DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 22°C
Gök Gürültülü

Ne istersen, O olmalı

24.04.2016
966
A+
A-

Ne istersen, O olmalı

Pekçok insan hayata başlarken onu iyi algılayan bir aileye sahip olabilmeli..

Çünkü ,hayata doğru yerden başlamak herkesin şsnsı bence.

Yıllardır kime sorsam,çocukları mutlaka doktor,mühendis,mimar,öğretmen gibi işler yapsın

istiyorlar.Hatta çocuklar bile o küçücük yürekleri ile büyüklerin dilinden konuşurlar siz onlara

sorduğunuzda.Kimse de benim sanat yapan bir çocuğum olsun diye düşünmez.

Çoğu aile merak etmez ,benim çocuğumda ne yetenekler var acaba,diye.Güzel resim

yapar mı,şiir okur mu,yazı yazar mı,tiyatro da nasıldır,dans eder mi,müzik onu mutlu eder mi..

Benim çocuğum ne iş yaparsa mutlu olur?

Hangi aile bunu derinden düşünür sizce..Çocuğunuz okula başladığında,önemli olan sadece

matematik başarısı mıdır?Ya da matematik te başarısızsa çocuğunuz tüm hayatı buna mı

dayanmalıdır..

Deneyimli bir anne olarak iki kızımı da büyütürken yakından yaşadım bu olayları..Çoğu eğitimci

ve aile,kurslar ve dersler ile inanılmaz güzel o çocokları birer yarış atına çevirdiler..Pek çoğu

sinirli,mutsuz,başarı odaklı,arkadaş ilişkisi olmayan ruhlara dönüştü..Tek dertleri sınav üstünlüğü

olan bir sürü gergin çocuk..Hiçbir sosyal ve kültürel faaliyeti yaşayamayan küçücük ruhlar..Enerjilerini

sarf edemeyen,yüzleri sınav ağırlığı taşıyan yürekler.Ben de bu devrin annesiyim,ama bunlara dahil

olmayı asla düşünmedim.Çocuklarım mutlaka yolunu bulacaktır dedim..İstedikleri,mutlu olacakları ve

diğer insanlarla yarışmayacakları bir iş..Çünkü,çocukluk bir kez yaşanacaktı.Bunu zevkle,severek

yaşamalıydılar.

Bizler çocukluğunu özgürce yaşamış bir nesildik,Sokaklarda oynar,ağaçlara çıkar,topaçlar çevirir,

saklambaç oynar,yorulunca da bir duvara çıkar zevkle çilek reçeli sürülmüş ekmeğimizi afiyetle yerdik..

Öğretmenlerimiz de bizi hiç sıkmadan en güzel eğitimi verirlerdi.Bizleri matematik dahisi yapmaya

çalışmadan,doğru insan yapmaya odaklıydılar.Hala derin saygıyla,gülümseyerek hatırlarız öğretmenlerimizi.

Asla resim,beden,müzik derslerini geçiştirmezlerdi mesela..Şiir okumak en sevdiğimdi bu arada..

Öğretmenim mesela bunu fark etmiş ve desteklemişti..Pekçok yönden her şeyimizi anlayıp,desteklediği

gibi.

Hele o kutlanan özel günler var ya,bence bu da çocokların içindeki özel yetenekleri görme açısından

bir şanstır..Tiyatro yapan,folklor oynayan,spor yapan,şiir okuyan,oyun oynayan tüm çocuklar o

tertemiz,naif yüreklerini tüm şeffaflığı ile ortaya dökmektedirler.Bunlar aynı zamanda bir çocuğun

kendini tanıma çabalarıydı hep.”Ben ne ile mutlu oluyorum” sorusunun cevabıydı..

Resim yapmak pekçok insanın hayali diye düşünüyorum.. Neyse ki ben şanslıydım.Yapmak istediğim

şeyi yapabiliyordum..İşim, kendi tercihimdi.Taıştığım bir çok insan,aslında Güzel Sanatlar’a gitmek

istediği,fakat ailesinin izin vermediği şikayeti olmuştu..Daha sonraki hayatlarında birilerinin istediği

meslekleri seçmişler,sonra da mutlaka o içlerinde kalan  resim,müzik vs. gibi güzelliklere bir şekilde

ulaşmışlardır.Çünkü sanat,insanı başka diyarlara taşıyan,farkındalık yaratan özel bir yetenekti..

Ailelerin en büyük hatası aslında çocukların neler yapabileceklerini değil de,neler yapamayacaklarını

öğretmeye çalışmaları sanırım.Çoğu  çocuk ailesinin seçtiği hayatı yaşıyor,sonra da mutsuz,bencil

büyümemiş büyükler oluyorlar.

