DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 24°C
Gök Gürültülü

HERŞEYİN BAŞI SAĞLIK

31.01.2018
493
A+
A-

Kanuni Sultan Süleyman “Millet için muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” dediğinde dünyanın en büyük cihan imparatorluğunun başındaydı. O halde her şeyin başı sağlık. Sağlam kafa sağlam vücut. Bunlar varsa kimlik ve kişiliğinizi koruyabilir, üretebilir, düşünebilir ve inancınızı hangi yöne olursa olsun; yaşayabilirsiniz. Sağlık yoksa hepsi hikaye. Dün kızım diye hitap ettiğim gelinim Sema Özel Aile Konak Hastanesinde Operatör Doktor Coşkun Durmuş tarafından ameliyat edildi. Allah’a şükür ameliyat çok başarılı geçti ve sağlığına kavuştu. Sabahın erken saatlerinde hastanedeydik. Heyecan tabi ki büyük. Zaman zaman ameliyathaneye inip çıktım. Aman ya Rabbim, ne kadar da çok insan o kapılarda bekliyor. Zor bir durum. İçeride hanımı olanlar, dışarıda baba olmanın heyecanını yaşarken dolanıp duruyorlar. Diğer ameliyathanedeki insanların yakınları oturuyor ama, suratlarında heyecanlı bir bekleyiş ifadesi var. Hastaneler dolup taşıyor. Yediden yetmişe herkes orada. Bir kaç arkadaşımla karşılaştım, kimi eşini, kimi teyzesini, kimi anasını, kimi babasını getirmiş. Bir yandan sohbet ederken, diğer yandan da ameliyat bitti haberini on iki kulakla bekliyorum. Şöyle bir baktım da, yahu bu millet neden bu kadar hasta. Hastane kapıları Pazar yeri gibi. Onlarca yüzlerce binlerce insan şifa aramak için hastanelerden dolup taşıyorlar. Bu konuyu aramızda konuşurken bir börek ustası eski bir pastacı “Sağlıklı beslenemiyoruz” dedi. Haksız da değil hani. Yumurta suni, süte su karıştırmışlar, tavuk suni, kıymanın etin pahalılıktan dolayı yanına yaklaşabilene aşk olsun. 20 liraya bir kilo petek bal satıyorlar, akla zarar. Ama kimse gidip araştırıyor mu bilmem, o ürünlerden numune alıp inceliyorlar mı hiç bilmem. Satışlar tüm hızıyla devam ediyor. O eski pastacı arkadaş dedi ki, “Bir pastanenin camında halis şeker kullanıyoruz diye yazı gördüm, afalladım, şaşırdım” dedi. Öyle ya bir pastane camına neden öyle bir yazı yazma ihtiyacı hissetmiş? Acaba başkaları farklı bir şey mi kullanıyorlar? Mesela mısır şurubu veyahut kimyasal tatlandırıcılar. Ahmet Ay fasulyenin şişip patladığını ve iğrenç bir koku çıkardığını söylemişti. Ekmekler keza öyle, bir kaç saat içinde bayatlıyorlar, şekilden çıkıyorlar, bir tuhaf hal alıyorlar. İşte böyle olunca da bize bunun faturası çeşitli rahatsızlıklar olarak geri dönüyor.

 

Bir Tabloya Bütün Servetini Ödemek

Bir sanat merkezinde tanınmış bir ressamın sergisi vardır, ressam sergisini gururla dolaşırken resimlerden birinin karşısında durmuş resmi hayranlıkla izleyen bir kız çocuğu dikkatini çeker…

Resim sergisi ile ilgili görsel sonucu Kız bir yandan tabloya bakar arada çantasını karıştırıp bulduğu paraları avucuna alır… Ressam babacan bir tavırla çocuğun yanına yaklaşır

“Resmi beğendin mi?” diye sorar.

Kız çok ciddi bir sesle “evet” der ve “Acaba satılık mı? Anneme almak istiyorum” diye devam eder.

Resim sergisi küçük kız ile ilgili görsel sonucu Tablo yüzbinler değerindedir. Ressam gülerek sorar kıza “Kaç paran var?” Kız ciddi ciddi avucundaki paraları sayar. “83 lira 75 kuruşum var bütün param bu” der. Ressam tablonun etiketine bakar ve “Ne şanslısın. Tablo da tam 83 lira 75 kuruşa satılık. Al bakalım tablo senin” diyerek tabloyu kız çocuğuna verir.

Bu diyaloğu karşıdan seyreden galeri sahibi ressamın yanına giderek hiddetle “Ne yapıyorsunuz siz! O tablo yüzbinler değerinde” diye bağırır.

Ressam sakin ve mutlu bir şekilde cevap verir:

– Doğru benim tablolarıma yüzbinler verenler var ama bugüne kadar bütün servetini veren hiç kimse olmamıştı… Nasıl kaçırırım ben bu fırsatı…

 

Vatan Toprağı

Acemi er Temel, çavuşuna yemekleri şikayet ediyordu:

-Özür dilerim komutanım, ama akşam çorbanın içinde kum vardı.

-Ne? Diye gürledi, çavuş. Buraya yemek beğenmeye mi geldiniz, yoksa vatan toprağını korumaya mı? Bir daha kesinlikle şikayet ettiğinizi duymayalım. Anlaşıldı mı ?

-Evet komutanım, dedi Temel. Yine de şu sözü söylemekten kendini alamadı:

-Ama vatan toprağını da yemeye gelmedik herhalde!!!…

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.