DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 32°C
Parçalı Bulutlu

BABA OCAĞI

21.06.2016
1.161
A+
A-

Geçen hafta pazar günü Bir “Babalar Günü”nü daha geride bıraktık. Kim bilir kaç kişi babasız geçen yıllarını hesapladı, kaç kişi bunun yanında annesini hatırladı, yine kim bilir kaç kişinin gözyaşları sel oldu? Ölmüş olan babalarımız nur içinde uyusunlar, yaşayanları da Allah sevdiklerine bağışlasın.

Baba ve anne sevgisiyle dolu olmak ya da evlat sevgisiyle dopdolu olmak, Allah’ın verdiği apayrı bir duygu ve bir başka sevgidir. Öyle bir duygu, öyle bir sevgi ki, eşi benzeri yok.

“Baba ocağı, ana kucağı” ikisi de evlat sevgisiyle yoğrulmuş, aile olmanın, çoluk çocuğa karışmanın, bir yuva kurmanın sıcacıklığını yansıtıyor. Demezler mi “Baba ocağından çıkmışta gelmiş.” Var mı onun gibi bir ocak, var mı onun gibi bir kucak? Babalarımız evin direği annelerimizin desteği, çocuklarımızın geleceği.

Çocukları için didinip duran, onlara güzel bir gelecek için kendi yaşamından veren ve yine onlar için her türlü zorluklara göğüs geren babalarımız. Kiminin gözü kara, kiminin saçı kara; kiminin nasırlı elleri toprak tutar, kimisi de kalem. Hepsi bizim babamız, hepsi bizim çocuklarımızın babası. Çocuklarının iyiliği ve iyi terbiye edilmesi için canla başla çalışan babalarımız.

Ne mutlu babasını kucaklayan, sarılıp koklayanlara, ne mutlu “yavrum” diyebilen babalara, ne mutlu ki bu güzellikleri yaşayanlara.. Birde var ki rüyasında görüp koklayanlar, sarılanlar, “babam” diyenler. Anılarıyla yaşayanlar, yüzünü bile hatırlamayanlar bizim çocuklarımız.“Günlerden bir gün zengin bir baba oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı; insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Çok fakir bir ailenin evinde iki gün geçirdiler. Köyden oturdukları kente gelirken baba oğluna sordu; “İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?”            “Evet!”,   “Ne öğrendin peki?”,  “Şunu öğrendim:

  Bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa üç. Bizim bahçede çok büyük bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim birkaç halımız var, onların yemyeşil, göz alabildiğince uzanan çimenleri. Bizim görüş alanımız karşı apartmana kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.”

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi; ‘Teşekkürler, baba. Ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!’ ”

Ne güzel bir hikâye, çocuk deyip geçmemek gerek ama yine de babalarımızın bizler için her şeyi yapıyor olmaları değil mi önemli olan? Biz evlatlarının yüzünü güldürmek için değil mi bütün bunlar?

Sorumluluklarının farkında olup, yuvası için çalışan tüm babalar, babasız büyümenin hiçte kolay olmadığını bilen babalar gücünüz kuvvetiniz bol olsun.abi ki unutmadım! Unutur muyum hiç? Anne olup da hem ana hem baba olan yüreği güzel annelerimiz, asıl sizlerin günü kutlu olsun. Canla başla çocuklarına baba eksikliğini yaşatmamaya çalışan, güzel insanlar.

Verdiğiniz yaşam savaşı ve gayretiniz, sanki az geliyormuş gibi gösterdiğiniz sevgi ve coşkuyla başımızın tacı, babanın sorumluluklarını üstlenmiş annelerimiz. Sizlerinde gücünüz kuvvetiniz bol olsun. Elindekinin hepsini veren, yemeyip yediren, giymeyip giydiren babalarımız annelerimiz.

Baba ocağında mutlu kalın sevgiyle bakın…..

 

Hz.Ali’nin ağabeyi Cafer B. Ebu Talib’ in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü.

Hz. Ali’nin ağabeyi Cafer B. Ebu Talib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü.  Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü.  Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:  “Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?”  Köle sıkılarak cevap verdi: “Işte bu üç parça ekmek.”  “O halde neden kendine hiç ayırmadın?”  “Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.”  “Peki sen ne yiyeceksin şimdi?”  “Oruç tutacağım.”  Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede  olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın  aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve  ekledi: “Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.”  Cömertliğiyle meşhur Abdullah B. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve “Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir “hurmalığı ve hürriyetini vermişsin” dediklerinde, şu karşılığı verirdi:  “Ama o elindeki her şeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını .”

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
18 Ocak 2017
29 Mart 2016
26 Mart 2021
30 Nisan 2020
2 Ağustos 2017
28 Mart 2017
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.