DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 16°C
Yağışlı

BU SENİN HATAN DEĞİL

05.04.2016
1.552
A+
A-

 

“Gözlerimi açtığımda, mutluluğumu paylaşmaya gelen sevdiklerimi görmek beni mutlu etmişti. Sevilmek güzeldi. Merak edilmek, özlenmek, aranmak, sevincimi paylaşmak harikulade bir duyguydu.” diyor, ilk çocuğunu kollarına alan anne. Zorlu bir doğumdan sonra uyuya kalmış ve uyandığında sevdiklerini etrafında görmenin mutluluğunu dün gibi hatırlayarak.

Evet, her şeyi dün gibi hatırlıyordu. Her şey çok güzeldi, bütün yaşananlar ona önemli ve değerli olduğunu hissettiriyordu. Sıcak bir yuvası, tatlı bir kızı ve dünya iyisi bir eşi vardı.

Bir süre hayat böyle iyimserlikler içinde devam etmişti. Her ilk bebeği olan ailede olduğu gibi klasik bir yaşam, evin neşe kaynağı ilgi odağıydı kızları. Baba işten geliyor, kızıyla oynuyor, anne sofrayı hazırlayana kadar onunla zaman geçiriyordu.

Gün geçtikçe büyüyordu ve büyüdükçe 68 çocuktan biri oluyordu bu tatlı kız. Baba her geçen gün farklılığı hissediyor ancak daha önce çocuklarla bu kadar yakın olmadığı için gelişimin normal olduğunu düşünüyordu.

Anne ise günün koşturmasından, ‘dünya tatlısı’ diyerek sevdiği kızının ihtiyaçlarını karşılamaktan, ev işi yapmaktan, yemek yapmaktan ne olduğunu anlayamıyordu. Zaman hızla ilerlerken babanın gözlemleri gittikçe kaygı uyandırıyordu.

Bir akşam eve geldiğinde, kendi kızlarından iki ay küçük komşu kızını evde görünce ‘kızımın arkadaşı da gelmiş’ diyerek her ikisiyle de ilgileniyordu. Onlarla oynuyor, yönergeler veriyor, sesleniyor ve konuşuyordu.

Bütün bunları yaparken hem kızını hem de komşu kızını dikkatle izliyordu. Bazı anlarda eşiyle göz göze geliyor, birbirlerine sorar gibi bakıyorlardı bazen de gülümsüyorlardı. Ancak komşu kızının, kendi kızından küçük olmasına rağmen duyarlılığı, iletişim becerileri hemen dikkatini çekmişti. Bunu eşine söyleyerek onu da üzmek istemiyordu.

“İşte her şeyin başladığı gün” diyor anne. “Beni üzmemek için söylememişti, ben de onu. Ne var ki birbirimize söylememiş olsak bile o gece birbirimize hissettirmeden ikimiz de uyanık kalmıştık. Neler oluyordu, biz neyi anlamıyorduk?

Kızımıza ismiyle seslendik yüzümüze bile bakmadı. Gözleri başka yerdeydi. Komşu kızıyla sanki eşim oynadı. Konuşması derseniz ondan daha küçükmüş gibiydi. Onunla otururken sallanıyor, çırpınıyordu. Sanki inatlaşır gibi kendi bildiğini yapmakta ısrar ediyordu. Her geçen gün daha farklı şeyler olmaya başladı. Gözleri bir oyuncağa takılıp kalıyor, seslendikçe duymamaya başlıyordu.

Hep yarın düzelir umuduyla bekledik. Artık her şeyini takip eder olduk. Bazen bir gülüşü umutlandırdı bizi, bazen anne baba deyişi, ta ki ateşlenip doktora gidene kadar.

Ve bizim dünya tatlımız artık bir ‘otistik’ olarak kayıtlara geçmişti. Bizlerde onun anne babası olarak…….”

Birden düğümlendi boğazı, burnunun direği çelindi, yutkunmak istedi, başaramadı. “Bu, senin hatan değil kızım.” Sesi, tıpkı yüreği gibi parça parça çıkıyordu, göğsüne bastırarak saçlarını okşadığı kızını severken.

Sıcacık bir damlanın, o güzel kıvrımlı minik burnundan aşağı kayarken kızının yüzündeki gülümsemeyi, ardından sesli gülüşünü hep hatırlayacaktı. En umutsuz, en çaresiz günlerinde bu gülüşü ona umut verecek, cesaret verecekti. Yılmayacak vazgeçmeyecekti.

“ Bu senin hatan değil” diye tekrarladı yeniden, o gülen gözlere bakarak. Ve devam etti,  “Söz veriyorum. Uykusuz kaldığında, bağırdığında, kızdığında, ağladığında ve yapamadığında hep bu gülüşü hatırlayarak umudun kapısını açık tutacağım, senin için varız kızım her zaman ve daima.”

 

2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ

Bu hikâyeyi yazarken buna benzer duyguları yaşadığım günleri hatırladım. Bir anne baba olarak bu duyguları taşımanın kolay olmadığını söyleyebilirim. Hele bir anne olarak bu duyguların yoğunluğunu ifade etmek oldukça güç olmasına rağmen en çokta dik duran, üzüntüsünü gizlemeyi başarabilen, evlatlarına her zaman her koşulda destek olan, arayışlarını yılmadan sürdüren bütün annelere sevgilerimi iletiyorum.

Yurdumun her köşesindeki otistik çocuklarımıza ulaşabilmek umudunu içimde taşıyorum. Otistik çocuğu olan her aileyi bilinçlendirmek ve gerekli tedaviyi, eğitimi sağlayabilmek önemli görevlerimizden biridir.

Otizmli  çocuklarımız eğitim aldığında sosyal yaşamın içinde kendilerine yer açabilirler. Bu nedenle eğitim görmek her çocuğun hakkıdır.

Ruh sağlığı yerinde çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle….

Aşağıdaki yazı bir alıntıdır.

“Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otizmli olması oranı ise %0.5′tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otizmli çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otizm belirtileri ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır. Otizmin Belirtileri Nelerdir? Otizmlilerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür; Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğü, Sessiz iletişimde zorlanma Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme Otizmin tipik özellikleri Otizmli Bir Çocuk, Başkalarına karşı ilgisizdir. Göz temasından kaçınır. Başkaları ile kendiliğinden iletişim kurmaz. İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir. Diğer çocuklarla oynamaz. Sürekli bir konu üzerinde konuşur. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur. Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar. Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz. Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz. Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.”
 

 

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
27 Haziran 2018
2 Şubat 2016
15 Nisan 2021
6 Mart 2018
26 Nisan 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.