DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 36°C
Sıcak

SEVGİ YÜREĞİMİZDE OLSUN

26.04.2017
1.169
A+
A-

 

İşte Nazire Teyze de sevgisini, acılarını, sevinçlerini yüreğine gömenlerden biri. 1334 yılında doğmuş, 1918 yılına tekabül eden ve 99 yaşında, kendi deyimiyle “kiraz zamanı” dediği bir zaman dilimi.

Anne babasını hatırlamıyor. Onu anneannesi büyütmüş. Selanik’in bir ilçesi, Vodina’ da doğmuş ve mübadil olarak Bursa’ya yerleşmişler.

Şu an, onda iz bırakan anıları hatırlıyor. Kopuk kopuk olsa bile anlatırken, heyecanı hiç eksilmemiş, aynı duygularla ve nefesi yettiğince, kulağı duyduğu kadarıyla ve hatırlayabildikleriyle, yaşadıklarını gözlerinin içinde görebiliyorsunuz.

Atatürk’ün ölüm gününü hatırlıyor mesela. O’nun tabutu ardından gidenleri minnet ve şükranla gözyaşı dökenleri hatırlıyor.

Birde oğluyla evlendirmek isteyen Yunan komutanını hatırlarmış.Selanik’te, Yunan komutanı, Nazire Teyze’ yi annesinden istemiş. Oğlumla evlenirse onlara evde veririm, demiş. Ne var ki annesi , “Mustafa Kemal, bize ev verecek” diyerek, evliliğe müsaade etmemiş.

O dönemlerde ihtiyaç duyulan bir mesleğin sahibi olarak hemşirelik yapmış. Pek çok çocuğun doğarken ağlama seslerine tanık olmuş, sanki bayram hediyesini alacağını bilircesine.

23 Nisan, çocuklarımıza armağan edilen tek bayram. Gün olarak kutlandı bitti. Çocukların önemi, günün önemi de mi bitmeli?

Merak ediyorum, bin dokuz yüz yirmi yıllarında, düşmanla burun buruna yaşarken vatan topraklarında yaşayan kadın, kız, erkek, çoluk çocuk, o zamanlar hangi duygular içindeydi?

Memleketin bir bölümü işgal altındayken ölüm korkusu yaşamak, sevdiklerini kaybetmek, hangi yaraları açıyordu onların hayatlarında, hani bizler hep “hayat güzel” derken?

Aşk, neydi onlar için, aşığına duyulan tutku mu sadece yoksa “vatan aşkı” mıydı, evlat aşkı mıydı yaşanan heyecanlar, dökülen gözyaşları?

Sevgi neydi onlar için, komşu sevgisi, akraba, eş dost arkadaş sevgisi ne kar değerliydi, neleri içeriyordu ve neleri gömdüler yüreklerine kim bilir?

Bizler için nelere katlandılar, neleri feda ettiler?

Yüreği sevgi dolu çocuklarım, geçmişte olsa, bayramınız kutlu, yolunuz ve bahtınız açık olsun. Sevgiyle ve hep mutlu kalın…

 

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlermiş.

Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıymış.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırmış.

İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıymış.

Aralarında bir fark olacakmış ama bu farkı sadece ikisi bilecekmiş. Heykeller hazırlanmış ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderilmiş.  Heykellerin yanına bir de mektup konmuş. Şöyle diyormuş heykelleri yaptıran hükümdar:  “Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir.

O heykeli bulunca bana haber ver.”  Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırmış. Üç altın heykel gramına kadar eşitmiş.

Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırtmış. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelemişler ama aralarında bir fark görememişler.

Günler geçmiş… Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuş ama kimse çözüm bulamıyormuş.

Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber göndermiş.

İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırtmış. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya incelemiş, sonra çok ince bir tel getirilmesini istemiş.

Teli birinci heykelciğin kulağından sokmuş, heykelin ağzından çıkarmış.  İkinci heykele de aynı işlemi yapmış. Tel bu kez diğer kulaktan çıkmış.  Üçüncü heykelde tel kulaktan girmiş ama bir yerden dışarı çıkmamış. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyormuş.  Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazmış:  “Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.  Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.  EN DEĞERLİ İNSAN, KULAĞINDAN GİRENİ YÜREĞİNE GÖMEN İNSANDIR’.

Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.” (alıntı)

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
16 Ağustos 2016
17 Ekim 2018
17 Mayıs 2016
21 Şubat 2019
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.