Bazen de imkansızlıklar yüzünden istediği şeyi yapamayan çocuklar oluyor.Onlar da her zaman

yüreklerini en derinden sızlatan olay olarak hatırlıyorlar bunları.Yıllar geçse bile en taze yaralar gibi

kanayıp duruyor işte..

İşte bu öykülerden biri de Alman sanatçı Albrecht Durer’in hikayesinde saklı.

Onbeşinci yüzyıl başlarında Nürnberg yakınlarında yaşayan oldukça fakir bir ailenin öyküsü.Onsekiz çocuğu

ile yaşamaya çalışan fakir bir aile.

Onsekiz kardeşten ikisi Albert ve Albrecht,yaşadıkları umutsuz hayata rağmen,kalplerinde sanatçı olma

hayali kurarak ressam olmayı istediler.Fakat babalarının onları şehirdeki sanat akademisine gönderemeyeceğini

gayet iyi biliyorlardı..Daha sonra iki kardeş bir karar aldılar ve haksızlık olmasın diye yazı tura atmaya karar

verdiler..Kaybeden maden ocağında çalışıp,kazanan kardeşini sanat akademisinde okutacaktır.Dört yıl

sonunda okulu bitiren kardeş,diğer kardeşi okutacaktı.Ve yazı tura atıldı,kazanan Albrecht oldu .Nürnberg’teki

sanat akademisinin yolunu tuttu.Albert ise maden ocağında çalışmaya başladı.Dört yıl boyunca kardeşine

para gönderdi.

Albrecht ise sanat akademisinde yaptığı işlerle herkesi kendine hayran bırakıyordu.Öyle ki,daha mezun olmadan

para bile kazanmaya başlamıştı.

Genç sanatçı mezun olup,köyüne döndüğünde tüm aile biraraya geldi.Albrecht yemek sırasında tüm aileye

kardeşinin fedakarlıkları sayesinde hayallerine kavuştuğunu anlattı.

”ve şimdi sevgili kardeşim Albert,sıra senin.Nürnberg’e gidip hayallerini gerçekleştir.Masraflarını ben karşılayacağım”

der..

Herkes Albert’e döner sevinçle.Albert,madende çalışmaktan solmuş yüzünü gözyaşları ile yıkar ve

”Hayır kardeşim,hayır.”der.”Benim için artık çok geç..Dört yılda bütün parmaklarım ezildi,kırıldı.Ellerimde

dayanılmaz romatizma ağrıları oldu.Bir bardağı bile tutmakta zorlanıyorum.Nasıl olur da karakalem,yağlıboya

çalışabilirim.Parmaklarım fırça tutabilecek inceliği çoktan kaybetti maalesef..Sevgili kardeşim,benim için

artık çok geç ” der.

Albrecht Durer,kardeşinin kendisi için gösterdiği bu fedakarlığı resmetmeye karar verdi..Kardeşinin

madende çalışmaktan eğri büğrü olmuş parmaklarını ve kırış kırış olmuş öpülesi ellerini bütün inceliğiyle

çizdi.

Resimde Albert’ın parmakları göğe doğru yönelmişti.Avuçlarının içi sanki göklerden yağmur bekliyormuşçasına

açıktı.Gizli bir dua vardı,sessiz.Ve buna ”Eller” adını verdi Albrecht.Fakat insanlar,böylesi derin göğe açılmış ellere,parmaklara

özel bir sırrı sakladılar.Bir hayali..Yazı tura ile gerçekleşen bir kardeşin duası ,hayali gerçeğe dönüşmüş,diğerinin de

sanatçı olma hayalini  suya düşürmüştü.Fakat,bir sanatçının en ünlü eseri olmuştu aynı zamanda.Eserin adı da

”Dua Eden Eller ”olarak herkes tarafından özel bir değere layık görülmüştür.

Albrecht Dürer’in uzun yıllar yaptığı yüzlerce portresinin yanısıra karakalem,suluboya,yağlıboya resimleri

dünyanın sayılı müzesinin duvarlarını süsledi.Fakat bunlardan hiçbiri Albrecht Dürer’in o kardeşiyle paylaştığı

özel andan sonra yaptığı karakalem çalışması kadar ünlü olmadı.

Bugün birçok duvarda,çalışma masalarında asılı duran bu resim belki de hazin öyküsünden almaktadır büyüsünü

ne dersiniz..

Sanatla kalın..

Ressam Banu Devrim

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
10 Temmuz 2016
28 Ağustos 2017
1 Ocak 2017
17 Şubat 2020
19 Mart 2017
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.