DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 24°C
Gök Gürültülü

KELLE PAÇA

30.01.2018
1.141
A+
A-

Canan Karatay her programında Kelle paça diyor. En son 45 yıl önce Erdek’te tadına bakmıştım. O gündür, bu gündür yanına dahi uğramadığım Kelle Paça birden aklıma düştü. İki değerli dostum MHP’nin Kocaeli İl Başkan Vekili Hüseyin Çakıroğlu ile İlçe Başkanı Bilal Çakır gazeteye geldiler. Maşallah ellerinden cep telefonlarını hiç düşürmüyorlar. Epey konuştular. “Arkadaşlar karnım acıktı hadi yemeğe” dediğimde, Hüseyin Çakıroğlu “Biz yeni kahvaltı yaptık” dedi. “Öğleüzeri onun adına kahvaltı denmez, brunch denir” dedim. Hüseyin “O nedir öyle bizdeki adı kuşluk kahvaltısıdır, öğlene yakın yapılır” dedi. Sonra tuttuk Faruk Gökbayrak’ın mekanının yolunu. Ben bir çorba istedim, “Kelle Paça var” deyince, Hüseyin atıldı “İç bundan çok faydalıdır” dedi. Aklıma Canan Karatay gelince “Hadi getir” dedim. İyi ki de demişim. Meğer ne güzel tadı varmış. Bundan böyle her gün içsem yeridir. Faruk bu işi çok güzel yapmış. Gökbayraklar zaten temiz insanlardır. Hileleri hurdaları olmaz. Biz de Canan Karatay’ı dinleyelim ve Kelle Paçayı soframızdan eksik etmeyelim.

TİTREYEN KIZ

Dün yolda bir kız çocuğu yere oturmuş başını iki ellerinin arasına almış tir tir titriyordu. Herhalde sınavdan zayıf aldı veya arkadaşıyla tartıştı diye düşündüm. Yanına yaklaştım, baktım ki acayip titriyor. Ağlama sesi yok. Ne var ne yok diye bir dokunmak istedim, sonra da dedim ki tam karşısı zaten polis karakolu aralarında beş on dakika mesafe var. İnşallah kötü bir durumdan dolayı titremiyordur. Sıkıntılı bir şey olursa zaten polis yanı başında. Bu durum benim çok canımı sıktı. Küçücük bir kız 15 yaşlarında ya var ya yok. İnşallah kötü bir alışkanlıktan dolayı o titreme gelmemiştir. Son zamanlarda biliyoruz ki uyuşturucu ve özellikle sentetik olanları nedeniyle gençlerimiz krize girebiliyorlar. O kızın derdini bilmem, nedir ne değildir farkında olamadım. Kısa bir süre sonra aynı yoldan geri dönüp gazeteye doğru geldiğimde baktım ki olduğu yerde değil. Eğer ters bir durum olmuş olsaydı haberi bize gelir ve durum anlaşılırdı. İnşallah bir şey yoktur, belki canı sıkılmıştır, belki bir şeye üzülmüştür titremesi ondandır. Bunu niye anlattım. Aileler evlatlarına sahip çıkmalı, onların sorunlarını dinlemeli, bir arkadaş gibi konuşmalı. Çocuklarımızı anlamazsak dinlemezsek, bu titremeler devam eder.

Yaşamdaki Acılar Tuz Gibidir

Bir adam genç kızının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştır. Bir gün kızı tuz almaya gönderir. Sürekli mutsuz olan kız döndüğünde, adam ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyler. Kız itiraz edince, adam, onu 1 ay boyunca odasına kitleyip hergün işkence yaparak dövmekle tehdit eder. Genç kız, korkudan adamın dediğini yapar ama tuzlu suyu içer içmez ağzındakileri tükürmeye başlar. “Tadı nasıl?” diye soran adama öfkeyle “Acı” diye cevap verir.

Adam kıkırdayarak kızı kolundan tutar ve dışarı çıkarır. Sessizce az ilerde ki gölün kıyısına götürür ve genç kıza bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden şu içmesini söyler. Söyleneni yine yapan genç kız, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken, adam yine aynı soruyu yine sorar: “Tadı nasıl?” Bu kez “Ferahlatıcı” diye cevap verir genç kız. “Peki tuzun tadını aldın mı?” diye sorar adam, ”Hayır” diye cevaplar genç kız.

Bunun üzerine adam, suyun yanına diz çökmüş olan genç kızın yanına oturur ve şöyle der

“Yaşamdaki acılar tuz gibidir kızım, ne azdır, ne de çok ve aslında herkes için acının miktarı hep aynıdır. Bir bardağa attığımızda bir avuç tuzdu, şu göle attığımızda. Ancak bardaktan içtiğin su genzini kavurup yakarken, gölden içtiğin suda tuzu hissetmedin bile.

Gördüğün gibi acının şiddeti, neyin içine konulduğuna bağlıdır yani diğer bir deyişle “kabın” genişliğine. Acın olduğunda, mutsuz hissettiğinde yapman gereken şey kabını genişletmen gerektiğini bilmektir. Yani uzun lafın kısası, sana demem o ki, artık bardak olmayı bırak kızım, göl olmaya çalış…”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.