DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 24°C
Parçalı Bulutlu

ACILARI NE ÇABUK UNUTTUK

17.08.2016
698
A+
A-

Çabuk unutuyoruz, çabuk. 17 Ağustosu yaşayan sanki bizler değilmişiz gibi. Deprem sanki farklı bir yerde olmuş gibi. Aradan 17 yıl geçti. Kavaklı sahilindeki anma törenlerinde protokolü ve basın mensuplarını çıkarın neredeyse 17 kişi vardı. Sanki deprem şehitleri verenler, Gölcük’ten taşınmışta buralara başka yerlerden insanlar gelmiş gibi. Acıları unutmak, tabi ki böylesine günlerde içimizi cızlatıyor. Kavaklı sahilinin tıklım tıklım dolu olması gerekmez miydi? Mesela orada ünlü bir şarkıcıyı getirmiş olsalardı, mahşeri kalabalık görürsünüz. Veyahut, bir program düzenlense döner stantları kurulsa, tatlılar meyveler masaların üstünde olsa, sanki daha çok insan mı gelirdi? Unuttuk… Çabuk unuttuk. Mezarlıklar bile tenha olduğuna göre, daha ne diyelim ki? İnsanların içinden, acılarının gitmesi asla düşünülemez. Ama 17 Ağustos gecesinde meydanlara çıkıp, büyük kalabalıklar oluşturup “Unutmadık, unutmayacağız” diye haykırmak daha doğru olmaz mıydı? Kırk beş yılda yapılanların, kırk beş saniyede yerle bir olduğu Gölcük’te 17 Ağustos anma programları her geçen yıl biraz daha söndüğüne göre bir kaç yıl sonra sanki şeklen anacakmışız gibi içimde bir his var.

O ÇOCUK VE DİĞERLERİ

Sabahın kör vakti. Başı kabak ve yalın ayak. Çöp kutularının önüne gelmiş. İçlerinde kağıt karton ve naylon şişe arıyor. Cam şişe arıyor. Küçücük bir yavrucak. Yüzü gözü kir pas içerisinde. Öylece durdum, onu izledim. Arkasındaki torbaya epey malzeme çıkardı. Terini şöyle bir sildi, yüzünde hafif de olsa bir tebessüm vardı. Belli ki çöp kutularından topladıkları ona bir mutluluk vermişti. Belki hasta anne ve babasına bakıyordu. Çaresizlik içinde, kıvranan ailesine destek olabilmek için yalın ayak dolaşan o çocukları gözünüzün önünden hiç düşürmeyin. Aklınızdan hiç çıkarmayın. Onlar küçücük yaşta hayat mücadelesine başlamak zorunda kalan garibanlar. Belli ki çocukluğunu hiç yaşayamıyor. Oyun oynayamıyor, sinemaya gidemiyor. Bir gazoz bir çikolata alma gibi her çocuğun olması gereken lükslerinin dışında sefil bir hayat yaşıyor. Ama baktım ki hiç oralı değil. Kendini öyle bir kaptırmış ki, sırtındaki torbayı çeke çeke diğer çöplüklere doğru yürümeye başladı. İşi henüz daha bitmemişti. Belli ki nafaka daha çıkmamıştı. Yürüyüp, gözlerden uzaklaşıncaya kadar o çocuğu izledim. Şu dünya ne kadar garip değil mi? Kimileri her sabah mükellef sofralara otururken, hatta kimileri dadıları eşliğinde biraz da yılışarak kahvaltı yaparken; o çocuk sabahın köründe ekmek parası için çöp karıştırıyordu. İşte hayat böyle bir şey. Kimine bal börek, kimine zehir zemberek.

KARDEŞİM ALİ TÜRKŞEN

Türkiye bu yiğit adamı Kardak Kahramanı olarak bilir. O dönemde yüzbaşıydı. Kardak Kayalıklarına çıkarma yapacak birliğin komutanıydı. Kredi kartıyla aldığı benzinle botları harekete geçirdi ve kendisi gibi kahraman arkadaşlarıyla Kardak Kayalıklarına ölümü göze alarak Türk Bayrağını dikti. Sonra gelişen süreçte, Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarsızlaştırması amacıyla kurulan kumpasın mağdurlarından biri oldu. Atılan iftiralar sonucu, cezaevinde yattı. Ben Ali kardeşimi cezaevinde ziyaret ettiğimde sakal ve bıyık bırakmıştı. Epey sohbet ettik. Sonra dediler ki Türk ordusuna kumpas kurulmuş iftiraya uğramış. Tüm delillerin sahte çıktığı ispatlandı. O günlerde önce Gölcük’te sonra Değirmendere’de sessiz çığlık eylemlerinde bütün bu iftiraları anlatmaya çalıştık. Elime mikrofon alıp her konuştuğumda yanımdaki kumpas mağduru kardeşlerimin eş ve çocuklarıyla, anne ve baba, abi ve kardeş ve ablalarının acılarını yüreğimde hissediyordum. Kimileri gözyaşlarını tutamıyor, kimileri orada sinir krizi dahi geçiriyordu. Şükür ki sonunda hak yerini buldu. Gerçekler ortaya çıktı. Ali Türkşen kardeşim yiğit bir adamdır. Telefonla görüştüğümüzde “Gazetede bir mülakat yapalım” dedim. “Hay hay abi” diyerek, motoruna atladığı gibi geldi. Uzun uzun konuştuk. Duygu ve düşüncelerini bugün gazetemizin birinci sayfasından ve manşet haber olarak okuyacaksınız. Başta  Ali Türkşen olmak üzere bir çok vatansever Türk Subayı, Astsubayı gönülleri bu ülke için çarpan insanlar. Türkiye’nin geçtiği şu sıkıntılı dönemde ülkenin bu kahramanlara ihtiyacı var. Onlardan azami ölçüde faydalanmak zorundayız. Bilgi birikimleri vatan sevgileri ve yüksek insanlık ruhlarıyla o zaman işte tam  bu zaman.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.