DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 23°C
Sisli

HAYATIN TAM ORTASINDA

26.07.2016
1.020
A+
A-

 

 “Hayat sağlıkla güzel.”

 Çok bilindik bir söz olsa da sağlığın bozulunca anlıyorsun, bildiğini zannettiğini ama aslında hiç bilmediğini.

 Her şey buna benziyor. Biliyor zannederiz ama aslında bilmediğimizi; ya da çok iyi bilmediğimizi iş işten geçtikten sonra anlarız.

 Biliriz, bile bile bilmiyor gibi yaşarız. Sağlığımıza vereceği zararı gençliğimizin güvencesiyle umursamayız. Başkalarına öğütler verir ama kendimiz uygulamayız.

Ne zaman sağlık sorunlarımızın verdiği sinyalleri alır o zaman başkalarına verdiğimiz öğütleri hatırlarız belki de umutla uygulamaya çalışarak.

Kimileri çok iyi bilir titizlikle korumaya çalışır, kimileride yaşı gereği sorunlar yaşar.

Aslında her şeyin bir kullanma talimatı var, sağlığımızı korumanın bile. Ne var ki ya okumayı öğrenemiyoruz ya da öğretemiyorlar değil mi?

Sonuç, bir bilene bir hekime danışmak.

İşte hastaneler de gördüğümüz çoğunlukla bildiğini zannedenler, umursamayanlar, çok iyi koruyanlar ve doğal süreci yaşayanlarla umudun peşinde koşanların yarışı..

Her bir köşede ayrı bir hikâye yaşanmış, yaşanmaya da devam ediyor, hem de hayatın tam ortasında. Sorunu başka, anlatışı başka, anlaması başka, çözümü bambaşkadır.

Tüm bunlara rağmen bir tek ortak paydası var ‘umut’. Hepsi de sağlığına kavuşma umudu içinde koşturuyor yaşadıklarını paylaşarak.

Geçenlerde hastanede, yürümekte zorlanan, seksen yaşında, yaşlı bir teyzeye: “Ne hastalığın var teyzecim?” dedim, “Bacaklarım artık çok ağrıyor, beni çekmiyor evladım”, dedi. Belli ki doğal süreci yaşayanlardandı. Sonra birkaç cümle daha sıraladı. Ancak en son cümlesi beni düşündürmüştü.

“Olsun be yavrum, hiç değilse bu ağrılarımı hissedecek kadar sağlığım yerinde ya çok şükür.” dedi.

Önce ne dediğini anlayamadım. Sonra aklıma ‘Alzheimer’ olan annemin (Nur içinde yatsın.) yaşadıkları geldi aklıma. Açlığını, tokluğunu, ağrılarını hissetmiyordu. Sanırım teyzenin de söylemek istediği buydu.

Şükretmeyi bir kez daha öğrendim teyzeden. Her ne şartlarda olursak olalım iyi ve güzel olan her şey için şükretmenin gerekli olduğunu da.

Sonra hastanede, hayatın tam da ortasında o kalabalığa, şöyle uzaktan bir baktım ve hastaların yaş gruplarını görünce bir kere daha üzüldüm. Neye mi?

Çocukluğumda hastanede muayene sırası beklerken gördüğüm hastalara hep “teyze, amca” derken şimdi yaş aralığının bu kadar genç yaşlarda başlamasına.

Hasta sayısının çok olup doktorlarımızın yetişemiyor oluşuna,

Yaşlı amcaların, teyzelerin kendi başlarına gelip ne yapacaklarını bilememelerine

 Ve daha pek çok şeye ……

 Büyüğün küçüğün birbirine sevgi ve saygı duyduğu, merhametin şefkatin çoğaldığı, bu vatan topraklarında, al bayrağın gölgesinde iyi yürekli insanlarımızla birlik beraberlik içinde, huzura ve aydınlığa kavuşacağımızın sarsılmaz inancıyla ve dualarıyla mutlu kalın…

 ************

Kuraklık o yıl, New Jersey’in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New Jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu. Kuraklığın kırk üçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen Tom Greenfield adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova suyu sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı. Otomobilinin camını indirdi ve yaşlı kadına seslendi: Sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan? Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti: Zaten şu kadar kısa bir yoldan geliyorum dedi ve yüz metre ötedeki dev bir meşe ağacını göstererek Zahmet etmenize gerek yok… dedi. İki üç adımlık yolum kaldı. Greenfield, kadının bir kova suyu ne yapacağını merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip, sonra da kovadaki suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı, hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu: Bu ağacı sulamak için mi o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre kova galiba çok ağırdı.

Yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı. Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum. Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan tüm arkadaşlarımla bu ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık, onun gölgesinde nasıl dinlendik… Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben? Genç tarım uzmanı, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte gecikmedi. Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü: Annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım, onun kollarına sığınırdım dedi. Nişanlım, parmağıma nişan yüzüğünü bu ağacın altında taktı. Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden bir kova su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz? Yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken, ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü. Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak Bırakın ağacımı diye bağırdı. Dokunmayın benim ağacıma… İşçilerin başındaki adam kasketini çıkardı ve yaşlı kadını saygıyla selamladı: Ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil, onu kurtarmak için geldik, hanımefendi dedi. Ağacınızın köklerinin çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak, ağacınızı bol bol suladık.Yaşlı kadının gözleri, su tankerinin üzerinde yazılı olan “Greenfield Fidanlığı adına takıldı.Fakat ben sizi çağırmadım ki? dedi. Kim gönderdi sizi buraya? Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi: “Bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi, efendim dedi. Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu ve işçilerin tek tek ellerini sıktıktan sonra bindikleri kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.