DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli °C

ÖRNEK ALINACAK HİKÂYELER

08.02.2017
813
A+
A-

Eflatun’a iki soru sormuşlar.

Birincisi ;

“İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ? ”

EFLATUN tek tek sıralamış :

– Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki

çocukluklarını özlerler…

– Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri

almak için de para öderler…

– Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne

de yarını yaşarlar…

– Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler…

Sıra gelmiş ikinci soruya ; “Peki sen ne öneriyorsun?”

Bilge yine sıralamış :

– Kimseye kendinizi “sevdirmeye” kalkmayın! Yapılması gereken tek

şey, sadece kendinizi “sevilmeye” bırakmaktır …

– Önemli olan; hayatta “en çok şeye sahip olmak” değil, “en az şeye

ihtiyaç duymaktır”.

Yolumuzdaki Engeller

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine

kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu.

Bakalım neler olacak?.

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,

saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene

kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler.

Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar

vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir

köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.

Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı

ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı

ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden

sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin

durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu

vardı içinde.  “Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral.

Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.”

NE ZAMAN MUTLU OLUNUR

Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi. Sonra, bir çocuğumuz olduğunda, daha iyi olacağını düşünürüz. Sonra onlar büyüyünce daha mutlu olacağımızı; yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, hayatımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.

Bu görüş açısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterir. Gerçek olan ise; şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır.  Eğer şimdi değil ise ne zaman?.. Hayatımız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip, her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir. Alfred D. Souza der ki: “Uzun zamandan beridir hayatın (gerçek hayatın) başlamak üzere olduğu izlenimine ka-pılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı…”

Öyleyse sahip olunan her anın kıymetini bilelim!.. Unutmamalıdır ki; zaman hiç kimse için beklemez. Öyle ise şunları boşuna beklemeyelim, her an mutlu olmaya bakalım: Büyüyünceye kadar, Okulu bitirene kadar, İş bulana kadar, İşe başlayana kadar,  10 milyar kazanana kadar,  Evlenene kadar, Çocuklar olana kadar,  Çocuklar büyüyene kadar, Bir araba alana kadar, Bir ev alana kadar, Çocuğu evlendirene kadar,  Borçları ödeyene kadar, İlkbahara kadar, Yaza kadar, Sonbahara kadar,  Kışa kadar,  Pazartesi sabahına kadar,  Maaş gününe kadar,  Tatile kadar,  Emekli olana kadar,

Hastalıktan kurtulana kadar,  Ve, ve, ve, ölene kadar…

BAKIŞ

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komsu da

çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına ‘ Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.’ demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. Kadın, komsusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmiş.  Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış ‘Bak’ demiş kocasına ‘ Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?’  Kocası: ‘Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim’ diye cevap vermiş.

Hayat böyle değil midir ?  Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve ‘iyi’ olanı görmeye hazır olup olmadığımızı fark etmek güzel bir fikir olabilir …

 

Toprak bir gün aynaya dedi ki:

“Ay ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!”

Ayna toprağa şöyle cevap verdi:

“Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin….”

Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi:

“Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”

Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi:

“Merak etme! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, hep sana döner!”

Yakutun,incinin,elmasın ne kıymeti vardır ki;bir sevgili uğruna harcanmadıktan sonra.

*Hz.Mevlana*

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.