DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli °C

BİR KADIN

09.08.2017
845
A+
A-

Bir kadın deyince aklıma önce annem gelir. 80 yaşına doğru giden hayat yolculuğunda anacığımın evlatları için yaptıklarını çok iyi bilirim. Beraber yaşadığımız için her dakikasını bilirim ve anne cennetin ayaklarının altında olduğu en kutsal varlığımız olarak her zaman kocaman bir yürek ve çelikten bir iradeyle mücadele etmiştir. Bizim kadınlarımız böyledir. Fedakarlık deseniz onlarda, öz veri deseniz yine onlarda, merhamet deseniz yine onlarda ve çalışkanlık denen bir duygu deseniz en yükseği kadınlarda. Böyle olmasına rağmen toplumdaki yeri konusunda kadının hak ettiği ve olması gerektiği yerde olduğunu düşünmüyorum. Aslında daha çok sosyal alandaki faaliyetlerin içerisinde yoğunlaşan kadınlarımızın siyasette en ön planda olmaları Türkiye’ye ayrı bir renk katacağı gibi enerjileriyle çağdaş ülkeleri hem yakalayıp hem de aşmamız konusunda önemli olacaklardır. Erkek egemen toplum gibi görünsek de aslında Türkiye’nin kaderini çizen oyların yarısının sahibi olarak kadınlarımızın siyasi alanda çok daha etkili olamama durumlarının birazda kendilerinden kaynaklandığını düşünmekteyim. Ülkenin geleceğini siyasiler belirlediğine göre kadınlarımızda siyasetin içerisinde daha aktif olabilmek adına mutlaka ağırlıklarını koymalıdırlar. Bir kadın değişir dünya değişir. Ben buna gönülden inananlardanım.

KUMARA MERAKLI GENÇ

Kumar dediğiniz hadise bir büyük illet ve aynı zamanda felakettir. Nice ocaklar sönmüş nice gelecekler kararmıştır. Hayatım boyunca hiç sevmedin ve her zaman nefret ettim. Bir gün hali vakti yerinde olan bir genç kumara merak sarmış. Öyle ya harcayacak parası çok. Biraz da kumardan heyecan duyup keyif yapmak istemiş. Babasına “Beni en iyi kumarcıyla tanıştır ki kumara ondan öğreneyim” demiş. Babası da oğluna peki demiş. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra baba oğlunu yanına çağırarak “Sana dünyanın en büyük kumarcısını buldum” demiş. Arabalarına binip bir kahveye gelmişler. Baba kahvehanenin sahibine falan kişi burada mı demiş. Adam işte bakın şu köşede oturuyor cevabını verince yanına gitmişler. Kafasında kasket üstü başı perişan adam. Baba oğluna dönerek “İşte en iyi kumarcı bu” demiş. Oğlu adama dönerek “Yahu sen nasıl en iyi kumarcısın üstün başın perişan” deyince. Adam “Evet bu işte en iyi benim” diyerek cebinden bir çift zar çıkarmış. Arkasına doğru atmış ve gence dönerek git bak düşeş geldi demiş. Genç bakmış ki gerekten düşeş. Zarları yine eline almış tekrar arkasına fırlatmış. Git şimdi bak dübeş demiş. Genç şaşırmış, ve adama sormuş “Peki sen madem bu kadar maharetlisin niye bu haldesin?” Kumarcı cevap vermiş. Belli ki sen bu işe merak sardın bende bir zamanlar çok varlıklıydım dünyanın en iyisi oldum ama işte sonum bu. Şimdi karar senin evlat deyince genç, babasına dönerek “Baba ben dersimi aldım haydi gidelim” demiş.

Ekmeği Paylaşmak

Sonu gelmeyen yoldaki üç yolcu, bir akşam çantalarında son bir parça ekmek kaldığını fark etmişler. Nasıl paylaşacaklarını bilemeyerek kararı ertesi güne bırakmışlar. Ertesi sabah birbirlerine rüyalarını anlatmayı ve ekmeği kimin alacağını rüyaların belirlemesini kararlaştırmışlar. Sabah olunca bir araya gelmişler. Birinci yolcu rüyasını anlatmaya başlamış. ”Rüyamda yanıma bir melek geldi, beni avucuna aldı ve gittiğim her yeri, yardım ettiğim herkesi, değiştirdiğim her hayatı yeniden gösterdi. Sonra gözünde bir damla yaşla melek bana dedi ki; ‘Yolun öyle iyi ve sadık bir hizmetkar oldun ki bu ekmeği yemeyi hak ediyorsun.’ ve ben, tekrar yatağıma yatırdı.” Anlatması bitirince sanki başka kimsenin bu kadar harika bir rüya görmüş olamayacağından eminmiş gibi, ekmeği almaya gitmek üzere ayağa kalkmış. Ama ikinci yolcu onu yerine oturtmuş ve kendi rüyasını anlatmaya başlamış: ”Rüyamda Tanrı’nın kendisi bana geldi ve beni avucuna alıp gideceğim yerleri, yardım edeceğim insanları, dokunacağım bütün hayatları gösterdi ve bana, ‘Sana büyük bir görev verildi. Bu ekmeği yemeği hak ediyorsun çünkü burada sana daha çok ihtiyaç var’ dedi. Sonra beni hafifçe yatağıma bıraktı. İki yolcu şiddetli bir öfkeyle birbirlerine bakmışlar, sonra üçüncü yolcuya dönmüşler ve hangisinin rüyasını daha etkileyici, bulduğunu sormuşlar. ”Benimkinin olmadığı kesin” demiş üçüncü yolcu. ” İkinizin de geçmiş ve geleceği beni öyle mahcup etti ki. Benim rüyam sizinkilerden çok daha basit. Tanrı beni ziyaret etmedi, bir melek de yollamadı. aslında ben kimseyi görmedim, sadece güçlü bir varlık hissettim. Beni uyandırdı, kaldırdı, ekmeği bulup onu yemeye zorladı. Ben de öyle yaptım.”

Pırlanta

Vaktiyle zengin bir kuyumcu, yıllarca yanında yetiştirdiği çalışanını imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: “Oğlum” der “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da başka bir kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Çalışan elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu alır mısınız?” diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. Çalışan, teşekkür edip çıkar. Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gider: Buna ne verirsiniz?” diye sorar.  Semerci şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.” Çalışan en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. “Bu kadar büyük pırlantaya nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” çalışan sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.”

Çalışan, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: Ne olur bunu bana sat. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Çalışan emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.Patronun yanına dönen Çalışan büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır. Kuyumcu Patron sorar: “Bundan ne anladın?”

Çalışanın verdiği cevap çok doğrudur: “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.” Uzun lafın kısası; ne paylaşıyorsanız…Bilginiz, sevginiz, duygularınız, zamanınız, hayatınız, eşyalarınız her ne ise, onun değerini bilen kişiyle paylaşın. Çünkü o zaman sizin için değerli olan, onda da değerini koruyacaktır.

 

 

 

 

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.