DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 37°C
Sıcak

RUHUNUZ KİLO ALSIN

18.10.2016
1.202
A+
A-

Ruh, beden ve zihin üçlüsü,

Allah’ın bizlere bahşettiği, beslememiz gereken ve bizim hayatta kalmamızın en önemli sebebi.

Ruhumuz, bedenimiz ve zihnimiz birbirleriyle uyum ve denge içinde olmalı ki bu şekilde huzur ve mutluluk yaşantımızda yer alsın.

Bedenimiz, hücrelerden oluşmuş ve farklı görevleriyle hayatımızın devam etmesini sağlar.

Bunun içinde her türlü bakımından sorumlu olduğumuz bedenimiz bize aittir, her türlü tehlikeye karşı korumak ve her türlü yiyeceklerden yeteri kadar beslemek durumundayız.

Ruhumuz da, bizi diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğimizdir, ben buna Buzdağı’nın diğer görünmeyen yanı derim, bizim özümüz, aslımız.

Hani derler ya, “ içinde ne fırtınalar kopuyor bizim göremediğimiz”. Bunun gibi…

Ruhumuzda beslenmek ister. Onun da besin kaynağı duygularımızdır ve en yararlı besin “sevgi”dir. Sağlıklı beslenme sağlıklı beden ve ruh demektir.

Bedenimiz, Buzdağı’nın görünen,  ruhumuz ise görünmeyen yanı.

Görünmeyen yerde oluşan fırtınalar, biriken duygular, beden üzerinde kendini gösterir. Bir anlamda ruh duygular yoluyla bedenimizle ilişki içindedir ve kendini bedenimizde ifade eder.

Ruh dengedeyse, yüzümüze mutluluk yansır, fırtınalı bir anda ise yüzümüze mutsuzluk yansır. Bu mutsuzlukların birikiminden sonra bedene yansıttığı ise hastalıklarımızdır.

Ruh, beden ve zihnin uyumu,

Hayatta kalma başarımızı sağlayan çok iyi bir programla çalışır. Ve ne mutlu ki bizler yaşamımızı sürdürebilmek için bu programda zihnimizle değişiklik yapma şansına sahibiz, her ne kadar zaman zaman karmaşa yaratmış olsak bile.

Zihin hayatta kalmak ister. Ve Buzdağı’nın görünen ve görünmeyen çizgisinde bir kapı olarak geçişi sağlar.

Bu nedenle ruh ve beden arasında bir dengedir. Çevreden gelen her türlü girdileri deneyimleriyle değerlendirerek davranışa dönüştürür.

Aç kaldığında başının dönmesi, fenalık geçirmesi, ölecek gibi olması deneyimlerinin arasında ise ne kadar önemli işi olursa olsun önce karnını doyurma işlemini davranışa dönüştürür.

Siz de “ açken hiçbir şey yapamam önce karnımı doyurmalıyım” diyenlerden olabilirsiniz belki de. Yemekten sonra da üzerine miiiis kokulu bir kahve içersiniz.

İşte önce hayatta kalmak için bedenimizin ihtiyacı görüldü, sonra ruhumuz beslendi.

Zihnimizi kullanabildiğimizde hayatımız dengeye girecek, mutlu günlerimizin sayısı artacak ve ruhumuz doyacaktır. Şimdi zihninizi kullanarak ruhunuzu besleme zamanı.

Mutluluk adresiniz olsun, mutlu kalın………..

 

Zamanın birinde bir tüccar varmış. Bu tüccarın dört eşi varmış. Bu tüccar en çok dördüncü eşini severmiş.

Her zaman en güzel kıyafetleri en güzel takıları en güzel ayakkabıları ona alırmış.

Tüccar üçüncü eşini de en az onun kadar severmiş. Bu eşi tüccarın gurur kaynağıymış çok güzelmiş çünkü tüccar hep korkarmış ya bir gün beni bırakırsa diye o yüzden üçüncü eşini hep yanında gezdirirmiş.

Tüccar ikinci eşini de severmiş eşlerinin içinde en sevdiğiymiş o. Hep bütün sırlarını onunla paylaşır dertlerini ona anlatırmış. Ama tüccar birinci eşini hiç mi hiç sevmezmiş oysa ki tüccara evini yuvasını çocuklarını veren o eşiymiş.

Neyse işte bir gün tüccar ölüm döşeğindeymiş ve kendi kendine düşünmüş “benin bu dünyada bir sürü eşyam ve dört eşim var ben bu ölüme tek başıma yalnız gitmek istemiyorum” diye düşünmüş .

Dördüncü eşini yanına çağırmış “ben sana hep en güzel şeyleri verdim sana her zaman en güzelini en görkemlisini aldım, şimdi ben ölüyorum benimle gelir misin” eşi “KESİNLİKLE OLMAZ” diyerek odadan çıkmış.

Tüccar üçüncü eşini çağırmış ve “bu zamana kadar seni çok sevdim sen benim gurur kaynağımdın şimdi ben ölüyorum benimle gelir misin?” eşi “kusura bakma ama ben sen öldükten sonra başka birini bulup evleneceğim. Ve hayat devam ediyor o yüzden seninle gelemem”.

Tüccar son bir umut ikinci eşini çağırmış ve “bu zamana kadar hep sana güvendim bütün sırlarımı senle paylaştım ve şimdi ölüyorum benimle gelir misin” eşi “lütfen lütfen benden bunu isteme ben seninle mezara kadar gelirim ama ilerisini isteme ben bunu yapamam”.

Tüccar boynu bükük bir şekilde ölümü beklerken içerden bir ses duymuş “ben seninle gelirim”, tüccar doğrulup bakmış ki karşısında birinci eşi duruyor ve ona dikkatlice bir bakmış ne kadar bakımsız ne kadar da zayıfmış birinci eşi.

Ve sonunda sadece birinci eşi tüccarla ölmüş.

Evet arkadaşlar hikayemiz bu kadar ama şimdi size küçük bir bilgi…

Aslında bu dünya üzerinde bulunan herkesin dört tane eşi vardır…

Bedenimizdir, her zaman bedenimizin en güzel olmasını isteriz. Ve ne yazık ki bizimle öbür dünyaya gelemez.

Servetimizdir, o bizim gurur kaynağımızdır ve başka birinin eline geçmesinden hep korkarız ama ne yazık ki biz ölünce başkalarının olurlar ve bizimle öbür dünyaya gelemez.

Eşimiz ailemiz dostlarımız, bizim sırdaşlarımızdır ve bizimle sadece mezara kadar gelebilirler daha ötesini yapamazlar.

İşte o ise bizim ruhumuzdur, bazen ruhumuzu unutabiliriz tıpkı tüccar gibi ve sevmeyebiliriz ama aslında biraz düşünsek ruhumuz olmadan biz de olamayacağımızı anlarız.

Ruh, bizim her şeyimizdir. VE BU DÖRT EŞ İÇERİSİNDEN BİZİMLE GELECEK OLAN SADECE RUHUMUZDUR!(alıntı)

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
17 Mayıs 2017
6 Eylül 2018
19 Şubat 2020
20 Kasım 2020
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.