DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Parçalı Bulutlu

EĞİTİMDE FELAKET ÇANLARI

08.12.2016
724
A+
A-

Önceki gün OECD’nin yetmiş iki ülke arasında yaptığı sınav sonuçları açıklandı. FİSA denen sınava Türkiye’de katıldı. Matematik, Fen ve konuştuğun dili anlama kategorilerinde Türkiye Fende elli ikinci, matematikte kırk dokuzuncu, Türkçede de ellinci oldu. Son derece vahim, korkunç ve acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu kafayla Aziz Sancar gibi bilim insanlarını nasıl yetiştiririz? Yetmiş iki ülke arasında ellinin altına düşmek, nasıl açıklanır bunu bilemiyorum. Gerçi milli eğitim ilgililerinden bir açıklama geldi. Efendim o sınavlar tablet bilgisayarla yapılmış. E yıllardır öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtıyoruz ve bununla övünüyoruz. Bir başka açıklama da tüm ülkelerin sınav notu düşmüş. Yahu bunlardan bize ne kardeşim. Biz notumuzu yükseltebildik mi ona bakalım. Tam bir hüsran. Eğitim politikalarındaki uygulamaların ne kadar yetersiz olduğunun en önemli göstergesi bu sınav sonuçlarıdır. Kendi dilini anlamakta dahi zorluk çeken bir nesil, Türkiye’yi nereye götürür? Sanki bu durumu birileri önüme koyuyormuş gibi Selçuk Yöntem’in sunduğu “Kim 500 Milyar İster” programını izlemeye başladım. Ona sorsan entel görünümlü bir adam yarışmacı koltuğuna oturdu ama Orhan Veli’nin “Bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya” şiirini bilemedi. O Can Yücel’e aittir, dedi. Şekerparenin bir kayısı türü olduğunu bilemedi. Bunlar çok basit sorular. E bir bilgi yarışmasında dahi tablo buysa OECD’nin yetmiş iki ülke arasında yaptığı sınavlardan nasıl bir sonuç bekleyeceksiniz ki? On beş yılda altı yedi kere milli eğitim bakanı değişmiş. Hepsi farklı sistemler peşinde koşmuş, hepsi güya kendilerini ispatlamaya çalışırken olan yarınlarımızı emanet edeceğimiz Türk gençliğine olmuş. Okuduğunu anlamayan bir nesil yetiştirmeye başlamışız. Fen bilimlerinde elli ülke önümüze geçmiş. Matematikte kırk dokuz ülke önümüze geçmiş. Türkçede elli ülke önümüze geçmiş. Şimdi biz milli eğitim politikamızla nasıl övüneceğiz, bu soruyu kendinize bir sorun bakalım. Bu sonuçlar karşısında sorumlular televizyon ekranlarına çıkıp vatandaşa ne diyecekler? Günlerdir ekranlarda Türkiye’nin çeşitli sorunlarıyla alakalı açık oturumlar yapılıyor. Bakalım hangi televizyon OECD’nin şu içler acısı raporu üzerine program yapıp, milli eğitimdeki tehlike çanlarının sesini halka duyurabilecek? Bence bu sorun son derece önemlidir, çünkü bu sorun Türkiye’nin geleceği ile ilgilidir. Türkiye’nin beka sorunu var falan diye bir düşünceye kapılıyor ve zaman zaman böyle söylüyorsak, öncelikli hamlemizin milli eğitim olduğunu unutmamamız gerekir.

DOLAR BORCU OLANLAR

Aslında işin adı döviz de ağız alışkanlığı hep dolar deriz. Bir anda yükselişe geçip, 3,5 liranın üzerine çıkan Doları neredeyse dört liraya dayanan Euro’dan sonra tehlike çanları çalmaya başlamıştı ki Sayın Cumhurbaşkanı “Dövizleri bozdurun TL’ye çevirin” dedi. Bu çağrı toplumda inanılmaz bir kabul gördü. Döviz bürolarına ve bankalara akın edenler, yastık altındaki dövizleri çıkarmaya başlayınca, Dolar ve Euro bir anda inişe geçti. Bu aslında takdir edilecek çok güzel bir olay. Biz millet olarak her konuda Türk parasını kullanmalıyız. Milli para varken, gayri milli erguvanlarla ticaret yapmak zaten hoş değil. Bir kaç arkadaşa takıldım, “Ne kadar döviz bozdurdun?” diye. Bana gülümseyerek cevap verdiler, dövizin yüksek olduğu dönemde ihtiyaç nedeniyle eşten dosttan döviz almışlar. Onları yüksekten bozdurmuşlar, şimdi döviz düşmeye başladı, bana “Şenemre yahu bu işten biz kârlı çıktık, çünkü bizim dövizimiz yok ama döviz borcumuz var, inşallah borcumuzu ödeyeceğimiz güne kadar döviz fiyatları daha da düşer de borç alıp kâra geçen ve kârlı bir şekilde borcunu ödeyen insanlar olarak ta tarihe geçeriz” dediler. Epey gülüştük. Sonra bana döndüler, “Sen ne kadar döviz bozdurdun” diye “Sıfır” dedim. Hiç tepki vermediler. Çünkü biliyorlar ki benim saklayacak yastık altına atacak hiç dövizim yok. Amma velakin biz hala gazeteye kağıdı da kalıbı da döviz üzerinden alıyoruz. Aslında ben yetkililerden şimdi şunu bekliyorum, kağıdı ithal edenler belli. Onlara yapışacaksınız ve diyeceksiniz ki arkadaş kağıdı Türk parası üzerinden satacaksın falan filan. Aslında bu işin en kolay ve akılcı çözümü kullandığımız kağıdı dışarıdan ithal etmek değil, kendimiz üreterek dünyaya ihraç etmek. Aksi takdirde bu çözümlerin kalıcı bir devası olmaz.

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.