DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 22°C
Çok Bulutlu

ŞEHRİN İNSANLARI

07.04.2016
861
A+
A-

Haydi, Bismillah deyip, şehir turu attım, tabi erken bir saatte. Maşallah dün kandil olmasına rağmen sıra sıra kapalı dükkânlar gördüm. Sonra eskiye döndüm, sabah ezanı ile birlikte açılan dükkânlar aklıma geldi. Çarşının içindeki simitçi fırınından yağlı poğaça alanların, ya rahmetli Kürt Bahattin amcanın ya da rahmetli Muhterem Dayı’nın çay ocağında buluştuğu günler. Şehrin ilk ışıkları ile birlikte bereket kapılarını açanlara imrenir ve hayran kalırdım. Bugün eser yok, sıra sıra kapalı dükkânlar aslında bir bereketsizliğinde ta kendisidir. Sonra yahu sabahın köründe kim gelecek falan derler. Bellimi olur kardeşim, kısmet kapsısının ne zaman çalacağını, ancak erken kalkıp yola koyulanlar bilir. Dedim ki şu 17 Ağustos iş merkezinde ki Apo’nun berber dükkânına uğrayayım. Hem traş oluyor, hem de sohbet ediyoruz. Bir müşteri geldi, sakallarını kestiriyor. Derdi genç görünmekmiş, berbere yaşlandık be diye yakınıyordu. Beyazlamış saçı sakalı kestirmekte yani traş olmakla insan gençleşmez. Belki biraz fiziksel görünümün değişir, ruhun kararmışsa yirmi yaşında bile ihtiyarlarsın. Mesele yaştan açılınca beni traş eden Apo “Nurettin Baba şu kargalar kadar olamadık” dedi. “Oda neydi Apo, kargayla ne işimiz var şimdi” diye sorunca “Ne işi var mı, kargalar iki yüzle, ikiyüzelli sene arasında yaşıyor”. Apo’nun derdi belli olmuştu, insan ömrünün kısalığından dert yanıyordu. Lakin çare yok, eski çamlar bardak oldu. Hızır A.S. bin yıl yaşamış, ee biz yüz yaşını bulanlar için asırlık çınar diyoruz. Sonra hem kandilleşip hem de hayırlı işler dilekleriyle berberden ayrıldım. Daldım balık pazarına orada güveç yapıyorlardı. Balık güveç değil, kırımız et veya tavuk güveçte değil yaptıkları sebzeli güveçti Mahir Hanımların. Bir ki balık muhabbetinden sonra komşumuz Tülay Gürsoyların lokantasına uğradım. Kuru fasulye midemi yakmadı dedim. Eğer midem yansaydı o zaman Tülay ile heralde uzun bir sohbetimiz olurdu. Bizim dünür Murat Zorlu gümüş yüzük hastası. Bir yüzüğünün taşı düşmüş, yaptırmış yine düşmüş. Bakmış ki olacak değil satın aldığı yere geri verip, bir yenisini almış. Sohbetimiz sırasında eski Belediye Başkanlarımızdan Şaban Aktürkoğlu geldi. Gözünde güneş gözlükleriyle epey havalı olmuş. Ben yüzükten bahsedince Şaban ağabey gözlükleri gösterdi. Bunları hiç yanımdan ayırmam dedi. Şimdi takmadığı anlarda cebinde saklıyormuş. Bir yere koymuyorum, çünkü orada unutuyorum dedi. Şaban ağabeyimiz unutkanlığı nedeniyle beş altı tane gözlüğünü kaybetmiş. Olur, böyle vakalar dedikten sonra haydi biraz daha dolaşayım dedim. Güneş ışıkları şehri epey ısıtmaya başlamıştı. Eskiden kandil günlerinde kandil satanlar avazı çıktığı kadar bağırır farkında olmayanlar, o günün kandil olduğunu hatırlatırdı. Ben de bu sessizlik niye ki derken, arkamdan ak saçlı, aksakallı, gözlüklü bir vatandaş dükkânlara doğru döndü. Karadeniz şivesiyle bu sessizlik nedir böyle, bir şey mi var? dedi. Evet, bahar gelip havaların ısınmasıyla birlikte doğa canlanır. Ağaçlar çiçek açar, şehir gülümsemeye başlar. Ancak bu sessizlik niye, sanki bir vazgeçmişlik bir umursamazlık bir rehavet.. Böyle olmamalı her ne olursa olsun şehir tüm yaşayanları ile etrafa ışık saçmalı.

AKILLI ÇOCUK

İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar;

“Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi…”

Berber çocuğa seslenir:

“Ali, buraya gel!”.

Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce,

“bak şimdi” diye fısıldar ve bir elinde beş yüz bin, diğer elinde beş milyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: Hangisini istiyorsan alabilirsin?”

Çocuk dalgın dalgın bir beş yüz bine bir de beş milyona bakar ve sonunda beş yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek:

“Gördün mü? Sana söylemiştim.” der.

 

Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek,

neden beş milyonluk değil de, beş yüz binlik banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :

-Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!”

 

GENÇ GAZETECİ

Genç bir gazeteci bir trafik kazası haberi alır. Hemen olay yerine gider. ahali kazazedenin başına toplanmıştır. Kurnaz gazeteci bir kaç fotoğraf çekmek istemektedir . Fakat ahaliden dolayı kazazedenin başına gitmesi olanaksızdır . Sonunda aklına kurnazca bir fikir gelir. Yüksek sesle ağlayarak ve bağırarak ; çekilin o benim babamdı !!! O benim hayatta en sevdiğim kişiydi demeye başlar …..Tabi ki halk bu zavallı çocuğa yol verir bu sırada gazeteci çocuk ne kadar akıllı olduğunu düşünmektedir. En sonunda kazazedenin başına gider makinesini hazırlar ve yerde ölü bir şekilde yatan eşeği görür..

 

İŞTE BÖYLE CEVAP

Amerikali iş adami, Çinliyle alay ederek sormuş:

* Mezarlarina koydugunuz pirinçleri ölüleriniz ne zaman yiyecek?

Çinli başini kaldırmadan cevap vermiş:

* Sizin ölüleriniz koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.