DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 22°C
Çok Bulutlu

GÖLCÜK’TEN BİR YILDIZ DOĞUYOR

21.04.2016
1.057
A+
A-

İlçemizden Türkiye’ye mâl olan insanların çıkması ne güzel. İşte size müthiş bir yorumcu, Fatih Abanoz. Ben aileyi Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli devlet adamlarından biri olan Kazım Abanoz vasıtalıyla tanırım. Yılların kadim aile dostuyuz. Fatih o zaman küçük bir çocuktu. Gençliğin müzikle tanıştı. Bir gün ki yıllar önce, Kazım Abi “Haydi Fatih’i dinlemeye gidiyoruz” dedi. Ailece değerli dostumuzun davetine katıldık. Fatihi dinlediğimizde gerçekten etkilendiğimizi söyleyebilirim. Kazım Abiye dönüp “Müdürüm bu delikanlıda iş var” demiştim. Ardından Fatih hem portföyünü geliştirdi hem de kendini. Gölcük adına son derece sevindik. Müzik dünyasına ilçemizden önemli bir sesin katılması, sadece Abanoz Ailesi için değil, Gölcük için de son derece önemli. Çıkardığı Single’la bir anda olay yaratan ve dinleyenlerin de takdirini kazanan Fatih Abanoz’un artık yolunun açık olduğunu düşünüyorum. Ne diyelim, sevgili Fatih Abanoz yolun ve bahtın açık olsun. Şansın bol olsun. Umarım en kısa sürede basamaklar hızla tırmanır ve Türkiye’ye mâl olan bir Gölcüklü sanatçı olarak adını da müzik piyasasına altın harflerle yazdırırsın.

Emanet Fare

Yûsuf adında gezgin bir zât, Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin İsm-i âzamı bildiğini öğrenince, Mısır’a gitti. Huzûruna varınca, önceleri iltifat görmedi. Sonra huzûra kabûl edildi ve Zünnûn-i Mısrî hazretlerine bir sene hizmet etti.

Bir gün ona;

– Ey üstâd, sana bir sene hizmet ettim, artık hakkımı vermen gerekir. Senin İsm-i âzamı bildiğini söylediler. Onu, benden iyi emânet edeceğin bir başka kimse olmayacağını bilirsin,dedi.

Zünnûn-i Mısrî hazretleri sükût etti. Ona cevap vermedi. Altı ay sonra bir tabağa konmuş ve bir mendile sarılmış bir şey çıkardı.

Ona;

– Fustat’ta bulunan falan dostumuzu bilirsin değil mi?” diye sorunca;

– Evet, dedi.

Zünnûn hazretleri ona;

– İşte bunu ona götür. dedi.

O da sarılı tabağı aldı, giderken;

“Zünnûn-i Mısrî gibi bir zât hediye gönderiyor. Acabâ nedir, ne kadar kıymetlidir?” diye düşündü.

Merakını yenemeyerek tabağı açtı. İçinden bir fare fırladı ve kaçıp kayboldu. Bu duruma kızarak, Zünnûn-i Mısrî’nin yanına geldi.

Zünnûn-i Mısrî ona;

– Biz seni denedik. Sana bir fâre emânet ettik, ona hıyânet ettin. Hiç sana İsm-i âzamı güvenip teslim edebilir miyim? dedi.

 

***

Şikayet Masası

Bir cemiyet için, bir millet için adâlet, insanın damarında dolaşan kan gibidir. Adâlet mekanizması sıhhatli çalışırsa, cemiyet hayatı da sıhhatli olur. Dilerseniz Hazret-i Ömer (r.a.) devrinden bir misâlle mevzûmuzu müşahhaslaştıralım.

Ashâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in iştirak ettiği hiçbir gazâdan geri kalmayan, bazan da Medîne’de Efendimiz (s.a.v.)’e vekâlet eden Ensâr’dan Muhammed bin Mesleme (r.a.), Hz. ömer (r.a.)’in hilâfeti esnasında onun ‘Şikâyet Masası’ reisi idi. Memurlarla alâklı şikâyetler bu masaya gelirdi. O, gelen bu şikâyetleri inceler, araştırırdı. Neticede şayet haksızlık yapan, adam kayıran, rüşvet alan biri ortaya çıkarsa cezalandırılırdı.

 

Bir defasında Medîne’de toplanan memurlara, Hz. Ömer (r.a.) nasîhat ediyor ve onları, insanlara âdil davranmaları, zulmetmemeleri hususunda îkaz ediyordu. İşte bu esnada halkın arasından, sessiz-sâkin ve kimsesiz bir adam ortaya çıktı ve:

-Beni memurlarınızdan işte şu adam, haksız yere dövdü. Halbuki suçladığı hususta benim bir kabahatimin olmadığı da sonradan anlaşıldı, diyerek dâvâcı olduğunu söyledi.

Bunun üzerine mes’ele araştırıldı… Adamın haklılığı anlaşıldı, memurun ona zulmen kırbaç vurduğu meydana çıktı.

Hz. Ömer (r.a.)’in kararı kesindi:

-Seni döven memura sen de, onun sana vurduğu kırbaç adedince vuracaksın! Amr bin Âs (r.a.) itiraz etti:

-Yâ Ömer, bundan sonra memurlarınızı insanların gözü önünde dövdürecek misiniz? Şayet böyle yaparsanız, bu tatbikat, memurlarınızın itibarını düşürür, onları iş yapamaz hâle getirir.

Hz. Ömer’in cevabı aynen şöyle oldu:

-Ben zâlimi, şu veya bu bahânelerle koruyup da, mazlûmu mâruz kaldığı zulümle başbaşa bırakmam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki, tekrarına cesaret edemesin. Böylece karar kesinleşti. Sessiz ve kimsesiz şikâyetçi adam, kendisine vurulan kırbaç adedince kırbaç vuracaktır zulmeden memura…

Bu defa Amr bin Âs (r.a.), kimsesiz olan bu şikâyetçi adama gitti ve şu teklifte bulundu:

-Sana, onun vurduğu kırbaç sayısınca altın vereyim. Bunları al, dâvandan vaz geç. Yoksa kötü niyetli bazı insanlar cesaret bulur, memurlar korkaklaşır. Neticede adâletin temini daha da güç hâle gelebilir, dedi. Mazlum ve mağdur adam da bu teklifi kabul etti: Yediği kırbaç adedince altınları aldı, dâvâsından vaz geçti. Ve böylece, idare edenlerle idare olunanlar arasındaki buna benzer haksızlıklar da son bulmuş oldu.

Ne âdil bir hüküm, ne güzel bir hâl çaresi… Tabii ki ne mes’ut bir cemiyet! Bütün insanlığa örnek olması dileğiyle…

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.