DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,34
BIST 10,8172
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kocaeli 17°C
Gök Gürültülü

YÜZYIL YAŞAMAK

27.02.2018
427
A+
A-

Ömür ne kadar önemli hayat güzel olunca. Dünyada hayaller başka, hayatlar başka. Yere bir tohum düşer, filizlenir, sonra ağaç olur dallanır budaklanır. Kimi ağaçların ömrü 20-30 yıldır, kiminin 50, kiminin 100, kimilerinin de yüzlerce yıldır. Ömür nasıl başladıysa hayat yolu öyle devam etmez. Siz doğarken ağlarsınız, aileniz sevinçten ağlar, onları güldürürsünüz. İnsan ölünce bu defa gerçekten gözyaşları hakim olur. Kim olursa olsun çok yaşamak ister. Kimse aklına ölümü getirmez de nefesler hep sayılıdır. Ne bir eksik, ne bir fazla. Hoş ömrü uzatan ayetler de vardır. Bunu ancak Allah bilir. Dün ilçemizin tanınmış Mali Müşavirlerinden Arif Nogay annesini Sinop’ta toprağa verdi. Bir tesadüf sonucu öğrendik. Gölcük İlçe eski Milli Eğitim Müdürü Ahmet Demir ziyaretimize gelmişti. Hacı Arif’i aradık, “Sinop’a yola çıktım” dedi, bende “Hayırdır abi?” dedim “Annem vefat etti” dedi. Bizim Arif abi yetmiş yaşının üzerinde. “Annen kaç yaşındaydı abi?” dediğimde “Asrı aşmıştı” dedi. “Vay be!” dedik. “Yüz yılı aşan bir ömür!” Eh asır yaşam olunca, hep deriz ya Cennetlik diye; teyzemizin de mekanı Cennet olsun. Torununun torununu gören insanlar ne büyük bahtiyarlık değil mi? Nasıl bir saadet, müthiş bir duygu. Düşünün bir yanınızda torununuz, diğer yanınızda torununuzun torunu. Allah herkese nasip etmez, edenler de mutlaka şanslı ve Allah’ın sevgili kullarıdır. Sonuçta geldiğimiz nokta her canlı bir gün mutlaka ölümü tadacaktır gerçeğidir. Dönün yüz yıl öncesine 1918’i gösterir. Türkiye’nin savaş yılları. Esarete baş kaldıran bir milletin imanla ve inançla göğsünü siper ederek, yaptığı bir savaştan bahsediyoruz. Tozun dumana katıldığı, top seslerinin göğüs astığı, mermilerin havada uçuştuğu ecdadımızın göğüs göğüse çarpıştığı bir dönemden bahsediyoruz. İşte o zaman hayata gelen güzel bir insan. Aradan geçen yıllarda kim bilir nelere şahitlik etti, neler gördü, neler geçirdi? Etrafınıza şöyle bir baktığınızda insan kendi kendine sormadan edemiyor, bu kin bu öfke bu bencillik, bu haset niye? Eğer sonunda ölüm varsa, neden bir ekmeği bölüşmeyiz, aynı tastan çorba içmeyiz, niçin kucaklaşmayız? Kötülüğün kavganın bu zamana kadar kime ne yararı ne faydası olmuş? Eğer ömür güzel bir hayatla taçlanmıyorsa, insana sormazlar mı öbür dünyada biz seni niye hayata bağladık, sana niye bir ömür verdik diye.

 

DOSTLAR ALIŞVERİŞTE GÖRSÜN

Nasreddin Hoca ibadette ihlâsın önemini anlatır: “Huşu ile ibadetinizi yapın. Esas kâr ondadır. Yoksa riya karışan ibadetle kâr değil, belki de zarar edersiniz” diye vaazlarında anlatırmış. O kadar zahmete katlanıyorsunuz kârlı çıkmalısınız dermiş.

Cemaattin kayıtsızlığı karşısında bu hususu çarpıcı bir misalle onlara anlatmak istemiş.

Evlerden yumurtanın dokuzunu bir akçeye almış. Pazara götürüp, onunu bir akçeye satmış.

– “Bu ne biçim ticaret, Hoca !” demişler.

– “Bir öteki satıcılara bakın, bir de bana” demiş, “amacım kazanmak değil, yeter ki dostlar alışverişte görsün.”

 

VER CÜPPESİNİ, AL SEMERİNİ

Nasreddin Hoca’nın köyünden bir adam, eşeğiyle bahçesine doğru giderken çalılıkların önünde durmuş. Eşeğini de bir ağaca bağlamış. Abasını çıkarıp eşeğin semerinin üzerine koymuş. Abdest bozmak için kuytu bir yere gitmiş. O sırada birisi abayı alıp kaçmış.

Adam geri döndüğünde abasının yerinde yeller estiğini görünce, eline bir sopa alıp, eşeğini hem acımasızca dövüyor, hem de kötü kötü söyleniyormuş.

O sırada bahçesine gitmekte olan Nasreddin Hoca olayı görmüş, Adama;

– “Dur bakalım” demiş, “Ben şimdi ona gösteririm.”

Hemen eşeğin semerini indirip yere koymuş. Yularını çözüp boynuna sarmış. Eşeğe kuvvetli bir sopa yapıştırarak;

– “Sana semer memer yok, getir sahibinin abasını, al semerini.” Demiş.

 

ALLAH’IN İŞİNE AKIL SIR ERMEZ

Nasreddin Hoca’nın iki yüz akçe parası kaybolmuş. Bulunması için dua etmeye başlamış. O sırada Akşehir’in zenginlerinden birinin bindiği gemi yolda fırtınaya tutulmuş. “Eğer sağ salim memleketime varırsam Hoca’ya iki yüz akçe vereceğim” diye adakta bulunmuş.

Adam kurtulup gelmiş, Hoca’yı bulup parayı vermiş.

Hoca bir süre düşündükten sonra:

– “Allah’ım bu ne dolambaçlı yol! Bu parayı ben nerede yitirdim, Sen bana nerede buldurdun ! … İşine gerçekten de akıl sır ermiyor” demiş.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.