DOLAR 6,7344
EURO 7,4037
ALTIN 370,83
BIST 103.024
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Gök Gürültülü

ORUÇLU MUSUNUZ, DEĞİL MİSİNİZ?

24.06.2016
603
A+
A-

Senusi Hazretleri, Allah korkusunun fazlalığı kendisinin devamlı Allah tarafından gözetilme şuuru ve tefekkür halinde olmak gibi sebeplerden dünyada sanki hapiste gibiydi. O günlerini bir gün oruçlu bir gün oruçsuz geçirirdi. Kendisini bir şey verilince yer, verilmezse talep etmezdi. Oruçlu olduğu bazı günlerde,

-Oruçlu musunuz yoksa değil misiniz? Diye sorulunca;

-Ne oruçluyum ne de değilim derdi.

Oruca niyetli olduğu için “oruçlu. değilim” diyemezdi. Ama kendini hakiki oruç tutanlardan oruç ıbadetinin hakkını verenlerden saymadığı için “oruçluyum” da diyemezdi, soranlar böyle söylemesindeki inceliği anlamayıp:

-Oruçlu olup olmadığınızı bilmiyor musunuz? diyenlere cevap vermez sadece tebessüm ederdi.

 

Rüyada Görülen Köşk

Aşûre günü olan Muharrem’in onunda bir fakir gelip müslüman tanıdığı bir zenginden aşûre için şöyle bir ricada bulunur:

– Muhterem efendim! Bugün malûmunuz aşûre günüdür. Evde çoluk çocuğu bir aşûre kaynatmak geldi gönlümüzden. Fakat fakirlik var. Allah rızası için biraz yardımda bulun der.

Müslüman zengin:

– Olur der, fakat şimdi işim var. Öğle namazını daha kılmadım. Namazdan sonra der.

Fakir adam namazdan sonra gider.

– Şimdi işim var, ikindiden sonra der.

Fakir adam ikindiden sonra gider. Bu sefer sözüm ona zengin müslüman:

– Be adam sen ne anlamaz adammışsın, diyerek bir de paylar fakiri.

Fakir, boynunu bükerek dükkândan çıkıp giderken gayrimüslimlerden para vermeyen adamın bir komşusu çağırır:

Ne istedin komşudan da vermedi? diye sorar.

Garip:

– Biz Müslümanların bugün aşûre günüdür. Biraz yardım istedim. Aşûre için, vermedi. Üstelik de payladı der.

Gayrimüslim, o garip, fakir Müslümana:

-Çoluk çocuğa aşûre pişirmen için ne kadar para lazım? Dedi. Yoksul biçâre garip:

-Beş on lira olsa bu işimi görür der.

Gayrimüslim, fakir Müslümana çıkarıp lazım olanı verir, gönlünü eder. Fakir adam duâ ede ede gider.

– Allah sana hidayet vere! Diyerek sevinçle evine gider. Çoluk çocuğuna aşûre yapıp yedirir.

O gece rüyasında cimri sözde Müslüman, bir köşk görür ki aklı başından gider. Elinde olmadan hayran hayran sorar:

-Bu köşk kimdir? der.

– Bu köşk senindi. Fakat kaçırdın elinden bu güzelim köşkü, derler.

Sorar:

-Niçin kaçırdım?

– Dün sana gelen o garibin gönlünü yapsaydın, o fakire bir aşûrelik sadaka verseydin, bu köşk senin olacaktı. Bu köşk o garibin gönlünü yapana verildi, bunu da komşun gayrimüslim kazandı derler.

Bizim hazırcı, peşinci Müslüman sabaha koşa koşa gider dükkâna. Bekler komşusunun gelmesini. Komşusu gelir. Hemen:

– Dün kaç para verdin o fakire? der.

Gayrimüslim sorar:

-Ne yapacaksın?

– İki mislini sana vereceğim der.

Gayrimüslim:

-Senin gördüğün rüyayı ben de gördüm. Ben Müslüman oldum komşu, der.

Hazırcı, peşinci Müslüman:

– Eyvah! der. Fakat zaman geçmiş ola.

 

Şeytan’ın hilesi ve Zeus

Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların zihnine girebilmek için kendine hep bir yol arayıp bula gelmiştir…

Bir zamanlar…, Allah’tan sakınan, gece gündüz ibadet eden birçok kimse vardı.

Onlar Allah’ı sever, Allah’da onları severdi. Allah onların dualarını geri çevirmezdi.

Allah’ın bu sevdiği seçkin kullarını insanlarda sever ve sayardı.

Tabi şeytan da vardı. Ama Şeytan’ın işi zordu. İnsanoğlunun ayağını kaydırmak zordu. Bu salih kullar yoluna engeller koyuyor, doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor almıyor du. Şeytanlık bayağı zordu, acınacak hali vardı İblis’in oğlunun.

Ama şeytan bu durur mu? Durmaz tabi…  Düşündü düşündü, yılları düşünmekle geçti ve bir gün fırsatını buldu.

Bu Allah dostları, halk tecelli edip vefat etmeye başlayınca, Şeytan balkarki engeller kalkmaya başlamıış, halkın içine girebiliyor. O da her fırsatta onların içine girmiş ve her fırsatta onlara Allah dostlarını hatırlatmaya başlamış…

– Şunu, şunu nasıl bilirdiniz?

– Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl bileceğiz? Onlar Allah’a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi.

– Onlara ne kadar üzülüyorsunuz?

– Çok çok.. Tarifi mümkün değil.

– Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi?

– Hemde nasıl!

– Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz?

– Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi? Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar.

– Siz de onların resimlerine bakın!

Şeytan’ın bu sözleri halkın beğenisini toplar.

Bunun üzerine o salih insanların resimlerini yaparlar ve hergün o resimlere bakmaya başlarlar böylece ayrılık özlemlerini giderirler…

Zamanla resimlerden heykellere geçerler…

Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere koyarlar…

Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah’a ibadet ediyorlar. O’na ortak koşmuyorlardı.

Bu heykellerin taştan yapıldığını, yarar ve zararı olmadığını biliyorlar, ancak gene de saygı gösteriyorlardı.

Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin çoğalmasıyla saygıda çoğaldı.

Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde bulunmak moda oldu. Öyle olduki, salih bir kimse vefat edince, hemen heykelini yapmak bir görev haline geldi.

Nesiller geldi nesiller gitti.

Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin heykellere tavırların görmüş, onların önünde başlarını eğdiklerini, saygı duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi.

Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar saygıda babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye başladılar.

Bu arada heykeller için kurban kesmelerde başlamıştı.

Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık onlaraydı. Şeytan’ın tuzağına düşülmüştü.

…ve sonraları tanrılaştırılan Zeus bile Hz. İdris’in Atina’ya Tevhid inancını tebliğ etmesi ve halkı çok tanrıcılığın parçaladığı ahlâkî yozlaşmadan kurtarması için gönderdiği valiydi.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.