DOLAR 6,8671
EURO 7,7739
ALTIN 397,30
BIST 8,6964
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 30°C
Az Bulutlu

AT İZİ İLE İT İZİ

11.04.2017
461
A+
A-

Kimi zaman durumlar karışıksa işler çığırından çıkmışsa bazı şeyler de maksadını aşmışsa at izi ile it izi birbirine karıştı deriz. Demek ki hava gridir, halbuki ben maviyi severim, biliyorum sizler de mavisiniz. Su bulanık derim, dereye elimi sokmam, ne çıkacağı belli olmaz. Deniz dalgalanmıştır, köpürmüştür, durulmadan yelken açılmaz. Eğer hal böyleyse durum karışıktır. İç açıcı değildir. Sevgi tohumları ne yazık ki zakkum üretmiştir. Büyükler eskiden kızdığında “Zıkkımın kökünü ye” derlerdi, o aslında zehirli çiçek zakkumdur. Böyle olmamalı. At kendi yoluna, it kendi yoluna. Geleneklerimizi bozduğumuz anın adıdır izlerin birbirine karışması. Güven kalmamıştır, sokakta dahi sürekli arkana bakarak yürürsün önünü göremezsin, kafanı şöyle bir çevirdiğinde direğe toslar yüzün gözün kan revan içinde kalır. Peki diyelim bunlar bize reva haller midir? Tabi ki değildir. O halde herkes çok dikkatli olmalı. Etrafımızda bu kadar düşman, ağzını açmış beklerken, bu millet tökezlensin diye bin bir türlü entrikalar çevirirken at izi ile it izinin birbirine karışması hiçte iyi değil. Kötülere alamet. Ama biz maviyiz. Deniz mavi, gök mavi, her yer maviyken gri niçin üzerimize gelsin? Kara bulut gibi neden üzerimize çöksün?

SON DÖRT GÜN

Tarihin en önemli referandumu Pazar günü gerçekleşecek. Diyorum ki hiç olmazsa son günlerde tansiyonu düşürelim. Her şey dozunda olsun. Sonra hepimiz sonuç ne çıkarsa çıksın pişman oluruz. Siyah ve beyaz gibi ayrılmanın bedeli iki rengin birleşmesinden doğacak gridir ki, o sakın ola ki ruh halimize yakışmasın. Gri en çok mavi denizlere yakışır o da üstündeki Donanmamıza ait gemilerin rengidir. Ben griyi orada severim. Aksi takdirde gri yüzlere yansıdığında karanlık demektir; feri sönmüş gözler, solmuş yanaklar, burulmuş dudaklar, dökülmüş dişler demektir. Şu son dört günü ülkemizde birlikte yaşama kültürünü geliştirecek söylemlerle geçirelim. Sonuçta biz savaşa gitmiyoruz, kimse kimsenin ne düşmanı ne de hasmı. Eğer şöyle alıcı gözle bakarsanız biz hısım ve akrabayız, eş ve dostuz, yol ve yoldaşız. Aman ola yoldan da raydan da çıkmayalım. Şu son dört günü 17 Nisan’da gök kubbede bırakılacak bir seda ile geçirelim ki tarih bizi güzel yazsın, gelecek nesiller de güzel okusun. Neticede Türkiye çok ciddi bir süreci Pazar günü referandumla yaşayacak. Karar, söz milletin olduğuna göre, yapılması gereken milleti yumruklaştırmak değil, tokalaştırmak olmalıdır. Sonradan ahlar vahlar hiç bir şey ifade etmez. Benden söylemesi…

OSMANLININ GÜCÜ

  1. yüzyılda Almanya’nın Mülhaym şehrindeki Ren nehrinin bir yakasında Almanlar, öbür yakasında da Fransızlar oturuyordu. Fransızlar, her sene nehrin Almanlardaki kısmına geçip mahsulün tümünü toplayıp götürüyorlardı. O sıralar, birliğini temin edemeyen güçsüz Almanlar ise buna fazla ses çıkaramıyorlardı tabi. Her sene böyle olunca çareyi Osmanlı Sultanına durumu yazıp, imdat istemekte bulurlar. Mektupta söyle denmektedir:

-“Fransızlar her sene bize zulmediyor, mahsulümüzü elimizden alıyorlar. Siz ki,dünyaya adalet dağıtan

bir imparatorluğun sultani, İslamiyet’in de halifesisiniz. Bizi zulümden kurtarın.Asker gönderin.

Ürünlerimizi bu sene olsun toplama imkânı sağlayın.”

Çöküş faslına girildiği bir zamana denk gelen yardım isteğini inceleyen padişah asker göndermeyi mümkün ve gerekli görmez. Yalnızca asker elbisesi göndermeyi kâfi bulur ve cevabı bir mektupla beraber içi askeri elbise dolu üç çuval yollanır. Şaşkına dönen Almanlar, çuvalı alıp mektubu okurlar:

-“Fransızlar korkak âdemlerdir. Onlara yeniçeri göndermemize gerek yoktur. Yeniçerimizin kıyafetini görmeleri kâfidir. Çuval içindeki Osmanlı askerinin elbiselerini adamlarınıza giydirin. Mahsul zamanı, nehrin görülecek yerlerinde dolaştırın. Karşıdan gören Fransızlar için bu kâfidir.”

Bağ bahçe sahipleri hemen Osmanlı askerinin kıyafetini kapışırlar. Hasat vakti büyük bir heyecanla yeniçeri kıyafetinde, nehir kıyısında dolaşmaya başlarlar. Ertesi gün, karşıdan gelen haber,Almanların sevinç çığlıkları atmalarına sebep olur : Osmanlılardan imdat geldiğini düşünen Fransızlar,korkudan köylerini de terk ederek iç kısımlara doğru kaçarlar. Mahsulünüzü rahatça toplayabilirsiniz.Zulüm sona ermiştir.” diye her yere haber gönderilir. Bu olay,Mülhaym’lilerin gönüllerinde taht kurmuştur.Giydikleri yeniçeri kıyafetlerini,daha sonra  Mülhaym’a bağlı Karlsruhe müzesine koyup ziyarete açarlar.Şehrin en yüksek binasına da Osmanlı bayrağı asarlar. Ayrıca,halen olayın yıldönümünde de şehirde bir karnaval düzenleyip,hadiseyi temsilen kutlarlar.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
20 Mart 2019
7 Ekim 2018
9 Ekim 2016
2 Eylül 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.