DOLAR 7,9701
EURO 9,4633
ALTIN 487,38
BIST 10,4074
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 26°C
Sisli

SİZ TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

21.09.2016
678
A+
A-

Benim neslim nice darbeler gördü. 15 Temmuz’daki darbe değil, bir iç savaş çıkarma hareketiydi. Kardeşi kardeşe düşürme ve Türkiye’yi bölünme noktasına götürmek isteyen hain bir kalkışma. Siz tehlikenin farkında mısınız? Sağda solda sokakta, konuştuklarınızla veya yapılan yorumlarla hiç bir şeyi yumuşatmak mümkün değil. Bu hainliğin yumuşayacak hiç bir yeri yok. Bakın size bir olay anlatayım, 15 Temmuz gecesi askeri casusluk davasından hapis yatan eski Deniz Kuvvetleri Karadeniz Bölge Komutanı emekli Albay Yalçın Enç’le evin girişinde oturmuş konuşuyoruz. Yalçın, bizim apartmanın üst katında oturur. Hem dava arkadaşım, hem de komşum. Bu hainlik sonrasında şöyle bir konuşma geçmişti. Bunlar analarını babalarını eşlerini çocuklarını da mı düşünmediler. Öyle ya, onlar ağlıyordu. Boyunlarını etrafa karşı bükmüşlerdi. Yalçın aynen şöyle söylemişti, “Nurettin abi eğer bunlar başarılı olsaydı, şimdi bizim analarımız ve çocuklarımız, eşlerimiz ağlıyor olacaktı.” Öyle bakınca birden irkildim. E yalan değil. Gazi meclisi bombalayan, halkın üzerine ateş açan, caniler bizlere neler yapmazlardı ki? Ben ki, Türk Silahlı Kuvvetlerine atılan iftiralarda, Sessiz Çığlık Eylemlerinde her hafta o şerefli askerlerin anneleri, babaları, eş ve çocuklarıyla Çınarlık Meydanında eylem yapıyor ve o davaların sahte ve düzmece olduğunu kahraman komutanlara iftira atıldığını her hafta mikrofondan haykırıyordum. Bugün o günlerde bizlerin söylediği ne varsa, hepsi doğru çıktı. Haklı olan Atatürk Cumhuriyetini savunan ve onun ilkelerine inanan kahraman askerimiz ve bizlerdik. Öyle ya bu hainler başarılı olsaydı, devletin şanlı ve şerefli valisi Sayın Hasan Basri Güzeloğlu o makamda olabilir miydi? Memleketin kaymakamları, darbeye ve hainliğe karşı duranların akıbeti kim bilir ne olurdu? Bugün değerli polisimizin hala evlerine gitmeden, sıcak yatak yüzü görmeden, bu hainlerle nasıl mücadele ettiğini hiç kimse unutmasın. Kendi ülkesine kumpas kuracak kadar hainleşenler, onlara karşı sesini çıkaranlara dik duranlara neler yapmazlardı ki? O halde herkes tehlikenin farkında olacak. Devletinin yanında olacak. Bu mesele devletin ve büyük milletin bekası meselesidir. Bunu hiç kimse aklından çıkarmasın. Dava arkadaşlarım dedim ya, aynen öyle. İşte Atilla Kezek, işte Ali Türkşen, işte Ahmet Türkmen. Hepsini yazmaya kalksam satırlar yetmez. Dursun Çiçek’i dün dinlediniz. Islak imza yalanından beş yıl boşu boşuna hapis yattı. Ben Silivri’deki mahkeme günlerinde duruşmalarda hepsini tek tek dinledim. Ama neticede geçen süre ne o esaret günlerini geri getirebildi, ne de cezaevinde hayatını kaybeden o kahraman ve Türkiye Cumhuriyetinin değerli evlatlarını. Meseleye birde buradan bakın. Ben o günlerde, bu hainlerden bu gözü dönmüşlerden beni ve ailemi hatta gazetemi tehdit edenleri hiç unutmadım. Unutmaya da hiç niyetim yok. Herkes aklını başına devşirsin ve tehlikenin ne olduğunun farkına varsın.

 

Sesimin Arkasından Koşuyorum

Hoca ikindi ezanını okumağa başlamış. O sırada bazı komşuları evlerinin önlerinde birbirleriyle konuşuyorlar, sanki ezan sesini duymuyor gibi davranıyorlarmış. Aslında O komşular camiye de pek sık gelmiyorlarmış. Hoca sesini biraz daha yükseltmiş, amma bakmış ki fark eden bir şey yok. O tarafa doğru koşmaya ve koşarken de ezanı okumaya devam etmiş.

O komşulardan birkaç kişi Hoca’ya bir şey olduğunu düşünerek yanına koşuşup sormuşlar :

– “Ne oldu Hoca Efendi, niçin koşarak ezan okuyorsun.?”

– “Sesimin nerelere kadar gittiğini merak ettim de; arkasından koşuyorum” demiş.

 

Hanımla Muhabbet

Hoca bir gün karısına :

– “Hatun” demiş, “Şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi ?”

– “Kendin söyledin ya, efendi” demiş karısı, “Mehmet ağa.”

– “Canım, dilim sürçtü işte… Ne iş yapar diyecektim.” demiş Hoca.

– “A efendi” demiş karısı, “kendin çarıkçı demedin mi?”

– “Anlasana işte” demiş Hoca, “nerede oturuyor demek istedim.”

– “Efendi, bugün sana ne oluyor?” demiş karısı “Komşu” dedin ya…”

Hoca birden sinirlenmiş.

– “Aman be karı… Seninle de bir türlü konuşulmaz ki!”

 

Kim Daha Büyük

Hoca’ya:

– “Efendi” demişler, “padişah mı büyük, yoksa çiftçi mi ?”

– “Çiftçi büyük elbet” demiş Hoca ve eklemiş; “Çünkü çiftçi buğday yetiştirip vermezse pâdişah acından ölür.”

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.