DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 16°C
Çok Bulutlu

MENDİL SATAN ÇOCUK

19.09.2016
897
A+
A-

Yeni eğitim ve öğretim dönemi demokrasi dersiyle başladı. İlkokul birinci sınıf sıralarını dolduran minik yavruların heyecanı, şaşkınlığı ve mutluluğu görülmeye değerdi. Aileler ise okula ilk adımını atan çocuklarıyla mutluydu. Öyle olur ders başı. Bir başka keyif verir öğrencilere. Kimi ilkokul heyecanı yaşarken, kimi de kavuşmanın mutluluğunu tadar. Sınıf arkadaşlarıyla buluşmak, kucaklaşmak başka bir şeydir. Ben her okul başlayışlarında ilkokul günlerime dönerim. Nasıl da keyif alırdım. Piri Reis İlköğretim Okulunda okudum. Hem sınıf birincisiydim, hem de okulun tümüyle matematikte üstüme yoktu. Çok ta iyi hatırlarım, öğretmenin Şükran Demirağ üçüncü sınıftayken bizim sınıfa matematik dersini bana verdirmişti. Ortaokulda matematik edebiyata doğru kaymaya başladı. Lisede tam bir edebiyatçı oldum. Kompozisyonum müthişti. Sınıf arkadaşlarım sevgililerine mektupları bana yazdırırdı. Bende hinlik yapar, bir tost bir de gazoz olmadan asla derdim. Neyse o günler geride kaldı. Şimdi bir zamanlar maziye bak, ne kadar şendik şarkısını söylüyoruz. Bizim dönemimizde sokaklarda mendil satan, simit satan, tartayım mı abi amca diyen çocuklar yoktu. Dün yine böyle birisiyle karşılaştım. Mendil satıyordu. Onları Amiral Sağlam Caddesinde tam ışıklara doğru, Donanma Caddesinde yine ışıklar mevkiinde Yüzbaşılar’a dönüşte aynı mevkide görebilirsiniz. Kiminin elinde mendil, kimininkinde bir şişe su vardır. Aracın penceresin, açıp “gel evlat” dedim. Yanıma koştu. “Sen okula gitmiyor musun?” dediğimde, “Gidiyorum” dedi. “Ee, peki burada ne işin var?” diye sorduğumda “Para kazanmak zorundayım” cevabını verdi. İşte çalışmak zorunda kalan küçücük talebe çocuklar. Bu çocuk nasıl bir okul sevinci ve ders heyecanı yaşayacak? Okula gidecek, eve dönecek, çatasını bırakacak doğru ya simit satmaya ya su satmaya ya mendil satmaya ya da tartalım mı abi abla demeye başlayacak. Onun kaderinde değişen fazla bir şey yok. Çalışmaya devam. Belki okul nedeniyle çalışma saatleri kısalmış olsa da, o çocuk ama okul harçlığı ama evine katkı, belki de bir aile sorumluluğunu yerine getirmek için arkadaşları yeni derslerin heyecanını yaşarken, o çalışmaya devam edecek. Siz kader diyebilirsiniz, bir başkası başka şey söyler. Ben niçin diyorum. Tüm çocuklar aynı şartlarda yetişemiyor. Kimi zengin, kimi fakir. Fakirin bir de işte o çalışmak zorunda kalan çocuklar gibi düşkün olanı var. Belli ki aile bitap düşmüş. Küçücük bir çocuk çalıştığına göre belli ki çaresizler. İşte ben bu nedenle niçin diye soruyorum. Hayat kimine zehir zemberek, kimine bal börek. Aynı sınıfta ama farklı şartlarda okula giden aynı sırayı paylaşan, ders zamanı ders, dinlenme zamanı dinlenen hatta eğlenen sinemaya giden, alışveriş merkezlerinde gezen çocuklarla o ekmek parası için bir şeyler satmak zorunda kalan çocuklar aynı olur mu? Birileri belki çok akıllı oldukları için, sınavlarda Anadolu lisesi, Fen Lisesi gibi okulları kazanabilir. Onlara helal olsun. Lakin o liseleri kazanamayan ama cebinde parası olan ve özel okula, özel kolejlere yazılan çocukları da biliyoruz. O satıcı çocuklarla bu çocuklar bir mi? İşte onun için sorumlu bir vatandaş ve bir gazeteci kimliği ile soruyor ve sorguluyorum NİÇİN?

 

Islanmamanın Sırrı

Bir gün Aksak Timur Hazretleri, Nasreddin Hoca’sız ava çıkmak istememiş. Herkes av atma binerken Hoca’ya da Timur’un emriyle deh derim yürümez bir at vermişler. Allah’ın işi; avda sağanak bastırmasın mı? Herkes dörtnala geri dönerken, Hoca bakmış, ıslanacak, elbiselerini çıkardığı gibi altına almış. Hünkâr’ın otağının kapısında giyinmiş kuşanmış, kupkuru elbisesiyle içeri girmiş. Hünkâr Hoca’ya bakıp:

– Yağmur iliklerimize işledi, demiş, o atın üzerinde sen nasıl kuru kaldın?

– Sultan’ım, demiş, Hoca, kulunuza bağışladığınız at yağmurdan hızlı çıktı, üzerime tek damla düşürmeden beni buraya getirdi.

Hikâye bu ya, Timur gene Nasreddin Hoca’yı ava çağırmış. Kendi atını Hoca’ya vermiş, Hoca’ya bağışladığı ata da kendisi binmiş. Yine yağmur başlamasın mı? Geri dön emriyle herkes uçarcasına otağa dönerken Timur Hazretleri tepeden tırnağa ıslanmış, sucuk gibi olmuş. Geldiğinde Hoca’ya:

– Utanmıyor musun, demiş, sen beni kandırmaya. Hani yağmurdan hızlıydı bu at?

Hoca gülerek cevap vermiş:

– A sevgili Hünkârım, elbiseni çıkarıp altına alsaydın ya!

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.