DOLAR 7,6897
EURO 8,9609
ALTIN 458,21
BIST 9,8218
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 30°C
Parçalı Bulutlu

İSLAM İLİM VE FEN ÜZERİNEDİR

25.07.2017
639
A+
A-

İSLAM İLİM VE FEN ÜZERİNEDİR

Yüce Dinimiz İslamiyet’in İlme, Fenne ve Bilime verdiği yüksek değerleri dünkü nüshamızda iki meşhur İslam aliminin ve Fen bilimcisinin hayatlarını sizlere aktararak anlatmaya çalışmıştım. Bugün yine iki ünlü kutup ile sizlere İslam’ın Fenne verdiği yüce değeri anlatmaya çalışacağız.

 

İBNİ SİNA VE HAYATI, (980 – 1037)

Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp ve müzik gibi bilgi ve becerinin çeşitli alanlarında seçkinleşmiş olan, İbn-i Sinâ (980-1037), matematik alanında matematiksel terimlerin tanımları; astronomi alanında ise duyarlı gözlemlerin yapılması konularıyla ilgilenmiştir. Astroloji ve simyaya itibar etmemiş, Dönüşüm Kuramının doğru olup olmadığını yapmış olduğu deneylerle araştırmış ve doğru olmadığı sonucuna ulaşmıştır. İbn-i Sinâ’ya göre, her element sadece kendisine özgü niteliklere sahiptir ve dolayısıyla daha değersiz metallerden altın ve gümüş gibi daha değerli metallerin elde edilmesi mümkün değildir. İbn-i Sinâ, mekanikle de ilgilenmiş ve bazı yönlerden Aristoteles’in hareket anlayışını eleştirmiştir. Aristoteles, cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareketini sürdürmesini sağlayan etmenin ortam, yani hava olduğunu söylüyor ve havaya, biri cisme direnme ve diğeri cismi taşıma olmak üzere birbiriyle bağdaşmayacak iki görev yüklüyordu. İbn-i Sinâ, bu çelişik durumu görmüş, yapmış olduğu gözlemler sırasında hava ile rüzgârın güçlerini karşılaştırmış ve Aristoteles’in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgârın şiddetinden daha fazla olması gerektiği sonucuna varmıştır. Oysa bir ağacın yakınından geçen bir ok, ağaca değmediği sürece, ağaçta ve yapraklarında en ufak bir kıpırdanma yaratmazken, rüzgâr, ağaçları sallamakta ve hatta kökünden kopartabilmektedir; öyleyse havanın şiddeti, cisimleri taşımaya yeterli değildir. İbn-i Sinâ, her şeyden önce bir hekimdir ve bu alandaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Tıpla ilgili birçok eser kaleme almıştır; bunlar arasında özellikle kalp-damar sistemi ile ilgili olanlar dikkat çekmektedir. Ancak, İbn-i Sinâ dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın ve Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan “el-Kânûn fî’t-Tıb” (Tıp Kanunu) adlı eseri akla gelir. Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir. İbn-i Sinâ’nın söz konusu eseri incelendiğinde, konuları sistematik bir biçimde incelediği görülür. Tarihte ilk defa, tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak değerlendiren İbn-i Sinâ, cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulamıştır. Hayati tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiş ve ameliyatlarda kullanılmak üzere bazı aletler önermiştir. Gözle de ilgilenmiş olan İbn-i Sinâ, döneminin seçkin fizikçilerinden İbn-i Heysem gibi, Göz-Işın Kuramı’nı savunmuş ve üst göz kapağının dışa dönmesi, sürekli beyaz renge veya kara bakmaktan meydana gelen kar körlüğü gibi daha önce söz konusu edilmemiş hastalıklar hakkında da ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur. İslam düşünce tarihinin en büyük isimlerinden olan İbni Sina’nın bu seçkinliği, birçok yönden özgünlük taşıyan, ayrıntılı ve mükemmel bir sistemle sunulmuş felsefesinden ileri gelir. İbni Sina, ilahiyattan ahlak ve siyasete kadar felsefenin o dönemdeki bütün disiplinlerini ele almış; ayrıca başta tıp olmak üzere, pozitif bilimlerde de söz sahibi olmuştur. Helenistik dönemde yeni Platoncu bir kimliğe büründürülmüş olan Aristotelesçiliği, felsefe yöntem ve ölçüleri içinde kalarak İslami bir söylemle ortaya koymaya çalışmış; Gazali, Fahreddin Razi, İbni Teymiyye gibi İslam dünyasında çok etkin olan bilginlerin ağır eleştirilerine karşın «eş-Şeyhu’r-Reis » (baş üstat) unvanını bütün dönemlerde korumuş; tıpta ise modem tıbbın doğuşuna kadar Doğu ve Batı’da otorite sayılmıştır.

