DOLAR 7,8686
EURO 9,3888
ALTIN 458,00
BIST 1.342
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Parçalı Bulutlu

KUŞLAR VE SARMAN KEDİ

22.03.2017
707
A+
A-

Her sabah pencereden bakmayı çok severim. Torunum Rauf Dorukla ilk buluşmamız böyledir. O bana dede bu ne der. Pencerede minik bir serçe vardır. Gagasıyla iki kere tıklar. O ses serçenin Günaydın sözleridir. Pencereyi açarım ellerimden yem yer, sonra kanatlarıyla selam verip teşekkür eder ve gider. Sonra deniz kenarından sabah kahvaltısı için kanat çırpan martılar gelir ve penceremin önünde grak grak diye ses çıkartılar. Torunum dede bu ne der Martı oğlum derim. Ona üç beş istavrit yedirir ve yolcu ederim. Martının huyudur uzun uzun kanat çırpar. Şükreder Allah’a sabah kahvaltımı yapmamı nasip eylediğin için anlamını taşır bu ve bizim sitenin güzel kedisi Sarman mutfak kapısının önünde belirir. Ee, belli onunda karnı aç, yemeğini önüne koyarım afiyetle yer. Sonra kafasını kaldırıp bana miyav miyav der. Torunum pisi pisi mi dede deyince, evet oğlum derim. Biraz başını okşarız patilerini uzatır, tokalaşırız ve sitenin yollarına koyuverir kendini. Onlar aslında bu dünyanın sessiz çığlıklarıdır. Rızkını arayan, doyduktan sonra teşekkür eden güzel varlıklardır. Bu halleri aslında bizlerde bir insanlık dersidir. Biz ise ne teşekkür etmeyi ne de şükretmeyi biliyoruz, ne karnımız doyuyor ne de gözümüz, sürekli istiyoruz. Bu hep bana ve Rabbena anlayışı kalplerimiz köreltiyor insanlık duygularımızı zedeliyor farkında bile değiliz. Hal böyle olunca gönül olamıyoruz. Ne Mevlana’nın farkındayız ne de Yunus’un. Bu dünyaya yetmiş yıl gönül gözüyle bakan Aşık Veysel’i bile hiç anlamamışız. Kapanmış gönül gözümüz dünyaya bakar kör olmuşuz. Ben onun için hep sabahları özlerim, kuşlar ve kediler benim ilk ışıklarımdır. Sürekli insan olduğumu hatırlatırlar bana. Geceleri her ne kadar biraz kasvetli olsa da aslında karanlık ürpertir benim içimi. Gecede de önemli dersler vardır. Televizyonda belgesel izlerim, ormanların kralı ailesi için ava çıkmıştır, bir antilop yakalar, Vahşi hayat diye geçer o belgeselin adı. Yaşamak için av yapmak zorundasın. Fakat farklı bir ortam vardır orada beş altı aslan antilopla karnını doyurduktan sonra çekilirler. Sonra sırtlanlar gelir, onlarında karnı doyar çekilirler, son lokmalar akbabalarındır. Yani hayvan dediğiniz varlıkların aç gözlülüklerini hiç görmezsiniz vahşi hayat denen belgeselde. Biz ise çatlayıncaya kadar yeriz de yine doymayız. Karnımız doysa gözümüz doymaz. Sonra aklıma gelir düşünürüm. Sevgili peygamber efendimizin hayatını düşünürüm. Birkaç kez okudum, sofradan hiç tıka basa kalktığını anlatmaz o kitaplar. Sonra bakarım yahu Şenemre lafa gelince efendimizin aşığıyız peki bu doymak bilmeyen nefis niye. İşte bütün bunların farkına varıp bizlerde doymasını öğrendiğimizde dünyanın bir cennet olduğunun farkına mutlaka varacağız.

İNSAN VE DÜNYA

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.

Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti. Bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna “eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim” dedi, sonra düşündü:

-Ohh be kurtuldum, en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen, bu haritayı akşama kadar düzeltemez.

Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu, babasının yanına koşarak geldi ve “baba haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz” dedi.

Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk şu cevabı verdi:

— Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.

İNSANI DÜZELTTİĞİM ZAMAN

DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELMİŞTİ.

BİLGE İLE KÖPEK

Bir bilge, bir göletin başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker. Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki yansımasını görüp korkmaktadır. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda bilge düşünür:

-Benim bundan öğrendiğim şu oldu, der.

-Bir insanın istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir.

İnsan, biraz daha düşününce, aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur. Bu yüzden ne varsa paylaş, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır diğer insanlar için…

Her insanın bir hikâyesi ve söyleyecek bir sözü mutlaka vardır.

YAŞAMIN YANKISI

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden çocuk ayağı takılıp düşüyor ve canı yanıp ‘AHHHHH’ diye bağırıyor.

İleride bir dağın tepesinden ‘AHHHHH’ diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.

Merak ediyor ve

– ”Sen kimsin?” diye bağırıyor. Aldığı cevap ‘Sen kimsin?’ oluyor.

Aldığı cevaba kızıp – ”Sen bir korkaksın!” diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses ‘Sen bir korkaksın!’ diye cevap veriyor.

Çocuk babasına dönüp

– ”Baba ne oluyor böyle?” diye soruyor.

– ”Oğlum” der babası, ”Dinle ve öğren!” ve dağa dönüp ”Sana hayranım!” diye bağırıyor. Gelen cevap ”Sana hayranım!” oluyor. Baba tekrar bağırıyor, ”Sen muhteşemsin!”Gelen cevap; ”Sen muhteşemsin!’. Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor. Babası açıklamasını yapıyor:

– ”İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam, daima sana, senin verdiklerini geri verir. Yaşam, yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan, insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural, yaşamımızın bir parçasıdır, her zaman geçerlidir.”

Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

EINSTEIN VE ŞÖFÖRÜ

Einstein bir çok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförün kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de dinleyiciler arasında oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför, “-Dr Einstein,” dedi, sizi o kadar uzun zamandır defalarca dinledim ki artık yapacağınız konuşmayı kelimesi kelimesine biliyorum.” Yaşlı adam pası almıştı.

“-Pekala,” dedi, “şimdi gitmekte olduğumuz yerde beni tanımazlar. Palto ve şapkalarımızı değişelim ve sen konuş.”Şoför konuştu. Gerçekten de dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki konferanslarda sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi:

“-Böyle basit bir şeyi sormanız gerçekten çok garip,” dedi, “şimdi arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim.”

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
11 Eylül 2020
5 Mayıs 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.