DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 28°C
Parçalı Bulutlu

KONUŞMANIN DAYANILMAZ BÜYÜSÜ

08.04.2016
823
A+
A-

Severiz konuşmayı, kimimiz ahkam keseriz. Diyelim ki elektronikçiyiz, edebiyat sanki uzmanlık alanımızmış gibi saydırıp dökeriz. Edebiyatçı şaşırır, iki lafta ben edeyim der fırsat vermeyiz. Diyelim ki edebiyatçıyız tıp üzerine sanki bilmediğimiz yoktur, şifa dağıtırız. Hani bıraksalar en zor ameliyatları dahi yapacağız. Politikacıyız, gazetecilik uzmanlık alanıymış gibi konuşurlar.

Çünkü bir eleştiriyi kabul etmeyecek kadar egonuz vardır. Diyelim ki gazeteciyiz, sanki işimiz haber yapmak değil de siyaset yapmak. Siyasi parti genel başkanı gibi nutuklar atmak. Konuşmanın dayanılmaz bir cazibesidir bu. Konuştukça konuşur, açıldıkça açılırız. Bir bakmışsın ki okyanusun tam ortasındasın. Etrafta ne bir gemi var ne de sizi kurtaracak bir unsur.

Uzaklardan köpekbalıkları hızlı bir şekilde bulunduğunuz yere kadar gelir. Küt diye yutarlar sizi. Çünkü köpekbalıkları laftan anlamazlar. İstediğin kadar konuş, istediğin kadar dil dök. Köpekbalığı aç olmasa dahi parçalar seni. Gerek gazete sütunlarında, gerekse televizyon ekranlarında herkesin her şeyi konuştuğu tuhaf bir hayat tarzını benimsemiş gibiyiz.

Halbuki herkes kendi işiyle meşgul olsa, çiftçi elma yetiştirse, zeytin ekse, balıkçı balık tutsa, doktor da hekimlik yapsa ne kaybederiz ki? Çok şey kazanacağımızı bilmemize rağmen bir türlü şu dilimizi tutamayız. Vır vır da vır vır zırvaladığımızın farkında olmadan çığlık çığlığa gidiyoruz. Bakalım nereye kadar.

 

EKMEK İŞİ

Aylar öncesinden kıyamet koptu, fırıncılar ekmeğe zam diye neredeyse kampanyalar başlattılar. Sonunda ekmek zamlandı, iki yüz elli gram ekmek bir lira yirmi beş kuruştan satılmaya başladı. Vatandaş biraz ık mık etse de sonunda herkes zamlı fiyatları kabul etti. Aman bir daha ekmeğe zam gelmesin diye düşünürken, fırıncılar sağ olsun yine bizleri ters köşe yaptılar. Bir zamanlar zam çılgınlığı yaşayanlar şimdi aynı ekmeği kimi yerde yetmiş beş kuruştan, kimi yerde de bir liradan satar oldular.

Hoş bu durum tabi ki ahalinin lehine. Vatandaş memnun. Öyle ya serbest piyasa ekonomisi. Rekabette herhangi bir sakınca yok. Peki ne oldu da o ekmek bir anda elli kuruş birden düştü? Bu nasıl bir rekabet anlayışı. Madem kar edemiyorsun, niçin ekmeği o kadar ucuza satabilme maharetini gösteriyorsun.

Demek ki işin içerisinde bir yanlışlık var. Bir tuhaflık. Fırıncılar bu uygulamayla aslında vatandaşa güzel bir hizmet sunuyorlar. İnşallah o hizmet kalite olarak ta ekmeğin kendisine yansır. Eğer önümüzdeki günlerde ucuz satılan ekmeklerle ilgili şikayetler gelirse, bak o zaman iş değişir.

Vatandaş yanlış yapanı hiç bir zaman affetmez. Şimdi merak ediyorum, önümüzde Ramazan var, her ne kadar on bir ayın sultanında meşhur Ramazan pideleri revaçta olsa da ekmeği bugün yetmiş beş kuruşa satanlar bakalım Ramazan pidesini halkın sofrasına kaç liradan getirecekler.

 

Zıkkımın Kökünü Yer

Hoca o aralar paraya sıkışmıştır. Bir vatandaş gelip hoca’ya: “şeytan nerede yaşar” diye sormuş. Hoca cevabı bilmez ama vatandaşı cevapsız bırakmamak için soruyu cevaplar. Adam giderek Hocayı soru yağmuruna tutmuş ve sonunda hoca’ya: “hocam peki şeytan ne yer” diye sorar. Hoca da: “eğer benim gibi parası yoksa zıkkımın kökünü yer” demiş.

 

Nereden ve Nasıl Aldın

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) hazretlerinin bir kölesi vardı. Ömrünün sonlarında her akşam iftâr vaktinde yemek getirirdi. Âdet-i şerîfleri öyle idi ki, nereden ve nasıl aldığını, kimden satın aldığını, onun san’atı ve mesleği ne olduğunu o köleden sormayınca o yemekden bir lokma ağzına koymazdı. Bu köle bir gece yine yemek getirdi. Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) süâl etmeden, mubârek elini uzatıp, bir lokma yemekden aldılar.

Köle dedi ki:

– Ey Efendi. Ne oldu ki, bu akşam sormadan yemeğe el uzatdınız.

Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) hazretlerinin mubârek gözleri yaş ile dolup, buyurdu:

– Yâ Gulâm. Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı. Böylece bu hâl başıma geldi. Şimdi bana haber ver ki, bu akşam yemeği nereden getirdin.

Köle dedi ki:

– Câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım. Bir gruba raks etdim. Onlara hoş geldi. Bana dediler ki, şimdi bir nesnemiz yokdur. Va’d etmişlerdi ki, elimize birşey geçdikde sana iyilik ederiz. Ben bugün gördüm ki, onların elleri doludur. Ben va’dlerini hâtırlatdım. Yiyeceği bana verdiler.

Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a) bunu işitdi. Çok üzüldü. Ağladı. Yemeği önünden atdı. Parmağını boğazına o kadar sokdu ki, kay’ etdi. O lokma karnından dışarı geldi. Kendine eziyyet verdi. Mubârek yüzü göğerdi ve karardı. Mubârek yüzünün şeklinin değişikliğini görenler, bir mikdâr su içmesini ve bu üzüntüden halâs olacağını söylediler. Sıcak su getirdiler. İçdi, bir kerre dahâ kay’ etdi. Rahâtsız oldu. İnceledi ki, karnında bir şey kalmadı.

Dediler ki,

– Yâ Sıddîk, bu kadar kendinize sıkıntı ve zahmet, bir lokmadan dolayı mıdır. Buyurdu ki, evet. Resûlullah (s.a.v) hazretlerinden işitdim.

Buyurdular ki,

– Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri, yidiği harâm olan kimselere Cenneti harâm etmişdir.

Sonra başını yukarı kaldırıp,

– Yâ ilâhel âlemîn! Yidiğim lokma için elimden geleni yapdım. O lokmaları kay’ etdim. O lokmadan damarlarımda birşey kaldı ise afv et. Bu za’îf kulun, Cehennem azâbına dayanamam diye, düâ buyurdu.

Bu o Ebû Bekrdir ki, Resûlullah (s.a.v) hazretleri, (Ebû Bekr benim gözüm ve kulağım gibidir) buyurdu.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.