 

FARABÎ VE HAYATI

Farabi (870-950) Matematik, botanik, tıp, musiki, felsefe ve mantık alanında eserler yazmış olan alim. 870 yılında Türkistan’ın Farab şehrinde doğmuştur. Asıl adı Ebu Nasır Muhammed İbn Türkan el Farabi olan Farabi aslen Türk’tür. Batı felsefe dünyasında Alfarabius adı ile bilinmektedir. İlk öğrenimini Farab’da görmüştür. Babasının tavsiyesiyle Bağdat’a ilim öğrenmeye gitmiştir. Burada Hristiyan filozof Ebu Bişr Metta bin Yunus’tan felsefe alanında dersler almıştır. Bu arada; Arapça, Farsça, Grekçe ve Latinceyi iyi derecede öğrenerek, Aristo ve Eflatun’un eserlerini defalarca okumuştur. Gramer ve mantık da öğrenen Farabi daha sonra kendini tamamen felsefeye vermiştir. 941 senesinde Haleb’e giden Farabi, orada hüküm süren Hamdanoğullarından Seyfüddevle Ali adlı Türk Beyi’nin yanında kalmış ve vaktini felsefi düşüncelerini kaleme almakla geçirmiştir. Farabi, ilimleri metafizik, matematik ve fiziki ilimler olarak üçe ayırmıştır. Onun bu metodu, Avrupalı bilim adamları tarafından da kabul edilmiştir. Ses olayının ilk mantıki açıklamasını yapmıştır. Havadaki titreşimlerin dalga uzunluklarına göre azalıp çoğaldığını, deneyler yapıp keşfetmiştir. Bu keşfiyle müzik aletlerinin yapımında gerekli olan kuralları da bulmuştur. Tıp alanında çalışmalar yapan Farabi, çeşitli ilaçlarla ilgili kitaplar da yazmıştır. İdeal Kent Halkının Görüşleri adlı kitabında güçlü bir kişiliğin, sağlıklı bedenin, sağlıklı bir aklın, sağlıklı, güçlü bir ruhun ve sağlam bir ahlakın nasıl olacağını anlatmıştır. Tıp alanında yaptığı çalışmalarda sağlıklı bir bedene sahip olmak için neler yapılması gerektiğini araştırarak bu doğrultuda tıp ilmi için yedi esası tespit etmiştir. Özellikle insan bedenindeki tüm organların tanınması, hastalıkların çeşitlerinin bilinmesi, ilaçlarla ilgili detaylı bilgilere sahip olunması konularına öncelik vermiştir. Farabi, birçok görüşüyle Kuran ve hadislerle bildirilen iman esaslarından ayrılmıştır. Görüş ve fikirlerindeki yanlışlık ve bozukluklar özellikle İmam-ı Gazali ve İmam-ı Rabbani gibi büyük İslam alimlerinin kitaplarında açık bir şekilde anlatılmıştır. Farabi; mantık, matematik, felsefe ve müzik alanlarında kitaplar yazmıştır. 10’dan fazla eseri olduğu bilinmektedir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.