir gün bu koltukta sen oturacaksın, arkadaşlarını iyi seç. Kiminle nereye kadar gideceğini iyi bil” demişti. Ben de o sözü kendime rehber edindim. Edirne’den yola çıktığımda İstanbul’a kadar kiminle gidebileceğimi, Ankara’ya kadar kiminle yolculuk edebileceğimi, Kars’a kadar da yol arkadaşımın kim olabileceğini hem düşündüm. Öyle ya, yüzyıllardır söylenen bir söz yol arkadaşı. Demek ki boşuna söylememişler.

KÖRFEZİN DERİN SULARI

Ben Yunuslarla yüzdüğüm günleri hatırlarım İzmit Körfezinde. Teneke Kayıkla Yavuz Zırhlısının ta başına gelir, orada kaşıkla çinakop yakalardık. Bir zamanlar dünyanın en güzel akvaryumuydu İzmit Körfezi. Olmayan balık çeşidi yoktu. Lüfer, tersanenin havuzundan gelir öğleyin menünün baş tacı olurdu. Palamut, Sağır Dededen yoğurtçu tepsileriyle gelir anında tükenirdi. Barbunundan İstavritine, Uskumrusundan İzmaritine kadar ne kadar çeşit ararsanız hepsi Körfezin derin sularında cıvıldaşırdı. Gel zaman git zaman bindiğimiz dalı kendimiz kestik. Balık nesli tükenmeye başladı. İzmit Körfezinin bir çok kıyısına “Deniz kirlidir girilmesi yasaktır, sakıncalıdır” gibi levhalar asılmaya başlandı. Sadece bizim Körfez değil; Marmara’nın, Ege’nin, Karadeniz’in, Akdeniz’in bir çok kıyısı da kirlenince balık nesli yok oldu gitti. Tabi ki hepsi değil. Bugün şu hemen yanı başımızdaki balık pazarına gidin, tezgahlara şöyle bir bakın, hamsi 15 liradan satılır olmuş. Keza istavritte öyle. Peki bu neyin sonucudur? Bu neyin nesidir? Niçin böyle olduk? Niye kendi kendimizi yok etmeye çalışmak için üstün bir gayret sarf ediyoruz? Meyve bahçeleri hızla yok oluyor, sebzecilik zaten sıfır noktasına gelmek üzere. Körfezde hala yarım asır öncesinin zenginliği yok. Derin sular derin çukurlara dönüşmüş. Onları neyle dolduracaksak bir an önce dolduralım ki, sadece Körfezde değil tüm denizlerde hamsiyi 15 istavriti de 20 liradan yemek zorunda kalmayalım.

SADECE TABELALAR

Park sorunu bir tek ilçemizde değil, Türkiye’nin her yerinde can sıkıcı bir hal almış durumda. İnsanlar arabalarına binip Gölcük’e gelmek istemiyorlar. Çünkü araçlarını park edecek yerleri yok. Sağlı sollu parklar nice kazaların sebebi oluyor. Anayolun inişli çıkışlı hali bir köstebek yuvası olmasa da kazalara adeta davetiye çıkartıyor. Şuracıkta bir otopark yapılmasına rağmen yanı başında sağlı sollu araçlar maçı beleştepeden seyreden seyirciler misali. Neredeyse bir caddenin sağlı ve sollu yerlerinde yüzlerce araç park etmiş durumda. Ne itfaiye aracı geçebilir ne de lüzumlu bir sağlık ambulansı. Öyle bir hal almışız. Bir çok yerde yasak tabelası olmasına rağmen anlayış o yasak bana değil şeklinde olmuş. En küçük bir ikazda feryadı figan sesleri, bu işte görevli insanları dahi o görevlerini layıkıyla ve istedikleri şekilde yaptırmayabilir hale gelmiş. Eğer ortada bir kural varsa, o bir karar sonucudur sen o karara uymayacaksın ama seni ikaz edenlere karşı da Mart kedisi gibi bağıracaksın. Yok öyle şey

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
21 Ekim 2016
27 Ocak 2017
21 Nisan 2020
27 Ocak 2016
22 Nisan 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.