DOLAR 7,8461
EURO 9,4115
ALTIN 457,46
BIST 1.312
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 13°C
Yağışlı

Polyanna da Kimmiş?

07.01.2018
1.421
A+
A-

Polyanna da Kimmiş?

 

Halk Eğitim Merkezi ve Gölcük Belediyesi işbirliği ile açılan kurslar birçok kadına boş zamanlarını

değerlendirme ve para kazanma imkanı sağlıyor.

Ve de en değerlisi kadınları sosyal hayata kazandırıyor.

 

Bu kurslar merkezler ve köylerde açılarak,her insanın bu kurslara gitmesi sağlanıyor.

Kurslarda öğrenilen tüm işler hem paraya dönüşüyor,hem de birçok insanı hayata

bağlıyor..

 

Bu programlarda çalışan bir eğitmen olarak,ne kadar önemli bir görev üslendiğimizi her

kurs ziyaretimizde daha da fark ediyorum..

 

Geçen haftalarda değerli Halk Eğitim Merkezi Md.Yrd. Sayın Ümran Ceyhan ve Belediye projelerinin

başarılı ismi Sayın  Gülay Küçükberber ile Yukarı Değirmendere ‘de bir kursa davetliydik.

 

Burada açılan iğne oyası kursu birçok kadına güzel bir yuva olmuş.Zaten inanılmaz güzel bir

karşılama ile bize kucak açtılar..Her kadın bir yandan işlerini yapıyor bir yandan da sohbete

katılıyordu..

 

Tabi bu güzel hanımlar elleriyle yaptıkları ürünlerle bize ikramlar da hazırladılar.

Masaya baktığım zaman neler yoktu ki..

Börekler,dolmalar,yöresel sebze yemekleri..

En beğendiğim de elleriyle hazırladıkları pekmezler,soslar,turşular,zeytinler. oldu.

 

Mesela dut pekmezi hazırlayan bir hanım bunu  anlattığında,bize sunulan her ürünün aslında ne kadar

zorlukla hazırlandığını fark ettirdi.Dut pekmezi yapan bir teyze,dutları nasıl tek tek ayıplayıp,

kaynatıp hazır hale getirişini neşe ile anlattı. Bir diğer hanım,dağlarda topladığı  kuşburnunun

dikenlerinin ellerine verdiği acıdan bahsetti.Buna rağmen,bunu yapmaktan kaçmıyorlar.Sanki

polyanna bu köyden çıkmıştı.Her kadın yaşadıklarını,zorluklarını güzel işlerle unutuyordu..

Konuştukça bu köydeki hanımlara hayranlığım artıyordu.

 

Mesela bir Melahat teyze vardı,son derece güçlü bir hanım..Dört çocuk büyütmüş..Tarla işi yapmış,

bu işlere işçi hazırlamış..Yıllarca koşturmuş,üretmiş,didinmiş..Hala bir yorgunluk duymadan

açılan kurslarda bir şeyler yapıyor..Hatta yaptklarını ihtiyacı olanlara satıp,para da kazanıyor.

 

Hanife teyze,40 günlük bebeği  ile kalmış köyde bir başına.Ama yılmamış,o da hayatında birçok

şeye göğüs germiş ve üretmiş hep..

 

Yani biz de öyle çok öykü var ki kadınların başarısına dair..

Şimdi bu kurs merkezlerinde,bir araya gelip sevgi ve muhabbetle iğne oyaları yapıyorlar.

El emeği,göz nuru oyalar  zaten onların hayatı gibi..İnce ince işlenmiş,sabırla şekil almış

hayatlar..Yüzlerinden hiç eksiltmedikleri o gülümde,belki de hayata güçlü tutunmalarını sağlıyor.

Komşuluk yapmaktan öteye gitmeyen sosyal hayat,bu gibi kurslar ile bir zaman kaybından çok bir

üretim şenliğine dönüşüyor..Sohbet ederken,ellerinden hiç bırakmadıkları o rengarenk oyalar

aslında onların birer hayat hikayesi gibi.

 

Köydeki her kadını tanımak isterdim,ya da daha uzun dinlemek.Çünkü,her hayat bir şeyler

öğretiyordu bizlere.

Şehir hayatının bizlere verdiği,ihtiyacın olanı hemen git al olayı buralara uzaktı.

 

 

Köyde hazır almak gibi bir şey yoktu…Herkes bahçesinde sebzesini,meyvesini yetiştiriyor,

evdeki yiyeceklerini hazırlıyordu..Alıştığımız market olayı şükür ki buralara uğramamıştı..

 

Köyde sadece bir bakkal vardı..Hani o herkesin bir hesap defterinin olduğu,güvenle oluşmuş

o kara kaplı defterden..

İnsanların sadece ihtiyacı olan şeyi aldığı,kredi kartı canavarı  ile boğuşmadığı o eski tanıdık,bakkallar..

 

Yani bu köy,her şeyi ile doğallığını korumuş ve insanları sevgi ile bağrına basmıştı..

 

Çok uzun yıllar önce İstanbul’un,sarayın bütün meyve sebze ihtiyacını karşılayan bu köy

gerçekten bir tarih saklıyordu sokaklarında..Yıllarca üzüm,kiraz,kestane,fındık,zeytin gibi ürünler

İstanbul’lu kabzımallar tarafından buradan iletilmiş..Herkesin büyük miktarda bağ ve bahçesi varmış.

Yakın zamanlarda ise çoğu insan başka yerlerde çalıştığından,bahçe işleri yapacak insan kalmamış eskisi

kadar..Fakat yine de,,kendi ihtiyaçlarına yetecek bahçesi var herkesin.

 

Bir de köy meydanında tarihi bir hamam  gördüm heyecanlaç1!965 yıllarında kullanıldığını söyleyen yaşlılar var,sonradan

suyu kesilmiş ve atıl bir durumda.Ağaçların arkasına saklanmış,içinde neşe ile toplanan onlarca

insanı özlemiş sessizliğe gömülmüştü…Belki de tekrar hayata döneceği günlerin umuduyla yaşlı gözlerle

insanlara bakıyordu..

 

Dağ eteklerine kurulmuş güzel evler ,burada yaşananları en derinlerde saklar bir gizem içindeydi

Yollları gezerek ulaştığım bir mavi ev var ki,sanki bir masal şatosu gibi zamana inat gururla ayakta kalmış,

fotoğrafını çekerken bana gülümsüyordu..

 

Bence sizler de bir gün rotanızı Yukarı Değirmendere’ye çevirin.

Hem tarih kokan bu güzel yerleri gezin,hem de birbirinden becerikli hanımların yaptığı el işlerinden,pekmezlerden,

zeytinlerden,turşulardan alın.

 

Bir de köy meydanında demli de bir çay için..

Benden söylemesi..

 

Sevgilerimle..

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
5 Haziran 2016
27 Mart 2016
7 Ağustos 2016
3 Temmuz 2016
6 Kasım 2016
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.